23. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    41 23441YASİN (36)

٢٨

وَمَا اَنْزَلْنَا عَلى قَوْمِه مِنْ بَعْدِه مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلينَ

(28) ve ma enzelna ala kavmihi mim ba’dihi min cündim mines semai ve ma künna münziliyn
İndirmedik onun arkasından kavminin üzerine semadan bir ordu indirecekte değildik

1. ve mâ enzelnâ : ve biz indirmedik
2. alâ kavmi-hi : onun kavmi üzerine
3. min ba’di-hi : ondan sonra
4. min cundin : bir ordu(dan)
5. min es semâi : semadan, gökten
6. ve mâ kunnâ : ve biz olmadık
7. munzilîne : indirenler (indiriciler)

٢٩

اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ

(29) in kanet illa sayhatev vahideten fe iza hüm hamidun
Ancak bir korkunç sesten (ibaret) oldu o zaman onlar sönüverdiler

1. in … illâ : ancak, sadece
2. kânet : oldu
3. sayhaten : bir sayha, şiddetli ses dalgası
4. vâhıdeten : tek, bir
5. fe : o zaman
6. izâ : olduğu zaman
7. hum hâmidûne : onlar sönenler, sönen kimseler

٣٠

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَايَاْتيهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(30) ya hasraten alel ibad ma yetiy him mir rasulin illa kanu bihi yestehziun
Pişmanlık nedamet o kulların üzerine olsun gelmiş olmasın ki kendilerine bir resul onunla alay etmiş olmasınlar

1. yâ hasreten : yazık, yazıklar olsun
2. alâ el ıbâdi : kullara
3. mâ ye’tî-him : onlara gelmedi
4. min resûlin : bir resûl(den)
5. illâ kânû : olmuş olmadılar (ancak)
6. bi-hi yestehziûne : onunla alay ediyorlar

٣١

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

(31) elem yerav kem ehlekna kablehüm minel kuruni ennehüm ileyhim la yarciun
Görmediler mi? Biz onlardan önce nice memleketleri helak etmişiz şüphesiz onların (hiçbiri) bunlara dönüp gelmezler

1. e lem yerev : görmediler mi
2. kem : nice, kaç
3. ehleknâ : biz helâk ettik
4. kable-hum : onlardan önce
5. min el kurûni : aynı asrın insanlarından, nesillerden
6. enne-hum : muhakkak ki onlar
7. ileyhim lâ yerciûne : onlara dönmezler

٣٢

وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَميعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

(32) ve in küllül lemma cemiy’ul ledeyna muhdarun
Muhakkak herkes toplanıp huzurumuza getirilecekler

1. ve in : ve ancak
2. kullun : hepsi
3. lemmâ : olduğu zaman
4. cemîun : toplanma
5. ledeynâ : huzurumuzda
6. muhdarûne : hazır bulundurulanlar

٣٣

وَايَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَاْكُلُونَ

(33) ve ayetül lehümül erdul meyteh ahyeynaha ve ahracna minha habben feminhü ye’külun
Onlar için mucizedir arzın ölmesi ve ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık ondan yerler

1. ve âyetun : ve bir âyet, mucize, delil
2. lehum : onlar için
3. el ardu : arz, yeryüzü, yer, toprak
4. el meytetu : ölü
5. ahyeynâ-hâ : biz onu dirilttik
6. ve ahrecnâ : ve biz çıkarttık
7. min-hâ : ondan
8. habben : taneler
9. fe : böylece
10. min-hu : ondan
11. ye’kulûne : yerler

٣٤

وَجَعَلْنَا فيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخيلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فيهَا مِنَ الْعُيُونِ

(34) ve cealna fiyha cennatim min nahiyliv ve a’nabiv ve feccerna fiyha minel uyun
Yeryüzünde bahçeler yaptık hurma ve üzüm bağlarından fışkırttık orada kaynaklardan (su)

1. ve cealnâ : ve biz kıldık, yaptık
2. fî-hâ : orada
3. cennâtin : bahçeler
4. min nahîlin : hurmalıklar(dan)
5. ve a’nâbin : ve üzüm (bağları)
6. ve feccernâ : ve fışkırttık
7. fî-hâ : orada
8. min el uyûni : pınarlar(dan)

٣٥

لِيَاْكُلُوا مِنْ ثَمَرِه وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْديهِمْ اَفَلَا يَشْكُرُونَ

(35) li ye’külu min semerihi ve ma amilethü eydiyhim efela yeşkürun
Yesinler diye onlar meyvelerinden ve kendi ellerinizin yetiştiklerinden de halâ şükür etmeyecekler mi?

1. li ye’kulû : yesinler
2. min semeri-hi : onun ürününden, meyvesinden
3. ve mâ : ve şey
4. âmilet-hu : onu yaptılar
5. eydî-him : (onların) elleri
6. e : mı
7. fe : o halde, hâlâ
8. lâ yeşkurûne : şükretmiyorlar, şükretmezler

٣٦

سُبْحَانَ الَّذى خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَايَعْلَمُونَ

(36) sübhanellezi halekal ezvace külleha mimma tümbitül erdu ve min enfüsihim ve mimma la ya’lemun
O ki subhandır (noksan sıfatlardan münezzehtir) onların hepsinden çiftler yaratmış yerin bitirdiklerinden kendi nefislerinden ve bilmedikleri şeylerden

1. subhânellezî (subhâne ellezî) : o sübhandır, herşeyden münezzehtir
2. halaka : yarattı
3. el ezvâce : çiftler, eşler
4. kulle-hâ : onun hepsi
5. mimmâ (min mâ) : şeylerden
6. tunbitu : yetiştirir
7. el ardu : arz, yer
8. ve min enfusi-him : ve onların nefslerinden
9. ve mimmâ (min mâ) : ve şeylerden
10. lâ ya’lemûne : bilmezler, bilmiyorlar

٣٧

وَايَةٌ لَهُمُ الَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ

(37) ve ayetül lehümül leyl neslehu minhün nehara fe iza hüm muzlimun
Gece de onlar için bir ibret alametidir sıyırırız ondan gündüzü o zaman onlar karanlıkta gömülürler

1. ve âyetun : ve bir âyet, delil, mucize, ibret
2. lehum : onlar için, onlara
3. el leylu : gece
4. neslehu : sıyırırız, çekip alırız
5. min-hu : ondan
6. en nehâre : gündüz
7. fe : o zaman
8. izâ : olduğu zaman
9. hum : onlar
10. muzlimûne : karanlıkta kalan kimseler, karanlıkta kalanlar

٣٨

وَالشَّمْسُ تَجْرى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذلِكَ تَقْديرُ الْعَزيزِ الْعَليمِ

(38) veş şemsü tecri limüstekarril leha zalike takdiyrul aziyzil aliym
Güneş’te akıp gidiyor kendisi için belirlenen yerde akar işte bu takdiridir güçlü, bilenin

1. ve eş şemsu : ve güneş
2. tecrî : akar, gider
3. li : için
4. mustekarrin : karar kılınmış, kararlaştırılmış
5. lehâ : ona
6. zâlike : işte bu
7. takdîru : takdir
8. el azîzi : azîz olan, güçlü ve üstün olan
9. el alîmi : alîm olan, en iyi bilen

٣٩

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّى عَادَكَالْعُرْجُونِ الْقَديمِ

(39) vel kamera kaddernahü menazile hatta ade kel urcunil kadiym
Ay için yörüngeler takdir ettik sonunda döner eski eğri hurma dalına

1. ve el kamere : ve kamer, ay
2. kaddernâ-hu : biz ona takdir ettik
3. menâzile : menziller
4. hattâ : oluncaya kadar
5. âde : döndü
6. ke : gibi
7. el urcûni : hurma salkımının dalı
8. el kadîmi : eski (kurumuş)

٤٠

لَاالشَّمْسُ يَنْبَغى لَهَا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

(40) leşşemsü yembeğiy leha en tüdrikel kamera velel leylü sabikun nehar ve küllün fi felekiy yesbehun
Güneş ona müyesser olamaz ay’da (kendisine) yetişemez gece de gündüze geçemez her biri bir yörüngede yüzerler

1. leş şemsu (lâ eş şemsu) : güneş olmaz (olamaz)
2. yenbegî : gerekir, mümkün olur
3. lehâ : ona
4. en tudrike : erişmek, yetişmek
5. el kamere : kamer, ay
6. ve lel leylu (ve lâ el leylu) : ve gece olmaz (olamaz)
7. sâbikun : öne geçen
8. en nehâri : gündüz
9. ve kullun : ve hepsi
10. : içinde, da
11. felekin : felek, yörünge
12. yesbehûne : yüzerler, seyrederler, giderler

Sayfa:442

٤١

وَايَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

(41) ve ayetül lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fil fülkil meşhun
Onlar için hiçbir ayette onların zürriyetlerini taşımamızdır dolu gemide

1. ve âyetun : ve bir âyet
2. lehum : onlar için
3. ennâ : nasıl
4. hamelnâ : taşıdık
5. zurriyyete-hum : onların zürriyeti
6. fî el fulki : gemi içinde, gemide
7. el meşhûni : dolu

٤٢

وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه مَا يَرْكَبُونَ

(42) ve halakna lehüm mim mislihi ma yarkebun
Kendilerine yaratmamızda bunun misli gibi binecek şeyler

1. ve halaknâ : ve biz yarattık
2. lehum : onlar için
3. min misli-hi : onun benzerinden, onun gibi
4. mâ yerkebûne : bindiğiniz şeyler

٤٣

وَاِنْ نَشَاْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَريخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ

(43) ve in neşe’ nuğrikhüm fela sariyha lehüm velahüm yünkazun
Dilersek onları boğarız da onların imdadına koşan olur ve onları kurtarırlar

1. ve in : ve eğer
2. neşe’ : dileriz
3. nugrık-hum : onları boğarız, garkederiz
4. fe : artık, o zaman
5. lâ sarîha : yardım edilmez
6. lehum : onlar için, onlara
7. ve lâ hum yunkazûne : ve onlar kurtarılmazlar

٤٤

اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلى حينٍ

(44) illa rahmetem minna ve metaan ila hiyn
Ancak tarafımızdan rahmet ve bir zamana kadar faydalanma (vardır)

1. illâ : ancak, hariç
2. rahmeten : bir rahmet
3. min-nâ : bizden
4. ve metâan : ve metalanma, faydalanma
5. ilâ : … e, kadar
6. hînin : belli bir zaman

٤٥

وَاِذَا قيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْديكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

(45) ve iza kiyle lehümüt teku ma beyne eydiküm ve ma halfeküm lealleküm türhamun
Onlara denildiği zaman sakının önünüzdeki yaptıklarınızdan ve arkadan yapacağınız şeylerden olur ki siz merhamet olunursunuz

1. ve izâ : ve olduğu zaman, olmuştu
2. kîle : denildi
3. lehum : onlara
4. ittekû : sakının, takva sahibi olun
5. mâ beyne eydî-kum : elleriniz arasındaki, önünüzdeki şeyler
6. ve mâ halfe-kum : ve arkanızdaki şeyler
7. lealle-kum : umulur ki böylece siz
8. turhamûne : rahmet olunursunuz

٤٦

وَمَا تَاْتيهِمْ مِنْ ايَةٍ مِنْ ايَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضينَ

(46) ve ma te’tiyhim min ayetim min ayati rabbihim illa kanu anha mu’ridiyn
Onlara gelmeyedursun Rablerinin ayetlerinden bir ayet olmasınlar ondan yüz çevirmiş

1. ve mâ te’tî-him : ve onlara gelmedi
2. min âyetin : bir âyetten
3. min âyâti : âyetlerden
4. rabbi-him : onların Rabbi
5. illâ : ancak, den başka, olmaz ki
6. kânû : oldular
7. an-hâ : ondan
8. mu’ridîne : yüz çevirenler

٤٧

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ قَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِلَّذينَ امَنُوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّهُ اَطْعَمَهُ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(47) ve iza kiyle lehüm enfiku mimma razekakümüllahü kalelleziyne keferu lilleziyne amenu e nut’imü mel lev yeşaüllahü at’amehu in entüm illa fi dalalim mübin
Onlara denildiği zaman infak edin Allah’ın size verdiği rızıktan küfredenler dedi iman edenlere biz mi doyuracağız o kimseyi Allah dilemiş olasaydı onu doyururdu gerçekten siz ancak açık bir dalalet içindesiniz

1. ve izâ kîle : ve denildiği zaman
2. lehum : onlara
3. enfikû : infâk edin, verin
4. mimmâ (min mâ) : şeylerden
5. rezaka-kum allâhu : Allah’ın sizi rızıklandırdığı
6. kâle ellezîne : onlar dediler
7. keferû : inkâr edenler, kâfirler
8. li ellezîne : o kimselere
9. âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar
10. e nut’imu : biz mi doyuracağız, biz mi yedireceğiz
11. men : kim, kimse, kişi
12. lev : olsaydı, eğer
13. yeşâullâhu (yeşâu allâhu) : Allah diler
14. at’ame-hu : onu doyurur
15. in entum : eğer siz
16. illâ : ancak
17. fî dalâlin : dalâlet içinde
18. mubînin : apaçık

٤٨

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(48) ve yekulune meta hazel va’dü in küntüm sadikiyn
Dediler o vaat edilen (azap) ne zaman eğer sizler doğru söyleyenlerdenseniz

1. ve yekûlûne : ve derler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaad
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. sâdikîne : doğru sözlüler

٤٩

مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَاْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

(49) ma yenzurune illa sayhatev vahideten te’huzühüm vehüm yehissimun
Onların beklediği sadece korkunç bir sestir onları yakalayıverir kendileri çekişip dururken

1. mâ yenzurûne : bakmazlar, gözlemiyorlar
2. illâ : ancak, den başka
3. sayhaten : sayha, şiddetli ses dalgası
4. vâhıdeten : bir, tek
5. te’huzu-hum : onları alır, yakalar
6. ve hum : ve onlar
7. yahıssımûne : çekişirler, tartışırlar

٥٠

فَلَا يَسْتَطيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا اِلى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

(50) fela yestetiy’une tevsiyetev ve la ila ehlihim yarciun
Artık güçleri de yetmez vasiyet yapmaya ve ailelerine dönemezler

1. fe : artık
2. lâ yestetîûne : güçleri yetmez
3. tavsiyeten : tavsiye, vasiyet
4. ve lâ : ve yok, değil
5. ilâ : … e, … a
6. ehli-him : onların aileleri
7. yerciûne : dönerler

٥١

وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ

(51) ve nüfiha fis suri feiza hüm minel ecdasi ila rabbihim yensilun
Sur’a üfürülür o zaman onlar kabirlerinden (kalkıp) onlar Rablerine doğru akın ediyorlar

1. ve nufiha : ve üfürüldü
2. fî es sûri : sur’a
3. fe : o zaman
4. izâ : olduğu zaman
5. hum : onlar
6. min el ecdâsi : kabirlerden
7. ilâ rabbi-him : Rab’lerine
8. yensilûne : koşarlar

٥٢

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

(52) kalu ya veylena mem beasena mim merkadina haza ma veader rahmanü ve sadekal murselun
Derler yazıklar olsun bize kim bizi kaldırdı uyuduğumuz yerden işte rahmanın vaat etiği bu (imiş) peygamberler doğru söylermiş

1. kâlû : dediler
2. : ey
3. veyle-nâ : yazıklar olsun bize
4. men : kim, kimse
5. bease-nâ : bizi diriltti
6. min merkadi-nâ : uykuya bırakıldığımız yerden
7. hâzâ : bu
8. mâ vaade : vaadettiği
9. er rahmânu : Rahmân’ın
10. ve sadaka : ve doğru söylemiş
11. el murselûne : gönderilen resûller

٥٣

اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَاهُمْ جَميعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

(53) in kanet illa sayhatev vahideten feiza hüm cemiy’ul ledeyna muhdarun
Sadece başkası değildir bir korkunç sesten o zaman onların hepsi huzurumuza toplanıp gelmişlerdir

1. in : eğer
2. kânet : oldu
3. illâ : ancak, den başka
4. sayhaten : sayha, şiddetli ses dalgası
5. vâhıdeten : bir, tek
6. fe : artık, işte
7. izâ : olduğu zaman
8. hum : onlar
9. cemîun : toplu olarak, hepsi
10. ledey-nâ : huzurumuza
11. muhdarûne : hazır bulunanlar

٥٤

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيًْا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(54) fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melun
Artık o gün zulüm yapılmaz kimseye zerre kadar ancak karşılığını bulursunuz yapmış olduklarınızın

1. fe : artık, işte
2. el yevme : bugün, o gün
3. lâ tuzlemu : zulmedilmez
4. nefsun : nefs, kimse, kişi
5. şey’en : şey
6. ve lâ tuczevne : ve karşılık görmezsiniz, cezalandırılmazsınız
7. illâ : den başka
8. : şey
9. kuntum : siz oldunuz
10. ta’melûne : yapıyorsunuz

Sayfa:443

٥٥

اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فى شُغُلٍ فَاكِهُونَ

(55) inne ashabel cennetil yevme fi şüğulin fakihun
Şüphesiz cennet ashabı o gün pek bir güzel zevk içinde safa sürerler

1. inne : muhakkak ki
2. ashâbe : sahip, ehil, halk
3. el cenneti : cennet
4. el yevme : o gün, bugün
5. : içinde
6. şugulin : meşguliyet
7. fâkihûne : memnun, hoşnut, zevk-ü sefada olanlar

٥٦

هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فى ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَاءِكِ مُتَّكِؤُنَ

(56) hüm ve ezvacühüm fi zilalin alel eraiki müttekiun
Kendileri ve zevceleri gölgeler içindedirler tahtlar üzerinde kurulurlar

1. hum : onlar
2. ve ezvâcu-hum : ve onların eşleri
3. fî zılâlin : gölgeliklerde
4. alâ el erâiki : tahtlar üzerinde
5. muttekiûne : yaslanmış olanlar

٥٧

لَهُمْ فيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ

(57) lehüm fiyha fakihetüv ve lehüm ma yeddeun
Onlar için orada meyveler ve onlar için ne isterlerse (vardır)

1. lehum : onlar için vardır
2. fîhâ : orada
3. fâkihetun : yemiş, meyve
4. ve lehum : ve onlar için
5. mâ yeddeûne : istedikleri şeyler

٥٨

سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحيمٍ

(58) selamün kavlem mir rabbir rahiym
Selam sözü rahim olan Rablerinden

1. selâmun : selâm
2. kavlen : söz
3. min rabbin : Rab’lerinden
4. rahîmin : rahmet nuru gönderen

٥٩

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

(59) vemtazül yevme eyyühel mücrimun
bugün ayrılın ey mücrimler

1. ve imtâzû : ve ayrılın, çekilin
2. el yevme : o gün, bugün
3. eyyuhâ : ey
4. el mucrimûne : mücrimler, günahkârlar

٦٠

اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَنى ادَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبينٌ

(60) elem a’hed ileyküm ya beni ademe el la ta’büdüş şeytan innehu leküm adüvvüm mübiyn
Ben sizden ahit almadım mı ey adem oğulları şeytana kulluk etmeyin diye şüphesiz o sizin açık düşmanınızdır

1. e lem a’had : ahd almadım mı
2. ileykum : size
3. yâ benî âdeme : ey Âdemoğulları
4. en lâ ta’budû : kul olmamanız
5. eş şeytâne : şeytan
6. inne-hu : muhakkak ki o
7. lekum : sizin için, size
8. aduvvun : düşman
9. mubinun : apaçık

٦١

وَاَنِ اعْبُدُونى هذَا صِرَاطٌ مُسْتَقيمٌ

(61) ve eni’büduni haza siratum müstekiym
Bana kulluk edin işte doğru yol budur

1. ve eni’budûnî (en i’budû-nî) : ve bana kul olun
2. hâzâ : bu
3. sırâtun mustekîmun : Sıratı Mustakîm, Allah’a yönelmiş yol, Allah’a götüren yol

٦٢

وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثيرًا اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ

(62) velekad edalle minküm cibillen kesiyra efelem tekunu ta’kilun
Yemin olsun sizden saptırdı pek çok milletleri sizler akıl edenlerden olmadınız mı?

1. ve lekad : ve andolsun
2. edalle : dalâlette bıraktı, saptırdı
3. min-kum : sizden
4. cibillen : insanlar, halk, cemaat
5. kesîran : çok, çoğu
6. e : mı
7. fe : o zaman, hâlâ
8. lem tekûnû : olmuyorsunuz, olmazsınız
9. ta’kılûne : akıl ediyorsunuz

٦٣

هذِه جَهَنَّمُ الَّتى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

(63) hazihi cehennemülleti küntüm tuadun
İşte budur size vaat olan cehennem

1. hâzihî : bu
2. cehennem : cehennem
3. elletî : ki o
4. kuntum : siz oldunuz
5. tûadûne : size vaadediliyor

٦٤

اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

(64) islevhel yevme bima küntüm tekfürun
Bugün oraya giriniz küfrünüz sebebi ile

1. ıslev-hâ : ona yaslanın
2. el yevme : o gün, bugün
3. bi mâ : şey sebebiyle
4. kuntum : siz oldunuz
5. tekfurûne : inkâr ediyorsunuz

٦٥

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْديهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(65) el yevme nahtimü ala efvahihim ve tükellimüna eydihim ve teşhedü ercülühüm bima kanu yeksibun
O gün mühür basınız onların ağızlarının üzerine elleri bizimle konuşur onların ayakları şahitlik eder ne kazanmış iseler

1. el yevme : o gün, bugün
2. nahtimu : mühürleriz
3. alâ efvâhi-him : onların ağızlarının üzerini
4. ve tukellimu-nâ : ve bizimle konuşur, söyler, anlatır
5. eydî-him : onların elleri
6. ve teşhedu : ve şahitlik eder
7. erculu-hum : onların ayakları
8. bi-mâ : şeyleri
9. kânû : oldular
10. yeksibûne : kazanıyorlar

٦٦

وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّى يُبْصِرُونَ

(66) velev neşaü letamesna ala a’yünihim festebekus sirata fe enna yübsirun
Eğer dilersek silme kör ederdik onların gözlerini yol (bulmaya) koşarlardı fakat nereden görecekler

1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. neşâu : dileriz
3. le : elbette
4. tamesnâ : sildik, mahvettik
5. alâ a’yuni-him : onların gözlerine
6. festebekû (fe istebekû) : böylece, o zaman koştular, koşuştular
7. es sırâta : yol
8. fe : o zaman, o taktirde, bundan sonra
9. ennâ : nasıl
10. yubsırûne : görürler

٦٧

وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

(67) velev neşaü lemesahnahüm ala mekanetihim femestetau mudiyyev ve la yarciun
Velev dileseydik kendilerinin şekillerini değiştirirdik onlar bulundukları mekanda artık ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi

1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. neşâu : dileriz
3. le mesahnâ-hum : elbette onları değiştirdik
4. alâ mekâneti-him : mekânlarında, onların bulunduğu yerde
5. fe mâstetâû (mâ istetâû) : o zaman güçleri yetmez
6. mudiyyen : geçip gitme, ileri gitme
7. ve lâ yerciûne : ve geri dönmezler

٦٨

وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى الْخَلْقِ اَفَلَا يَعْقِلُونَ

(68) ve men nüammirhü nünekkishü fil halk efela ya’kilun
Kimin ömrünü uzatırsak onu tersine çeviririz yaratılış icabı akıl etmiyorlar mı?

1. ve men : ve kim, kimi
2. nuammir-hu : onun ömrünü uzatırız
3. nunekkis-hu : onu tersine çeviririz, onun kuvvetini gideririz
4. fî el halkı : yaratılışta
5. e fe lâ ya’kılûne : hâlâ akıl etmezler mi

٦٩

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغى لَهُ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْانٌ مُبينٌ

(69) ve ma allemnahüş şi’ra ve ma yembeğiy leh in hüve illa zikruv ve kur’anüm mübiyn
Biz ona şiir öğretmedik ona yaraşmaz da onun (getirdiği) sadece bir zikir ve açık bir kur’andır

1. ve mâ allemnâ-hu : ve biz ona öğretmedik
2. eş şi’re : şiir
3. ve mâ yenbagî : ve yakışmaz
4. lehu : ona
5. in … (illâ) : ancak, sadece
6. huve : o
7. (in) … illâ : ancak, sadece
8. zikrun : zikir, öğüt
9. ve kur’ânun : ve Kur’ân
10. mubînun : apaçık

٧٠

لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرينَ

(70) li yünzira men kane hayye ve yehikkal kavlü alel kafirin
Hayatta olanı uyarmak için hak olan sözü kâfirlerin üzerine

1. li : için
2. yunzire : inzar eder, uyarır
3. men : kim, kimse, kişi
4. kâne : oldu
5. hayyen : hayy, diri
6. ve yehıkka : ve hak olur
7. el kavlu : söz
8. alâ : üzerine
9. el kâfirîne : kâfirler

Sayfa:444

٧١

اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدينَا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

(71) e ve lem yerav enna halakna lehüm mimma amilet eydina en’amen fehüm leha malikun
Görmediler mi? gerçekten onlar için yarattıklarımızı elimizle var ettiğimiz hayvanları kendileri şimdi onlara sahip olmuşlardır

1. e : mı
2. ve lem yerev : ve görmüyorlar, görmediler
3. ennâ : nasıl
4. halaknâ : biz halkettik, yarattık
5. lehum : onlara, onlar için
6. mimmâ (min mâ) : şeylerden
7. amilet : yaptı
8. eydî-nâ : ellerimiz
9. en’âmen : hayvanlar
10. fe : böylece
11. hum : onlar
12. lehâ : ona
13. mâlikûne : malik olanlar

٧٢

وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَاْكُلُونَ

(72) ve zellelna ha lehüm fe minha rakubühüm ve minha ye’külun
Evcil kıldık onları kendilerine ondan bazısına biniyorlar ondan bazılarını da yerler

1. ve zellelnâ-hâ : ve biz onu zelil ettik, itaatkâr kıldık, boyun eğdirdik
2. lehum : onlara, onlar için
3. fe : böylece
4. min-hâ : ondan
5. rakûbu-hum : onların binekleri
6. ve min-hâ : ve ondan
7. ye’kulûne : yerler

٧٣

وَلَهُمْ فيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ اَفَلَا يَشْكُرُونَ

(73) ve lehüm fiyha menafiu ve meşarib efela yeşkürun
Bunlar da kendileri için menfaatler ve türlü içecekler (var) halâ şükür etmeyecekler mi?

1. ve lehum : ve onlar için
2. fî-hâ : onda (vardır)
3. menâfiu : menfaatler, faydalar, yararlar
4. ve meşâribu : ve içecek şeyler
5. e : mı
6. fe : artık, hâlâ
7. lâ yeşkurûne : şükretmiyorlar, şükretmezler

٧٤

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ الِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ

(74) vettehazu min dunillahi alihetel leallehüm yünsarun
Allah’tan başka ilahlar edindiler umuyorlar ki onlar yardım olunacaklar

1. vettehazû (ve ittehazû) : ve ittihaz ettiler, edindiler
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. âliheten : ilâhlar
4. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar ümit ederek
5. yunsarûne : yardım olunurlar

٧٥

لَا يَسْتَطيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ

(75) la yestetiy’une nasrahüm vehüm lehüm cündüm muhdarun
Onların güçleri yetmez kendilerine yardım etmeye ve onlar putlar için hazır bekleyen askerlerdir

1. lâ yestetîûne : muktedir değildirler, olamazlar, güçleri yetmez
2. nasra-hum : onlara yardım
3. ve hum : ve onlar
4. lehum : onlar için
5. cundun : askerler
6. muhdarûne : hazır bulunan

٧٦

فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّا نَعْلَمُ مَايُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

(76) fela yahzünke kavlühüm inna na’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun
Artık seni üzmesin onların sözleri gerçekten biz biliriz onları gizlediklerini de açığa vurduklarını da

1. fe : artık
2. lâ yahzun-ke : seni mahzun etmesin
3. kavlu-hum : onların sözü, sözleri
4. innâ : muhakkak biz
5. na’lemu : biliriz
6. mâ yusirrûne : sır olan şeyler, sakladıkları şeyler
7. ve mâ yu’linûne : ve aleni olan, açıkladıkları şeyler

٧٧

اَوَ لَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصيمٌ مُبينٌ

(77) evelem yeral insanü enna halaknahü min nutfetin fe iza hüve hasiymün mübin
İnsanı görmedin mi? biz kendisini yarattık bir nutfeden şimdi o açıkça mücadeleci (kesildi)

1. e : mı
2. ve lem yera : ve görmüyorlar, görmediler
3. el insânu : insan
4. ennâ : nasıl
5. halaknâ-hu : biz onu halkettik, yarattık
6. min nutfetin : bir nutfeden
7. fe : sonra
8. iza : olduğu zaman
9. huve : o
10. hasîmun : hasım, düşman
11. mubînun : apaçık

٧٨

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِىَ رَميمٌ

(78) ve darabe lena meselev ve nesiye halkah kale mey yuhyil izame ve hiye ramim
Bize bir misal getirdi yaratılışını unutup kemikleri kim diriltti dedi onları çürüyüp dağılmışken

1. ve darebe (meselen) : ve örnek verdi, misal getirdi
2. lenâ : bize
3. meselen : örnek, misal
4. ve nesiye : ve unuttu
5. halka-hu : onun (kendi) yaratılışı,
6. kâle : dedi
7. men : kim
8. yuhyi : hayat verir, can verir
9. el izâme : kemikler
10. ve hiye : ve o
11. remîmun : çürüyüp dağılmış

٧٩

قُلْ يُحْييهَا الَّذى اَنْشَاَهَا اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَليمٌ

(79) kul yuhyihellezi enşeeha evvele merrah ve hüve bikülli halkin alim
De ki yaratan diriltir onları ilk defa ve o, her türlü yaratmayı bilendir

1. kul : de, söyle
2. yuhyî-hâ : ona hayat verir, onu canlandırır
3. ellezî : ki o
4. enşee-hâ : onu inşa etti, yaptı
5. evvele : evvel, önce
6. merretin : kere
7. ve huve : ve o
8. bi kulli : hepsi, bütün
9. halkın : halketme, yaratma, yaratış
10. alîmun : en iyi bilen

٨٠

اَلَّذى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ

(80) ellezi ceale leküm mineş şeceril ahdari naran fe iza entüm minhü tukidun
O ki size yaptı yeşil ağacı (kurutup) ateş şimdi siz onu yakıp duruyorsunuz

1. ellezî : ki o, o …dır
2. ceale : kıldı
3. lekum : size, sizin için
4. min eş şeceri : ağaçtan
5. el ahdari : yeşil
6. nâren : ateş
7. fe : artık, böylece
8. izâ : o zaman, olduğu zaman
9. entum : size
10. min-hu : ondan
11. tûkıdûne : yakıyorsunuz, yakarsınız

٨١

اَوَ لَيْسَ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَليمُ

(81) eveleyse llezi halekas semavati vel erda bi kadirin ala ey yahlüka mislehüm bela ve hüvel hallakul alim
Semaları ve yeri yaratan değil midir? onların mislini yaratmaya kadir elbette ki (kadirdir) o, yaratan, bilendir

1. e : mı
2. ve leyse : ve değil
3. ellezî : ki o, … o dur
4. halaka : halketti, yarattı
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
7. bi kâdirin alâ : … a kaadir olan
8. en yahluka : yaratmak, yaratmaya
9. misle-hum : onların benzeri, aynısı, eşi
10. belâ : evet
11. ve huve : ve o
12. el hallâku : yaratan, yaratıcı
13. el alîmu : en iyi bilen

٨٢

اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيًْا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

(82) innema emruhu iza erade şey’en ey yekule lehu kün fe yekun
O emrinden bir şeyi dilediği zaman ona (sadece) “ol” der hemen oluverir

1. innemâ : sadece
2. emru-hu : onun emri
3. izâ erâde : irade ettiği, dilediği zaman
4. şey’en : bir şey
5. en yekûle : söylemek, demek
6. lehu : ona
7. kun : ol
8. fe : artık, böylece, hemen
9. yekûnu : olur

٨٣

فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(83) fe sübhanel lezi bi yedihi melekutü külli şey’iv ve ileyhi türceun
Bütün noksanlıktan münezzehtir her şeyin mülkü elinde olan ve o’na döndürüleceksin

1. fe : işte
2. subhâne : (o) sübhandır, herşeyden münezzehtir
3. ellezî : ki o, … o dur
4. bi yedi-hî : onun elinde
5. melekûtu : melekût, mülk ve hükümranlık
6. kulli şey’in : herşey
7. ve ileyhi : ve ona
8. turceûne : döndürüleceksiniz

37-SAFFAT

Sayfa:445

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

(1) vessaffati saff
yemin olsun, saf bağlayıp duranlara

1. ve : ve andolsun, yemin olsun
2. es sâffâti : saflar halinde duranlar, saf bağlayanlar
3. saffen : saflar halinde, saf bağlayarak

٢

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

(2) fezzacirati zecr
Sevk idare edenlere

1. fe : ve de
2. ez zâcirâti : zecredenler, sevkedenler, koruyanlar, kuvvet kullananlar
3. zecran : toplayarak, sevkederek, koruyarak

٣

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

(3) fettaliyati zikr
Zikir okuyanlara

1. fe : ve, ve de
2. et tâliyâti : tilâvet edenler, okuyanlar
3. zikran : zikrederek

٤

اِنَّ اِلهَكُمْ لَوَاحِدٌ

(4) inne ilaheküm levahid
Şüphesiz sizin ilahınız birdir

1. inne : muhakkak
2. ilâhe-kum : sizin ilâhınız
3. le : muhakkak, elbette
4. vâhıdun : tektir, birdir

٥

رَبُّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

(5) rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehüma ve rabbül meşarik
O göklerin Rabbidir yerin ve aralarındakilerin doğularında Rabbidir

1. rabbu : Rab
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el ardı : ve yeryüzü
4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisi arasındakiler
5. ve rabbu : ve Rab
6. el meşârıkı : şarklar, doğular

٦

اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزينَةٍ الْكَوَاكِبِ

(6) inna zeyyennes semaed dünya bizinetinil kevakib
Gerçekten biz süsledik dünya semasını yıldızlar ile donattık

1. innâ : muhakkak ki biz
2. zeyyennâ : süsledik
3. es semâe : sema, gökyüzü
4. ed dunyâ : dünya
5. bi zîynetin : ziynet ile
6. el kevâkibi : yıldızlar

٧

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ

(7) ve hifzam min külli şeytanim marid
Ve (onu) hıfz ettik bütün asi şeytanlardan

1. ve hıfzan : ve koruyarak
2. min kulli : hepsinden
3. şeytânin : şeytan
4. mâridin : asi ve azgın

٨

لَايَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ

(8) la yessemmeune ilel meleil a’la ve yukzefune min külli canib
Onlar dinleyemezler mele-i a’la’yı ateşe atılarak yakılırlar her taraftan gelen

1. lâ yessemmeûne ilâ : kulak veremezler, dinleyemezler
2. el meleil a’lâ : Melei A’lâ, yüce, şerefli topluluk
3. ve yukzefûne : ve atılırlar
4. min kulli : hepsinden
5. cânibin : yanlar, taraflar

٩

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

(9) dühurav ve lehüm azabüv vasib
Kovmak için onlar için azap devamlıdır

1. duhûran : kovularak, kovulmuş olarak
2. ve lehum : ve onlar için, onlar için vardır
3. azâbun : bir azap
4. vâsibun : kesilmeyen, sürekli

١٠

اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

(10) illa men hatfel hatfete fe etbeahu şihabün sakib
Ancak (bir kelime) kapıp alan kimseyi hemen onu takip eder delip gelen bir göktaşı

1. illâ : ancak, başka
2. men : kim, kimse
3. hatıfe : kaptı, kaçtı
4. el hatfete : kapmak, kaçmak
5. fe : o zaman, o taktirde
6. etbea-hu : ona tâbî olur, ona ulaşır
7. şihâbun : yakıcı alev
8. sâkibun : delip geçen, kayıp giden

١١

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَا اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طينٍ لَازِبٍ

(11) festeftihim ehüm eşeddü halkan em men halakna inna halaknahüm min tiynil lazib
Şimdi onlara sor yaratılışça kendileri mi kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı gerçekten biz onları yarattık yapışkan bir çamurdan

1. fe : artık, haydi
2. istefti-him : onlardan fetva iste, açıklama iste, sor
3. e hum : onlar mı
4. eşeddu : daha kuvvetli
5. halkan : halkoluş, yaratılış bakımından
6. em : yoksa, veya
7. men : kimse
8. halaknâ : biz halkettik, yarattık
9. innâ : muhakkak ki biz
10. halaknâ-hum : onları halkettik, yarattık
11. min tînin : nemli toprak
12. lâzibin : birbirine yapışmış, yapışkan

١٢

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

(12) bel acibte ve yesharun
Hayır! sen şaştın ve onlar alay ediyorlar

1. bel : aksine, evet
2. acibte : sen şaşırdın, hayret ettin
3. ve yesharûne : ve onlar alay ediyorlar

١٣

وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

(13) ve iza zükkiru la yezkürun
Öğüt verildiği zaman nasihat kabul etmiyorlar

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. zukkirû : zikredildi, hatırlatıldı
3. lâ yezkurûne : tezekkür etmezler

١٤

وَاِذَا رَاَوْا ايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

(14) ve iza raev ayetey yesteshirun
Mucize gördükleri zaman eğlenceye alıyorlar

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. raev : gördüler
3. âyeten : bir âyet, mucize
4. yesteshırûne : alay ediyorlar

١٥

وَقَالُوا اِنْ هذَا اِلَّا سِحْرٌ مُبينٌ

(15) ve kalu in haza illa sihrum mübin
Bu ancak diyorlar açık bir sihirdir

1. ve kâlû : ve dediler
2. in hâzâ illâ : bu sadece
3. sihrun : bir büyü, sihir
4. mubînun : apaçık

١٦

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

(16) e iza mitna ve künna türabev ve izamen e inna lemeb’usun
Öldüğümüz zaman mı biz toprak ve kemik olduğumuz gerçekten biz dirilecekmişiz?

1. e : mi
2. izâ : olduğu zaman
3. mitnâ : biz öldük
4. ve kunnâ : ve biz olduk
5. turâben : toprak
6. ve izâmen : ve kemik
7. e : mi
8. innâ : muhakkak biz
9. le : elbette, mutlaka
10. meb’ûsûne : beas edilenler, diriltilenler

١٧

اَوَ ابَاؤُنَا الْاَوَّلُونَ

(17) e ve abaünel evvelun
Evvelki atalarımızda mı

1. e : mı
2. ve âbâu-nâ : ve babalarımız
3. el evvelûne : evvelkiler

١٨

قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَ

(18) kul neam ve entüm dahirun
De ki: evet sizler boyun eğerek (diriltileceksiniz)

1. kul : de
2. neam : evet
3. ve entum : ve siz
4. dâhırûne : zelil olanlar, hor ve hakir olanlar

١٩

فَاِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ

(19) feinnema hiye zecratüv vahidetün fe izahüm yenzurun
Bu ancak tek bir sesten (ibarettir) o zaman onlar bakıp dururlar

1. fe : işte o zaman
2. innemâ : yalnızca, sadece
3. hiye : o
4. zecretun : haykırış, çığlık
5. vâhıdetun : bir tek
6. fe izâ hum : işte o zaman onlar
7. yenzurûne : bakacaklar, görecekler

٢٠

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هذَا يَوْمُ الدّينِ

(20) ve kalu ya veylena haza yevmüd din
Eyvah bize derler işte bu kıyamet günüdür

1. ve kâlû : ve dediler
2. yâ veylenâ : yazıklar olsun bize, eyvahlar olsun bize
3. hâzâ : bu
4. yevmu : gün
5. ed dîni : dîn

٢١

هذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذى كُنْتُمْ بِه تُكَذِّبُونَ

(21) haza yevmül faslillezi küntüm bihi tükezzibun
Bu ayırt edinme günüdür sizin onu yalanlamış olduğunuz

1. hâzâ : bu
2. yevmu : gün
3. el fasli : fasıl, ayırma hüküm verme
4. ellezî : ki o
5. kuntum : siz oldunuz
6. bi-hi : onu
7. tukezzibûne : tekzip ediyorsunuz, yalanlıyorsunuz

٢٢

اُحْشُرُوا الَّذينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

(22) uhşürul lezine zalemu ve ezvacehüm ve ma kanu ya’büdun
Onları toplayın zulüm edenleri onların eşlerini tapmış oldukları şeyleri

1. uhşurû : haşredin, biraraya toplayın
2. ellezîne zalemû : ki onlar zulmettiler, zulmedenler
3. ve ezvâce-hum : ve onlara eş olanlar, yardımcı olanlar
4. ve mâ : ve şeyler
5. kânû : onlar oldular
6. ya’budûne : tapıyorlar

٢٣

مِنْ دُونِ اللّهِ فَاهْدُوهُمْ اِلى صِرَاطِ الْجَحيمِ

(23) min dunillahi fehduhüm ila siratil cehiym
Allah’tan başka artık onlara yollarını gösterin cehennem yoludur

1. min dûnillâhi (min dûni allâhi) : Allah’tan başka
2. fehdû-hum : artık onları hidayet edin, ulaştırın
3. ilâ sırâtı : yola
4. el cahîmi : cahîm, cehennem

٢٤

وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُلُونَ

(24) ve kifuhüm innehüm mes’ulun
Onları tutuklayın çünkü onlar sorguya çekileceklerdir

1. vakıfû-hum : ve onları durdurun, tevkif edin, tutuklayın
2. inne-hum : muhakkak onlar
3. mes’ûlûne : mesuldürler

Sayfa:446

٢٥

مَالَكُمْ لَاتَنَاصَرُونَ

(25) me leküm la tenasarun
Ne oldu size yardımlaşmıyorsunuz

1. mâ lekum : size ne oldu
2. lâ tenâsarûne : yardımlaşmıyorsunuz

٢٦

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

(26) bel hümül yevme müsteslimun
Hayır! onlar o gün boyun eğmişlerdir

1. bel : hayır
2. hum : onlar
3. el yevme : gün, bugün
4. musteslimûne : teslim olanlar

٢٧

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

(27) ve akbele ba’duhüm ala ba’diy yetesaelun
Birbirlerine yönelerek soruşurlar

1. ve akbele : ve karşılıklı
2. ba’du-hum alâ ba’dın : birbirlerine yönelip
3. yetesâelûne : sorarlar

٢٨

قَالُوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَاْتُونَنَا عَنِ الْيَمينِ

(28) kalu inneküm küntüm te’tunena anil yemin
Derler gerçekten siz bize sağdan gelirdiniz

1. kâlû : dediler
2. inne-kum : muhakkak siz, gerçekten siz
3. kuntum : siz oldunuz
4. te’tûne-nâ : bize geliyorsunuz
5. an el yemîni : sağ taraftan

٢٩

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنينَ

(29) kalu bel lem tekunu mü’minin
(Onlar da) derler hayır! siz inanmış onlardan (değilsiniz)

1. kâlû : dediler
2. bel : hayır
3. lem tekûnû : siz olmadınız
4. mû’minîne : mü’minler, âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)

٣٠

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغينَ

(30) ve ma kane lena aleyküm min sultan bel küntüm kavmen tağiyn
Geçmezdi bizim sizin üzerinizde bir hükmümüz bilakis siz azmış bir kavimdiniz

1. ve mâ kâne : ve olmadı
2. lenâ : bize, bizim
3. aleykum : sizin üzerinizde
4. min sultânin : bir sultanlık, zorlayıcı güç, kuvvet
5. bel : hayır
6. kuntum : siz oldunuz
7. kavmen : bir kavim
8. tâgîne : azgın

٣١

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا اِنَّا لَذَاءِقُونَ

(31) fe hakka aleyna kavlü rabbina inna le zaikun
Artık hak (oldu) Rabbimizin üzerimizde ki (azap) sözü gerçekten (azabı) tadacağız

1. fe : o zaman, artık
2. hakka : hak oldu
3. aleynâ : üzerimize
4. kavlu : söz
5. rabbi-nâ : Rabbimiz
6. innâ : muhakkak ki biz
7. le : elbette, mutlaka
8. zâıkûne : tadacak olanlar

٣٢

فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاوينَ

(32) fe ağveynaküm inna künna ğavin
Biz sizi azdırdık gerçekten biz de azgınlardan idik

1. fe : artık, öyleyse, böylece, evet
2. agveynâ-kum : sizi biz azdırdık
3. innâ : muhakkak biz, gerçekten biz
4. kun-nâ : biz olduk
5. gâvîne : azgın olanlar, azgınlar

٣٣

فَاِنَّهُمْ يَوْمَءِذٍ فِى الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

(33) fe innehüm yevmeizin fil azabi müşterikun
Şüphesiz onlar o gün azapta ortaktırlar

1. fe : artık, işte
2. inne-hum : muhakkak onlar
3. yevme izin : izin günü
4. fî el azâbi : azabın içinde, azapta
5. muşterikûne : müşterek, ortak olanlar

٣٤

اِنَّا كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمينَ

(34) inna kezalike nef’alü bil mücrimin
işte biz böyle yaparız mücrimlere

1. innâ : muhakkak biz, gerçekten biz
2. kezâlike : işte böyle
3. nef’alu : biz yaparız
4. bi el mucrimîne : mücrimlere, suçlulara, günahkârlara

٣٥

اِنَّهُمْ كَانُوا اِذَا قيلَ لَهُمْ لَا اِلهَ اِلَّا اللّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

(35) innehüm kanu iza kiyle lehüm la ilahe illellahü yestekbirun
Çünkü onlara denildiği zaman Allah’tan başka ilah yoktur (onlar) büyüklendiler

1. Inne-hum : muhakkak onlar
2. kânû : oldular
3. izâ : olduğu zaman
4. kîle : denildi
5. lehum : onlara
6. lâ ilâhe : ilâh yoktur
7. illâ allâhu : Allah’tan başka
8. yestekbirûne : kibirlenirler, büyüklenirler

٣٦

وَيَقُولُونَ اَءِنَّا لَتَارِكُوا الِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ

(36) ve yekulune e inna letariku alihetina li şairim mecnun
Ve dediler ilahlarımızı bırakır mıyız biz mecnun bir şair için

1. ve yekûlûne : ve söylerler, derler
2. e innâ : muhakkak ki biz mi
3. le : elbette, mutlaka, gerçekten
4. târikû : terkeden kimseler
5. âliheti-nâ : ilâhlarımız
6. li şâirin : şair için
7. mecnûnin : mecnun, deli

٣٧

بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلينَ

(37) bel cae bil hakki ve saddekal murselin
Hayır! (o) hakkı getirdi peygamberleri tasdik etti

1. bel : hayır
2. câe bi : getirdi
3. el hakkı : hak
4. ve saddaka : ve doğruladı, tasdik etti
5. el murselîne : gönderilen resûller, elçiler

٣٨

اِنَّكُمْ لَذَاءِقُوا الْعَذَابِ الْاَليمِ

(38) inneküm lezaikul azabil elim
Elbette siz tadanlardansınız elim azabı

1. Inne-kum : muhakkak siz
2. le : elbette, mutlaka
3. zâikû : tadacak olanlar
4. el azâbi : azap
5. el elîmi : elîm, acı

٣٩

وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(39) ve ma tüczevne illa ma küntüm ta’melun
Ancak cezalanacaksınız yaptığınız amelleriniz(den)

1. ve mâ tuczevne : ve cezalandırılmazsınız
2. illâ : den başka
3. : şey
4. kuntum : siz oldunuz
5. ta’melûne : yapıyorsunuz

٤٠

اِلَّا عِبَادَ اللّهِ الْمُخْلَصينَ

(40) illa ibadellahil muhlesiyn
Ancak Allah’ın ihlaslı kulları hariç

1. illâ : hariç
2. ibâdallâhi (ibâdi allâhi) : Allah’ın kulları
3. el muhlesîne : muhlis olan, halis olan

٤١

اُولءِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ

(41) ülaike lehüm rizkum ma’lum
İşte onlar için belli bir rızık (vardır)

1. ulâike : işte onlar
2. lehum : onlar için vardır
3. rizkun : bir rızık
4. ma’lûmun : malûm, bilinen

٤٢

فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ

(42) fevakih ve hüm mükramun
Meyveler ve onlar ikram olunurlar

1. fevâkihu : meyveler
2. ve hum : ve onlar
3. mukremûne : ikram olunanlar

٤٣

فى جَنَّاتِ النَّعيمِ

(43) fi cennatin neiym
Naim cennetlerinde

1. : içinde
2. cennâtin : cennetler
3. naîmi : naîm, ni’metler

٤٤

عَلى سُرُرٍ مُتَقَابِلينَ

(44) ala sürurim mütekabilin
Karşılıklı tahtlar üzerindedirler

1. alâ : üzerinde
2. sururin : tahtlar
3. mutekâbilîne : karşılıklı

٤٥

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَاْسٍ مِنْ مَعينٍ

(45) yütafü aleyhim bi ke’sim mim meiyn
Üzerlerinde dolaşılır kaynaklarından doldurulmuş kadehlerle

1. yutâfu : tavaf ettirilir, etrafında dolaştırılır
2. aleyhim : onların üzerine
3. bi ke’sin : kadehler ile, kadehler
4. min maînin : akan sudan, kaynaktan

٤٦

بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبينَ

(46) beydae lezzetil lişşaribin
Bembeyazdır içenlere lezzet (verir)

1. beydâe : beyaz, berrak
2. lezzetin : lezzetli
3. li eş şâribîne : içenler için

٤٧

لَا فيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

(47) la fiha ğavlüv ve la hüm anha yünzefun
Onu (içmekle) sersemlemezler ve onlar bundan sarhoşta olmazlar

1. : yok
2. fîhâ : onun içinde
3. gavlun : aklı bozan, aklı gideren
4. ve lâ hum : ve onlar olmaz
5. an-hâ : ondan
6. yunzefûne : sarhoş olurlar

٤٨

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عينٌ

(48) ve indehüm kasiratüt tarfi iyn
Onların yanında bakan iri gözlü huriler (vardır)

1. ve inde-hum : ve onların yanında (vardır)
2. kâsırâtu : hapseden, saklayan, kısan
3. et tarfı : bakışlar
4. înun : (güzel) göz

٤٩

كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

(49) ke ennehünne beydum meknun
Sanki onlar saklanmış bembeyaz inci gibidirler

1. ke : gibi
2. enne : muhakkak
3. hunne : onlar
4. beydun : yumurta
5. meknûnun : ekinnetli, örtülü, muhafaza edilmiş, saklı

٥٠

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

(50) fe akbele ba’duhüm ala ba’diy yetesaelun
Birbirlerine karşılıklı bakarak sohbet ederler

1. fe : artık, bundan sonra
2. akbele : karşılıklı
3. ba’du-hum alâ ba’dın : birbirlerine
4. yetesâelûne : karşılıklı sorarlar

٥١

قَالَ قَاءِلٌ مِنْهُمْ اِنّى كَانَ لى قَرينٌ

(51) kale kailüm minhüm inni kane li karin
İçlerinden bir sözcü der: “gerçekten benim bir arkadaşım vardı”

1. kâle : dedi
2. kâilun : konuşan
3. min-hum : onlardan
4. innî : muhakkak ben, gerçekten ben
5. kâne : oldu, idi
6. : benim var
7. karînun : yakın olan

Sayfa:447

٥٢

يَقُولُ اَءِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقينَ

(52) yekulü e inneke le minel müsaddikiyn
Derdi ki: “gerçekten sen misin?” (Allah’ı) tasdik edenlerden

1. yekûlu : der, söyler
2. e : mı
3. inne-ke : muhakkak ki sen
4. le : elbette, gerçekten
5. min : dan
6. el musaddikîne : tasdik edenler

٥٣

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَدينُونَ

(53) e iza mitna ve künna türabev ve izamen e inna le medinun
Biz öldüğümüz toprak ve kemik olduğumuz zaman gerçekten biz cezalanacak mıyız?

1. e : mı
2. izâ mitnâ : öldüğümüz zaman
3. ve kunnâ : ve biz olduk
4. turâben : toprak
5. ve izâmen : ve kemik
6. e : mı
7. innâ : muhakkak ki biz
8. le : elbette, gerçekten
9. medînûne : cezalandırılanlar

٥٤

قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ

(54) kale hel entüm müttaliun
Der ki: “sen (bu işe) muttali olanlardan mısın?”

1. kâle : dedi
2. hel : mı
3. entum : siz
4. muttaliûne : muttali olanlar, yakînen bilenler

٥٥

فَاطَّلَعَ فَرَاهُ فى سَوَاءِ الْجَحيمِ

(55) fattalea fe raahü fi sevail cehiym
Derken onu görmüş (onun durumuna) muttali olmuş tam cehennemin ortasında

1. fettalea (fe ittalea) : o zaman muttali oldu, halini yakînen gördü
2. fe : o zaman, böylece
3. reâ-hu : onu gördü
4. fî sevâi : ortasında
5. el cahîmi : cahîm, cehennem

٥٦

قَالَ تَاللّهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْدينِ

(56) kale tellahi in kidte le türdin
“Allah’a yemin olsun, ki” der az kalsın beni helak edecektin

1. kâle : dedi
2. tallâhi : Allah’a yemin olsun
3. in kidte : az daha oluyordu
4. le : elbette, gerçekten
5. turdîne : helâk edecektin

٥٧

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّى لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرينَ

(57) ve lev la ni’metü rabbi leküntü minel muhdarin
Velev Rabbimin nimeti olmasaydı burada hazır edilmişlerden olacaktım

1. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı
2. ni’metu : ni’met
3. rabbî : Rabbim
4. le : elbette, mutlaka
5. kuntu : ben oldum
6. min el muhdarîne : hazır bulunanlardan (bulundurulanlardan)

٥٨

اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتينَ

(58) e fe ma nahnü bi meyyitin
Biz ölecekler değil miymişiz?

1. e fe : artık, öyle mi
2. mâ nahnu : biz değiliz
3. bi meyyitîne : ölüler

٥٩

اِلَّامَوْتَتَنَا الْاُولى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبينَ

(59) illa mevtetenel ula ve ma nahnü bi müazzebin
Ancak ilk ölümümüzden başka ve biz azap görmeyecek değil (miymişiz?)

1. illâ : hariç
2. mevtete-nâ : bizim ölümümüz
3. el ûlâ : ilk
4. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
5. bi muazzebîne : azaba uğratılacak olanlar, azap edilenler, azap görecek olanlar

٦٠

اِنَّ هذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(60) inne haza le hüvel fevzül aziym
İşte bu şüphe yok ki en büyük kurtuluştur

1. inne : muhakkak
2. hâzâ : bu
3. le : elbette, gerçekten
4. huve : o
5. el fevzu el azîmu : fevzül azîm, en büyük kurtuluş

٦١

لِمِثْلِ هذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

(61) li misli haza felya’melil amilun
Çalışanlar bunun misli gibi çalışsınlar

1. li : için
2. misli : benzeri, misli
3. hâzâ : bu
4. fe : böylece, artık
5. el ya’meli : yapsın, çalışsın, amel etsin
6. el âmilûne : çalışanlar, amel edenler

٦٢

اَذلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

(62) e zalike hayrun nüzülen em şeceratüz zekkum
Konukluk için bu mu hayır olur yoksa zakkum ağacımı

1. e : mı
2. zâlike : işte bu, bu
3. hayrun : daha hayırlı
4. nuzulen : ikram olarak, karşılık olarak
5. em : yoksa, veya
6. şeceretu : ağaç
7. ez zakkûmi : zakkum

٦٣

اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمينَ

(63) inna cealnaha fitnetel liz zalimin
Biz onu yaptık zalimler için fitne

1. innâ : muhakkak biz
2. cealnâ-hâ : onu kıldık
3. fitneten : bir fitne, bir imtihan
4. li ez zâlimîne : zalimler için

٦٤

اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فى اَصْلِ الْجَحيمِ

(64) inneha şeceratün tahrucü fi aslil cehiym
Gerçekten o ağacın (kökleri) cehennemin dibinden çıkar

1. inne-hâ : muhakkak o
2. şeceretun : ağaç
3. tahrucu : çıkar
4. fî asli : dibinde
5. el cahîmi : cahîm, cehennem

٦٥

طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُسُ الشَّيَاطينِ

(65) tal’uha ke ennehu ruusüş şeyatiyn
Tomurcukları sanki şeytanların başları (gibidir)

1. tal’u-hâ : onun tomurcukları, meyveleri
2. ke enne-hu : onun gibi
3. ruûsu : başlar
4. eş şeyâtîni : şeytanlar

٦٦

فَاِنَّهُمْ لَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُنَ مِنْهَاالْبُطُونَ

(66) fe innehüm le akilune minha fe maliune minhel butün
Muhakkak onlar bundan yiyecekler. dolduracaklar karınlarını bundan

1. fe : artık, böylece
2. inne-hum : muhakkak onlar
3. le : elbette, mutlaka
4. âkilûne : yiyenler, yiyecek olanlar
5. min-hâ : ondan
6. fe : o zaman, böylece
7. mâliûne : dolduranlar, dolduracak olanlar
8. min hâ : ondan
9. el butûni : karınlar

٦٧

ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَميمٍ

(67) sümme inne lehüm aleyha le şevbem min hamum
Sonra muhakkak onlar için kaynar su ile karıştırılmış (bir içecek vardır)

1. summe : sonra
2. inne : muhakkak
3. lehum : onlar için, onlar için vardır
4. aleyhâ : ona, onun üstüne
5. le : mutlaka
6. şevben : karıştırılmış
7. min hamîmin : kaynar sudan

٦٨

ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَحيمِ

(68) sümme inne merciahüm le ilel cehiym
Sonra dönecekleri yer şüphesiz cehennemdir

1. summe : sonra
2. inne : muhakkak
3. mercia-hum : onların dönecekleri yer, dönüşleri
4. le : elbette, kesinlikle
5. ilel cahîmi (ilâ el cahîmi) : cehenneme

٦٩

اِنَّهُمْ اَلْفَوْا ابَاءَهُمْ ضَالّينَ

(69) innehüm elfev abaehüm dallin
Çünkü onlar buldular babalarını sapıtanlardan

1. inne-hum : muhakkak onlar
2. elfev : buldular
3. âbâe-hum : onların ataları, babaları
4. dâllîne : dalâlette olanlar

٧٠

فَهُمْ عَلى اثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

(70) fe hüm ala asarihim yühraun
Kendileri de onların izleri üzerinde koşuştururlar

1. fe : o zaman
2. hum : onlar
3. alâ : üzerinde
4. âsâri-him : onların izleri
5. yuhreûne : koşuyorlar

٧١

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّلينَ

(71) velekad dalle kablehüm ekserul evvelin
Yemin olsun delaletle idi onlardan öncekiler (ve) eskilerin çoğu

1. ve lekad : ve andolsun
2. dalle : dalâlette oldu
3. kable-hum : onlardan önce
4. ekseru : çoğu
5. el evvelîne : evvelkiler

٧٢

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا فيهِمْ مُنْذِرينَ

(72) velekad erselna fihim münzirin
Yemin olsun, gönderdik içlerinden onlara uyarıcılar

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. fî him : onların arasına, onlara
4. munzirîne : nezirler, uyarıcılar

٧٣

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرينَ

(73) fenzur keyfe kane akibetül münzerin
Şimdi bak nice oldu o uyarılanların akıbeti

1. fanzur (fe unzur) : o zaman, artık, bak
2. keyfe : nasıl
3. kâne : oldu
4. âkibetu : akıbet, son
5. el munzerîne : uyarılanlar

٧٤

اِلَّا عِبَادَ اللّهِ الْمُخْلَصينَ

(74) illa ibadellahil muhlesiyn
Allah’ın samimi kulları müstesna

1. illâ : ancak, sadece
2. ibâdallâhi (ibâde allâhi) : Allah’ın kulları
3. el muhlasîne : muhlis olanlar

٧٥

وَلَقَدْ نَادينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجيبُونَ

(75) ve le kad nadana nuhun fe le ni’mel müccibun
Yemin olsun, niyaz etmişti nuh bize (biz) ne güzel icabet ediciyiz

1. ve lekad : ve andolsun
2. nâdâ-nâ : bize nida etti
3. nûhun : Nuh
4. fe : o zaman, işte
5. le : elbette, mutlaka, gerçekten
6. ni’me : ne güzel
7. el mucîbûne : icabet edilenler

٧٦

وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظيمِ

(76) ve necceynahü ve ehlehu minel kerbil aziym
Biz onu kurtardık ve ehlini o büyük beladan

1. ve necceynâ-hu : ve onu kurtardık
2. ve ehle-hu : ve onun ailesi
3. min : dan
4. el kerbi el azîmi (kerbil azîm) : büyük üzüntü

Sayfa:448

٧٧

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقينَ

(77) ve cealna zürriyyetehu hümül bakiyn
Ve kıldık onun zürriyetini de baki olanlardan

1. ve cealnâ : ve biz kıldık
2. zurriyyete-hu : onun zürriyeti, soyu
3. hum : onlar
4. el bâkîne : bâki olanlar, kalanlar

٧٨

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاخِرينَ

(78) ve terakna aleyhi fil ahirin
Onu bıraktık geriden gelenler için (iyi bir nam)

1. ve tereknâ : ve biz bıraktık
2. aleyhi : ona
3. fî el âhirîne : sonrakiler arasında

٧٩

سَلَامٌ عَلى نُوحٍ فِى الْعَالَمينَ

(79) selamün ala nuhin fil alemin
Nuh’a selam olsun alemler için de

1. selâmun : selâm, selâm olsun
2. alâ nûhın : Nuh’a
3. fî el âlemîne : âlemler içinde

٨٠

اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(80) inna kezalike neczil muhsinin
Şüphe yok ki böylece iyilik edenleri mükafatlandırırız

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kezâlike : işte böyle
3. neczî : biz cezalandırırız, karşılığını veririz, mükâfatlandırırız
4. el muhsinîne : muhsinler

٨١

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ

(81) innehu min ibadinel mü’minin
Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandır

1. inne-hu : muhakkak o
2. min ibâdi-nâ : bizim kullarımızdan
3. el mû’minîne : mü’min olanlar

٨٢

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاخَرينَ

(82) sümme ağraknel aharin
Sonra diğerlerini (suda) boğduk

1. summe : sonra
2. agraknâ : boğduk
3. el âharîne : sonrakiler, diğerleri

٨٣

وَاِنَّ مِنْ شيعَتِه لَاِبْرهيمَ

(83) ve inne min şiatihi le ibrahim
Şüphesiz ibrahim de onun (yolunu) takip edenlerdendi

1. ve inne : ve muhakkak
2. min şîati-hi : onun dîninden, dîni üzerinde, onun yolu üzerinde
3. le : elbette, gerçekten
4. ibrâhîme : İbrâhîm

٨٤

اِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَليمٍ

(84) iz cae rabbehu bi kalbin selim
O zaman gelmişti Rabbine hulûs-u kalple

1. iz câe : gelmişti
2. rabbe-hu : onun Rabbi, Rab
3. bi kalbin : kalp ile
4. selîmin : selîm, teslim olmuş, arınmış, güzelliklere açık

٨٥

اِذْ قَالَ لِاَبيهِ وَقْوَمِه مَاذَا تَعْبُدُونَ

(85) iz kale li ebihi ve kavmihi maza ta’büdun
O zaman dedi babasına ve kavmine siz nelere tapıyorsunuz

1. iz kâle : demişti
2. li ebî-hi : babasına
3. ve kavmi-hi : ve kavmine
4. mâzâ : nedir
5. ta’budûne : siz tapıyorsunuz

٨٦

اَءِفْكًا الِهَةً دُونَ اللّهِ تُريدُونَ

(86) e ifken aliheten dunellahi türidun
İlahlar uyduruyorsunuz Allah’tan başkasını mı istiyorsunuz

1. e : mı
2. ifken : iftira ederek, yalan söyleyerek
3. âliheten : ilâhlar
4. dûnallâhi (dûne allâhi) : Allah’tan başka
5. turîdûne : istiyorsunuz

٨٧

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمينَ

(87) fe ma zannüküm bi rabbil alemin
Zannınız nedir? alemlerin Rabbi (hakkındaki)

1. fe : artık, bundan sonra
2. : ne, nedir
3. zannu-kum : sizin zannınız
4. bi : ile
5. rabbi : Rab
6. el âlemîne : âlemler

٨٨

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى النُّجُومِ

(88) fe nezara nazraten fin nücum
Derken bir nazarla baktı yıldızlara

1. fe : sonra
2. nazara : baktı
3. nazraten : nazar ederek
4. fî en nucûmi : yıldızlarda, yıldızlara

٨٩

فَقَالَ اِنّى سَقيمٌ

(89) fe kale inni sekiym
Gerçekten ben hastalık (hali hissediyorum) dedi

1. fe : bunun üzerine
2. kâle : dedi
3. innî : muhakkak ki ben, gerçekten ben
4. sakîmun : hasta

٩٠

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرينَ

(90) fe tevellev anhü müdbirin
Böylece ayrıldılar arkalarını dönüp ondan

1. fe : bunun üzerine
2. tevellev : döndüler gittiler
3. an-hu : ondan
4. mudbirîne : arkalarını dönenler, dönen kimseler

٩١

فَرَاغَ اِلى الِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَاْكُلُونَ

(91) ferağa ila alihetihim fe kale e ela te’külun
Onların ilahlarına gizlice (vardı) “yemiyor musunuz?” dedi

1. ferâga ilâ : ile ilgilendi
2. âliheti-him : onların ilâhları
3. fe : ve, öyleyse yani
4. kâle : dedi
5. e : mı
6. lâ te’kulûne : yemek yemiyorsunuz

٩٢

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

(92) ma leküm la tentikun
Size ne oldu konuşmuyor (musunuz?)

1. mâ lekum : size ne oluyor, siz niçin, yoksa siz
2. lâ tentıkûne : konuşmuyorsunuz

٩٣

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمينِ

(93) ferağa aleyhim darbem bil yemin
Gizlice varıp onlara sağ eli ile darbe indirdi

1. ferâga : ilgilendi, boşalttı, devirdi
2. aleyhim : onları
3. darben : vurarak
4. bi el yemîni : sağ eli ile

٩٤

فَاَقْبَلُوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ

(94) fe akbelu ileyhi yeziffun
Hemen geldiler seğirterek ona

1. fe : bunun üzerine
2. akbelû : karşısına geldiler
3. ileyhi : ona
4. yeziffûne : birbirine karışmış olarak, hızlı hızlı koşarak

٩٤

فَاَقْبَلُوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ

(94) fe akbelu ileyhi yeziffun
Hemen geldiler seğirterek ona

1. fe : bunun üzerine
2. akbelû : karşısına geldiler
3. ileyhi : ona
4. yeziffûne : birbirine karışmış olarak, hızlı hızlı koşarak

٩٥

قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

(95) kale e ta’büdune ma tenhitun
(İbrahim) dedi: “siz kendi yonttuğunuza mı tapıyorsunuz?”

1. kâle : dedi
2. e : mı
3. ta’budûne : tapıyorsunuz
4. : şey(ler)
5. tenhıtûne : siz yontuyorsunuz

٩٦

وَاللّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

(96) vallahü halekaküm ve ma ta’melun
Sizi de Allah yaratmıştır yaptıklarınızı da

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. ve mâ : ve şey(ler)
4. ta’melûne : yapıyorsunuz

٩٧

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِى الْجَحيمِ

(97) kalü bnu lehu bünyanen fe elkuhü fil cehiym
Dediler onun için bir bina yapın onu hemen ateşe atın

1. kâlû : dediler
2. ibnû : bina edin, inşa edin
3. lehu : ona, onun için
4. bunyânen : binalar, üst üste inşa edilen şeyler, mancınık
5. fe : sonra
6. elkû-hu : onu atın
7. fî el cahîmi : alevli yanan ateşin içine

٩٨

فَاَرَادُوا بِه كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَلينَ

(98) fe eradü bihi keyden fe cealnahümül esfelin
Böylece ona tuzak kurmak istediler biz de onları yaptık en aşağılara düşenlerden

1. fe erâdû : bunun üzerine istediler, sonra istediler
2. bi-hi : ona
3. keyden : tuzak
4. fe cealnâ : bunun üzerine, sonra biz kıldık
5. hum : onları
6. el esfelîne : esfelîn (en çok sefil olanlar)

٩٩

وَقَالَ اِنّى ذَاهِبٌ اِلى رَبّى سَيَهْدينِ

(99) ve kale inni zahibün ila rabbi seyehdin
(İbrahim) dedi: ben Rabbime gidiyorum, bana yolumu gösterecektir

1. ve kâle : ve dedi
2. innî : muhakkak ben
3. zâhibun : giden, ulaşan
4. ilâ rabbî : Rabbime
5. se-yehdî-ni : beni hidayete erdirecek

١٠٠

رَبِّ هَبْ لى مِنَ الصَّالِحينَ

(100) rabbi heb li mines salihiyn
Ey Rabbim ihsan buyur (dedi) salihlerden (bir evlat)

1. rabbi : Rabbim
2. heb lî : bana bağışla
3. min es sâlihîne : salihlerden

١٠١

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَليمٍ

(101) fe beşşernahü bi ğulamin halim
Böylece biz ona müjdeledik halim bir oğulla

1. fe : böylece
2. beşşernâ-hu : onu müjdeledik
3. bi : ile
4. gulâmin : oğlan çocuk, oğul çocuk
5. halîmin : halim, uysal, yumuşak huylu

١٠٢

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْىَ قَالَ يَا بُنَىَّ اِنّى اَرى فِى الْمَنَامِ اَنّى اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرى قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنى اِنْ شَاءَ اللّهُ مِنَ الصَّابِرينَ

(102) felemma beleğa meahüs sa’ye kale ya büneyye inni era fil menami enni ezbehuke fenzur maza tera kale ya ebetif’ al ma tü’meru setecidüni in şaellahü mines sabirin
Vaktaki erişti yanında koşmak çağına (ibrahim) dedi: “ey oğulcuğum!” ben seni rüyamda boğazlıyor görüyorum artık bak sen ne göreceksin? (ismail) dedi ey babacığım sana ne emrolunduysa (onu yap) beni bulacaksın Allah’ın dilemesiyle sabredenlerden

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman, olunca
3. belega : erişti
4. mea-hu : onunla beraber
5. es sa’ye : çalışma
6. kâle : dedi
7. : ey
8. buneyye : oğulcuğum
9. innî : muhakkak ben
10. erâ : gördüm
11. fî el menâmi : uykuda
12. ennî : muhakkak ben
13. ezbehu-ke : seni boğazlıyorum
14. fanzur (fe unzur) : haydi bak
15. mâzâ : ne
16. terâ : görüyorsun
17. kâle : dedi
18. yâ ebeti : ey babacığım
19. if’al : yap
20. : şey
21. tû’meru : sen emrolundun
22. se-tecidu-nî : beni bulacaksın
23. inşâallâhu (in şâe allahû) : inşaallah, Allah’ın dilemesi ile
24. min es sâbirîne : sabredenlerden

Sayfa:449

١٠٣

فَلَمَّا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبينِ

(103) felemma eslema ve tellehu lil cebin
Vaktaki (ikisi de) teslim oldu ve onu yanı üzere getirdi

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman, olunca
3. eslemâ : ikisi teslim oldu
4. ve telle-hu : ve onu yatırdı
5. li el cebîni : alnına, alnı üzerine

١٠٤

وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَا اِبْرهيمُ

(104) ve nadeynahü eyya ibrahim
Ve biz de ona nida ettik: ya ibrahim!

1. ve nâdeynâ-hu en : ve biz ona nida ettik, seslendik
2. yâ ibrâhîmu : ey İbrâhîm


١٠٥

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(105) kad saddakter rü’ya inna kezalike neczil muhsinin
Gerçekten rüyanı tasdik ettin şüphesiz biz böyle mükafatlandırırız iyilik yapanları

1. kad : oldu
2. saddakte : sen sadık kaldın
3. er ru’yâ : rüya
4. innâ : muhakkak ki biz
5. kezâlike : böylece, işte böyle
6. neczî : cezalandırırız, karşılığını veririz, mükâfatlandırırız
7. el muhsinîne : muhsinler

١٠٦

اِنَّ هذَا لَهُوَ الْبَلؤُا الْمُبينُ

(106) inne haza le hüvel belaül mübin
Muhakkak bu onlar için açık bir imtihandır

1. inne : muhakkak ki
2. hâzâ : bu
3. le : elbette, kesin olarak
4. huve : o
5. el belâu : belâ, imtihan
6. el mubînu : apaçık

١٠٧

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظيمٍ

(107) ve fedeynahü bi zibhin aziym
Biz de ona fidye verdik büyük bir kurbanlık

1. ve fedeynâ-hu : ve ona fidye olarak verdik
2. bi zibhın : kurbanı
3. azîmin : büyük

١٠٨

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاخِرينَ

(108) ve terakna aleyhi fil ahirin
Onu bıraktık geriden gelenler için (bir nam)

1. ve tereknâ : ve terkettik, bıraktık
2. aleyhi : ona
3. fî el âhirîne : sonrakilerin arasında

١٠٩

سَلَامٌ عَلى اِبْرهيمَ

(109) selamün ala ibrahim
İbrahim’e selam olsun

1. selâmun : selâm, selâm olsun
2. alâ : üzerine, … a
3. ibrâhîme : İbrâhîm

١١٠

كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(110) kezalike neczil muhsinin
Biz böyle mükafatlandırırız iyilik yapanları

1. kezâlike : işte böyle
2. neczî : cezalandırırız, karşılığını veririz, mükâfatlandırırız
3. el muhsinîne : muhsinler

١١١

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ

(111) innehu min ibadinel mü’minin
Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandır

1. innehu : muhakkak ki o
2. min ibâdinâ : bizim kullarımızdan
3. el mû’minîne : mü’minler

١١٢

وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحينَ

(112) ve beşşernahü bi ishaka nebiyyem mines salihiyn
Ona ishak’ı müjdeledik salihlerden bir nebi (olmak üzere)

1. ve beşşernâ-hu : ve onu müjdeledik
2. bi : ile
3. ishâka : İshak
4. nebiyyen : nebî olarak, peygamber olarak
5. min es sâlihîne : salihlerden

١١٣

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلى اِسْحقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه مُبينٌ

(113) ve barakna aleyhi ve ala ishak ve min zürriyyetihima muhsinüv ve zalimül li nefsihi mübin
Ona ve ishak’a bereketler verdik onların zürriyetlerinde iyilerde (var) açıkça nefsine zulüm edenlerde (var)

1. ve bâreknâ : ve bereket verdik, mübarek kıldık
2. aleyhi : ona
3. ve alâ ishâka : ve İshak’a
4. ve min zurriyyeti-himâ : ve ikisinin zürriyetinden
5. muhsinun : muhsin olan
6. ve zâlimun : ve zalim olan, zulmeden
7. li nefsi-hi : nefsine, kendine
8. mubînun : apaçık

١١٤

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلى مُوسى وَهرُونَ

(114) ve le kad menenna ala musa ve harun
Yemin olsun, ihsanda bulunduk Musa’ya ve Harun’a da

1. ve lekad : ve andolsun
2. menennâ : ni’metlendirdik
3. alâ : üzerine, … a
4. mûsâ : Musa
5. ve hârûne : ve Harun

١١٥

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظيمِ

(115) ve necceynahüma va kavmehüma minel kerbil aziym
Hem kendilerini kurtardık hem de kavimlerini büyük bir felaketten

1. ve necceynâ-humâ : ve ikisini kurtardık
2. ve kavme-humâ : ve ikisinin kavmi
3. min : dan
4. el kerbi el azîmi : büyük üzüntü

١١٦

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبينَ

(116) ve nasarnahüm fe kanu hümül ğalibin
Onlara yardım ettik nihayet galip gelenler onlar oldular

1. ve nasarnâ-hum : ve onlara yardım ettik
2. fe : o zaman, böylece
3. kânû : oldular
4. hum : onlar
5. el gâlibîne : gâlip gelenler

١١٧

وَاتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبينَ

(117) ve ateynahümel kitabel müstebin
İkisine de açıklayan kitabı verdik

1. ve âteynâ-humâ : ve ikisine verdik
2. el kitâbe : kitap
3. el mustebîne : beyan eden, açıklayan

١١٨

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقيمَ

(118) ve hedeynahümes siratal müstekiym
İkisini de ilettik hidayet verip doğru yola

1. ve hedeynâ-humâ : ve o ikisini hidayet ettik, ulaştırdık
2. es sırâta el mustekîme : Sıratı Mustakîm

١١٩

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى الْاخِرينَ

(119) ve terakna aleyhima fil ahirin
Onları bıraktık geriden gelenler için (iyi bir nam)

1. ve tereknâ : ve terkettik, bıraktık
2. aleyhimâ : ikisine
3. fî el âhirîne : sonrakiler arasında

١٢٠

سَلَامٌ عَلى مُوسى وَهرُونَ

(120) selamün ala musa ve harun
Selam olsun musa ve harun’a

1. selâmun : selâm, selâm olsun
2. alâ : üzerine, … a
3. mûsâ : Musa
4. ve hârûne : ve Harun

١٢١

اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(121) inna kezalike neczil muhsinin
Gerçekten biz böyle iyilik edenlere mükafat veririz

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kezâlike : işte böyle
3. neczî : cezalandırırız, karşılığını veririz, mükâfatlandırırız
4. el muhsinîne : muhsinler

١٢٢

اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ

(122) innehüma min ibadinel mü’minin
Şüphesiz onlar bizim mümin kullarımızdandır

1. inne-humâ : muhakkak ki ikisi
2. min ibâdinâ : kullarımızdan
3. el mû’minîne : mü’minler

١٢٣

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ ال��مُرْسَلينَ

(123) ve inne ilyase le minel murselin
Gerçekten ilyas’ta peygamberlerdendir

1. ve inne : ve muhakkak
2. ilyâse : İlyas
3. le : elbette, mutlaka
4. min : den
5. el murselîne : gönderilmiş olanlar,

١٢٤

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه اَلَا تَتَّقُونَ

(124) iz kale li kavmihi ela tettekun
O zaman kavmine dedi: “siz sakınmaz mısınız”

1. iz kâle : demişti
2. li kavmi-hi : kavmine
3. e : mı
4. lâ tettekûne : takva sahibi olmayacaksınız

١٢٥

اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِقينَ

(125) e ted’une ba’lev ve tezerune ahsenel halikiyn
Ba’l putuna mı tapıyorsunuz en güzel yaratanı bırakarak

1. e : mı
2. ted’ûne : tapıyorsunuz
3. ba’len : ba’l (bir put adı)
4. ve tezerûne : ve bırakıyorsunuz
5. ahsene : ahsen, en güzel
6. el hâlikîne : yaratıcı

١٢٦

اَللّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ابَاءِكُمُ الْاَوَّلينَ

(126) allahe rabbeküm ve rabbe abaikümül evvelin
Allah sizinde Rabbiniz evvelki atalarımızında Rabbidir

1. allâhe : Allah
2. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
3. ve rabbe : ve Rab
4. âbâi-kum : sizin babalarınız, atalarınız
5. el evvelîne : evvelkiler

Sayfa:450

١٢٧

فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

(127) fe kezzebuhü fe innehüm le muhdarun
Fakat onu yalanladılar ihrazlı olarak (azap için) getirilenlerdir

1. fe : bunun üzerine, böylece, fakat
2. kezzebû-hu : onu yalanladılar
3. fe : bunun üzerine, böylece, bu sebeple
4. inne hum : muhakkak onlar
5. le : elbette, gerçekten
6. muhdarûne : hazır bulundurulacak olanlar

١٢٨

اِلَّا عِبَادَ اللّهِ الْمُخْلَصينَ

(128) illa ibadellahil muhlesiyn
Ancak Allah’ın ihlaslı kulları (hariç)

1. illâ : ancak, başka, hariç
2. ibâde allâhi : Allah’ın kulları
3. el muhlasîne : muhlis olanlar

١٢٩

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاخِرينَ

(129) ve terakna aleyhi fil ahirin
Biz onu bıraktık arkadan gelenlere (iyi bir nam)

1. ve tereknâ : biz bıraktık
2. aleyhi : ona
3. fî el âhirîne : sonrakiler arasında

١٣٠

سَلَامٌ عَلى اِلْ يَاسينَ

(130) selamün ala ilyasin
İlyas’a selam olsun

1. selâmun : selâm olsun
2. alâ : üzerine, … a
3. lyâsîne : İlyas

١٣١

اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(131) inna kezalike neczil muhsinin
İşte biz böyle mükafat veririz iyilik edenlere

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kezâlike : işte böyle
3. neczî : cezalandırırız, mükâfatlandırırız, ödüllendiririz
4. el muhsinîne : muhsinler

١٣٢

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ

(132) innehu min ibadinel mü’minin
Şüphesiz o mü’min kullarımızdan idi

1. inne-hu : muhakkak o
2. min ibâdi-nâ : kullarımızdan
3. el mû’minîne : mü’minler

١٣٣

وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلينَ

(133) ve inne lutal le minel mürselin
Şüphesiz lut da peygamberlerdendi

1. ve inne : ve muhakkak
2. lûtan : Lut
3. le : elbette, gerçekten
4. min el murselîne : gönderilen, gönderilmiş olan resûllerden

١٣٤

اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ اَجْمَعينَ

(134) iz necceynahü ve ehlehu ecmeiyn
O zaman kendini kurtarmıştık ve ehlini toptan

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. necceynâ-hu : onu kurtardık
3. ve ehle-hû : ve onun ailesi
4. ecmaîne : topluca, hepsi

١٣٥

اِلَّا عَجُوزًا فِى الْغَابِرينَ

(135) illa acuzen fil ğabirin
Ancak koca karı azaba uğrayanlar arasındaydı

1. illâ : hariç
2. acûzen : acuze, yaşlı kadın
3. : içinde, arasında
4. el gâbirîne : geride kalanlar

١٣٦

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاخَرينَ

(136) sümme demmernel aharin
Sonra diğerlerini helak ettik

1. summe : sonra
2. demmernâ : dumura uğrattık, kökünü kazıdık, yok ettik
3. el âharîne : diğerleri

١٣٧

وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحينَ

(137) ve inneküm le temürrune aleyhim musbihiyn
Mutlaka sizler uğruyorsunuz onların mekanına sabahları

1. ve inne-kum : ve muhakkak siz
2. le : elbette, gerçekten
3. temurrûne : geçip gidiyorsunuz, uğruyorsunuz
4. aleyhim : onlara
5. musbihîne : sabah vakitleri, sabahları

١٣٨

وَبِالَّيْلِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(138) ve bil leyl e fe la ta’kilun
Ve geceleri de halâ akıl etmeyecek misiniz?

1. ve : ve
2. bi el leyli : geceleyin
3. e : mi
4. fe : artık, hâlâ
5. lâ ta’kılûne : akıl etmez misiniz

١٣٩

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلينَ

(139) ve inne yunüse le minel murselin
Şüphesiz yunus da peygamberlerdendi

1. ve inne : ve muhakkak
2. yûnuse : Yunus
3. le : elbette, gerçekten
4. min el murselîne : gönderilmiş resûllerden

١٤٠

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

(140) iz ebeka ilel fülkil meşhun
O zaman kaçmıştı (vazifesini bırakıp) yüklü bir gemi ile

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. ebeka : kaçtı
3. ilâ el fulki : gemiye
4. el meşhûni : dolu

١٤١

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضينَ

(141) fe saheme fe kane minel müdhadiyn
(Gemide) kura çekildi de kaybedenlerden oldu

1. fe : artık, böylece
2. sâheme : kur’aya katıldı, kur’a çekti.
3. fe : artık, böylece, sonunda
4. kâne : oldu
5. min el mudhadîne : kaybedenlerden

١٤٢

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُليمٌ

(142) feltekamehül hutü ve hüve mülim
Derken kendini balık yuttu o kendini kınıyordu

1. fe : böylece, hemen
2. iltekame-hu : onu yuttu
3. el hûtu : balık
4. ve huve : ve o
5. mulîmun : levmedilen, kınanan kimse

١٤٣

فَلَوْلَا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحينَ

(143) fe lev la ennehu kane minel müsebbihiyn
Velev kendisi olmasaydı çok tespih çekenlerden

1. fe lev lâ : eğer olmasaydı
2. enne hu : geçekten o
3. kâne : oldu
4. min el musebbihîne : tesbih edenlerden

١٤٤

لَلَبِثَ فى بَطْنِه اِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

(144) le lebise fi batnihi ila yevmi yüb’asun
Balığın içinde kalacaktı insanların dirileceği güne kadar

1. le : elbette, muhakkak
2. lebise : kaldı (kalırdı)
3. : içinde
4. batni-hi : onun karnı
5. ila : … e, … a
6. yevmi yub’asûne : beas günü, yeniden dirilme günü, kıyâmet günü

١٤٥

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقيمٌ

(145) fe nebeznahü bil arai ve hüve sekiym
Biz onu hemen sahile attık o hasta ve bitkin haldeyken

1. fe : artık, sonunda
2. nebeznâ-hu : onu attık
3. bi el arâi : boş alan
4. ve huve : ve o
5. sakîmun : hasta, bitkin

١٤٦

وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطينٍ

(146) ve embenta aleyhi şeceratem miy yaktiyn
Ve üzerine bitirdik kabak cinsinden ağaç

1. ve enbetnâ : bitirdik, yetiştirdik
2. aleyhi : onun üzerine
3. şecereten : bir ağaç
4. min yaktînin : kabak cinsinden (geniş yapraklı)

١٤٧

وَاَرْسَلْنَاهُ اِلى مِاءَةِ اَلْفٍ اَوْ يَزيدُونَ

(147) ve erselnahü ila mieti elfin ev yezidün
Biz onu gönderdik yüz binlerce kişiye (peygamber) hatta daha ziyadesine

1. ve erselnâ-hu : ve onu gönderdik
2. ilâ : … e, … a
3. mieti : yüz
4. elfin : bin
5. ev : veya
6. yezîdûne : daha fazla

١٤٨

فَامَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلى حينٍ

(148) fe amenu fe metta’nahüm ila hiyn
Nihayet (ona) iman ettiler biz onları faydalandırdık bir zamana kadar

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
3. fe : böylece, bunun üzerine
4. metta’nâ-hum : onları yararlandırdık
5. ilâ hînin : bir süre kadar

١٤٩

فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ

(149) festeftihim e li rabbikel benatü ve lehümül benun
Şimdi onlara sor kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?

1. fe : böylece, haydi
2. istefti-him : onlardan fetva iste
3. e : mı
4. li rabbi-ke : senin Rabbinin
5. el benâtu : kız çocuklar, kızlar
6. ve lehum : ve onların
7. el benûne : erkek çocuklar, oğlanlar

١٥٠

اَمْ خَلَقْنَا الْمَلءِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ

(150) em halaknel melaiket inasev ve hüm şahidun
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar (buna şahit) mi bulunuyorlarmış

1. em : veya, yoksa
2. halaknâ : biz halkettik, yarattık
3. el melâikete : melekler
4. inâsen : dişiler, dişi olarak
5. ve hum : ve onlar
6. şâhidûne : şahit oldular

١٥١

اَلَا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

(151) e la innehüm min ifkihim le yekulun
Dikkat edin muhakkak onlar iftira söz söylüyorlar

1. e lâ : değil mi
2. inne-hum : muhakkak, mutlaka onlar
3. min ifki-him : yalanlarından dolayı
4. le : gerçekten, kesinlikle
5. yekûlûne : derler

١٥٢

وَلَدَ اللّهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

(152) veledellahü ve innehüm le kazibun
Allah’ın çocuğu oldu (diye) gerçekten onlar yalancıdırlar

1. veledallâhu (velede allâhu) : Allah doğurdu
2. ve inne-hum : ve muhakkak onlar
3. le kâzibûne : kesinlikle yalan söyleyenler

١٥٣

اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنينَ

(153) astafel benati alel benin
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş

1. astafe : seçti, tercih etti
2. el benâti : kız çocukları, kızlar
3. alâ el benîne : erkek çocuklarına, oğlanlara

Sayfa:451

١٥٤

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

(154) ma leküm keyfe tahkümun
Size ne oldu? nasıl hüküm veriyorsunuz?

1. : ne
2. lekum : size
3. keyfe : nasıl
4. tahkumûne : hüküm veriyorsunuz

١٥٥

اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

(155) e fe la tezekkerun
Düşünmüyor musunuz?

1. e : mı
2. fe : hâlâ
3. lâ tezekkerûne : tezekkür etmezsiniz, tezekkür etmeyeceksiniz

١٥٦

اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبينٌ

(156) em leküm sültanüm mübin
Yoksa sizin için açık bir hüccet mi (var?)

1. em : yoksa, veya
2. lekum : sizin, sizin var
3. sultânun : sultan, delil
4. mubînun : apaçık

١٥٧

فَاْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(157) fe’tu bi kitabiküm in küntüm sadikiyn
O halde getirin kitabınızı eğer doğru söyleyenlerdenseniz

1. fe’tû : o taktirde getirin
2. bi kitâbi-kum : (sizin) kitabınızı
3. in kuntum : eğer siz iseniz
4. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

١٥٨

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

(158) ve cealu beynehu ve beynel cinneti neseba velekad alimetil cinnetü innehüm le muhdarun
Oluşturuyorlar birde onunla cinler arasında nesep yemin olsun, cinler bilirler ki şüphe yok ki onlar (cehennemde) hazır edileceklerdir

1. ve cealû : ve kıldılar
2. beyne-hu : onun arasında
3. ve beyne : ve arasında
4. el cinneti : cinler
5. neseben : neseb, soybağı
6. ve lekad : ve andolsun
7. alimet : bildi
8. el cinnetu : cinler
9. inne-hum : muhakkak ki onlar
10. le : elbette, mutlaka
11. muhdarûne : hazır bulundurulacak olanlar

١٥٩

سُبْحَانَ اللّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

(159) sübhanellahi amma yesifun
Allah münezzehtir onların vasıflandırdıklarından

1. subhâne : sübhan, münezzeh
2. allâhi : Allah
3. ammâ (an mâ) : şey(ler)den
4. yasifûne : vasıflandırıyorlar

١٦٠

اِلَّا عِبَادَ اللّهِ الْمُخْلَصينَ

(160) illa ibadellahil muhlesiyn
Ancak Allah’ın samimi kulları (müstesnadır)

1. illâ : hariç
2. ibâdallâhi (ibâde allâhi) : Allah’ın kulları
3. el muhlasîne : muhlis olanlar

١٦١

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

(161) fe inneküm ve ma ta’büdun
Çünkü siz ve taptıklarınız

1. fe : o zaman, bundan sonra
2. inne-kum : muhakkak ki siz
3. ve mâ : ve şeyler
4. ta’budûne : siz tapıyorsunuz

١٦٢

مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنينَ

(162) ma entüm aleyhi bi fatinin
Edemezsiniz onun aleyhinde (kimseye) fitneyi sevk

1. mâ entum : siz değilsiniz
2. aleyhi : ona
3. bi fâtinîne : fitneye düşürenler

١٦٣

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحيمِ

(163) illa men hüve salil cehiym
Ancak o kişi cehenneme girecek olsun

1. illâ : hariç
2. men : kimse, kişi
3. huve : o
4. sâli : yaslanan, giren
5. el cahîmi : cehennem

١٦٤

وَمَا مِنَّا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

(164) ve ma minna illa lehü mekamüm ma’lum
Bizden o kimseler için belli bir makam (vardır)

1. ve mâ : ve yoktur
2. min-nâ : bizden
3. illâ : hariç, olmayan
4. lehu : onun
5. makâmun : makam, mekân
6. ma’lûmun : bilinen

١٦٥

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ

(165) ve inna le nahnüs saffun
Gerçekten biz saf bağlayanlarız

1. ve innâ : muhakkak ki biz
2. le : elbette, mutlaka
3. nahnu : biz
4. es sâffûne : saf halinde, saf saf duranlar

١٦٦

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

(166) ve inna le nahnül müsebbihün
Gerçekten biz tesbih edenlerdeniz

1. ve innâ : ve muhakkak ki biz
2. le : elbette, mutlaka
3. nahnu : biz
4. el musebbihûne : tesbih edenler

١٦٧

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ

(167) ve in kanu le yekulun
Eğer diyecek olurlarsa

1. ve in : ve sadece, ancak
2. kânû : oldular
3. le : elbette, mutlaka
4. yekûlûne : derler, diyorlar

١٦٨

لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّلينَ

(168) lev enne indena zikram minel evvelin
Eğer yanımızda olsaydı evvelkilerin kitabından

1. lev enne : eğer, keşke olsaydı
2. inde-nâ : yanımızda
3. zikren : zikir
4. min el evvelîne : evvelkilerden

١٦٩

لَكُنَّا عِبَادَ اللّهِ الْمُخْلَصينَ

(169) lekünna ibadellahil muhlesiyn
Mutlaka olurduk Allah’ın ihlaslı kullarından

1. le : elbette, mutlaka
2. kunnâ : biz olduk, olurduk
3. ibâdallâhi (ibâde allâhi) : Allah’ın kulları
4. el muhlasîne : muhlis olanlar, muhlisler

١٧٠

فَكَفَرُوا بِه فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(170) fe keferu bih fe sevfe ya’lemun
Şimdi onu inkar ettiler ileride bilecekler

1. fe : o zaman, buna rağmen
2. keferû : inkâr ettiler
3. bi-hi : onu
4. fe : fakat
5. sevfe : yakında
6. ya’lemûne : bilecekler

١٧١

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلينَ

(171) velekad sebekat kelimetüna li ibadinel murselin
Yemin olsun, geçmiştir peygamber olan kullarımıza şu sözümüz

1. ve lekad : ve andolsun
2. sebekat : geçti
3. kelimetu-nâ : bizim sözümüz
4. li : için
5. ibâdi-nâ : kullarımız
6. el murselîne : gönderilenler, resûller

١٧٢

اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ

(172) innehüm le hümül mensurun
Muhakkak onlar ki yardım göreceklerdir

1. inne-hum : muhakkak ki onlar
2. le : elbette, mutlaka
3. hum : onlar
4. el mensûrûne : yardım edilenler

١٧٣

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

(173) ve inne cündena lehümül ğalibun
Şüphesiz bizim ordularımız galip gelecek onlardır

1. ve inne : ve muhakkak
2. cunde-nâ : ordumuz, ordularımız
3. le : elbette, mutlaka
4. hum : onlar
5. el gâlibûne : gâlip olanlar

١٧٤

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّى حينٍ

(174) fe tevelle anhüm hatta hiyn
Onlardan yüz çevir bir zaman için

1. fe : öyleyse, o zaman, artık
2. tevelle : yüz çevir
3. an-hum : onlardan
4. hattâ : oluncaya kadar
5. hînin : (belirli) bir süre

١٧٥

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

(175) veebsirhüm fe sevfe yübsirun
Onları gözetle artık ilerde görecekler

1. ve ebsir-hum : ve onlara bak, gözle
2. fe : bundan sonra, artık
3. sevfe : yakında
4. yubsirûne : görecekler

١٧٦

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

(176) e fe biazabina yesta’cilun
Azabımızı acele mi istiyorlar

1. e : mı
2. fe : hâlâ
3. bi azâbi-nâ : bizim azabımızı
4. yesta’cilûne : acele (olarak) istiyorlar

١٧٧

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرينَ

(177) fe iza nezele bisahatihim fe sae sabahul münzerin
Ama indiği zaman onların sahalarına (azap) ne fenadır uyarılanların sabahı

1. fe izâ : o zaman, artık
2. nezele : indi
3. bi sâhati-him : onların sahasına
4. fe : böylece, işte
5. sâe : kötü oldu
6. sabâhu : sabah
7. el munzerîne : uyarılanlar

١٧٨

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّى حينٍ

(178) ve tevelle anhüm hatta hiyn
Ve yüz çevir onlardan bir zamana kadar

1. ve tevelle : ve yüz çevir
2. an-hum : onlardan
3. hattâ : oluncaya kadar
4. hînin : (belirli) bir süre

١٧٩

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

(179) ve ebsir fe sevfe yübsirun
Gözetle artık onlar ilerde görecekler

1. ve ebsir : ve bak, gözle
2. fe : artık
3. sevfe : yakında
4. yubsırûne : görecekler

١٨٠

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

(180) sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun
Senin Rabbin subhandır izzet sahibi Rab onların vasıflandırdığı şeylerden (münezzehtir)

1. subhâne : sübhan, münezzehtir
2. rabbi-ke : senin Rabbin
3. rabbi : Rab
4. el izzeti : izzet
5. ammâ (an mâ) : şey(ler)den
6. yasifûne : vasıflandırıyorlar

١٨١

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ

(181) ve selamün alel murselin
Selam olsun peygamberlere

1. ve selâmun : ve selâm olsun
2. alâ : üzerine
3. el murselîne : gönderilen, gönderilmiş olan resûller

١٨٢

وَالْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(182) vel hamdü lillahi rabbil alemin
Hamd Allah’a mahsustur alemlerin Rabbi olan

1. ve el hamdu : ve hamd
2. li allâhi : Allah için, Allah’a ait
3. rabbi : Rab
4. el âlemîne : âlemler

38-SAD

Sayfa:452

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ص وَالْقُرْانِ ذِى الذِّكْرِ

(1) sad vel kur’ani ziz zikr
sâd şeref sahibi kur’an’a yemin olsun ki,

1. sâd : Sad
2. ve : ve andolsun
3. el kur’âni : Kur’ân
4. : sahip
5. ez zikri : zikir

٢

بَلِ الَّذينَ كَفَرُوا فى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

(2) belillezine keferu fi izzetiv ve şikkak
Hayır! o küfredenler bir izzet ve (haktan) ayrılık içindedirler

1. bel : bilâkis, hayır
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. keferû : inkâr ettiler, küfrettiler
4. : içinde, de
5. izzetin : gurur, kibir
6. ve şikâkın : ve ayrılık

٣

كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حينَ مَنَاصٍ

(3) kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hiyne menes
Nice helâk ettik onlardan önce memleketleri çağrıştılar ama kurtuluş zamanı değildi

1. kem : kaç, nice
2. ehleknâ : helâk ettik
3. min : den
4. kabli-him : onlardan önce
5. min karnin : kuşak, nesil
6. fe : böylece, o zaman
7. nâdev : nida ettiler, seslendiler, feryat ettiler
8. ve lâte : ve değil
9. hîne : bir süre, zaman
10. menâsın : kaçış, kurtuluş

٤

وَعَجِبُوا اَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ

(4) ve acibu en cae hüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahirun kezzab
Geldiğinde acayip karşıladılar onlara içlerinden bir uyarıcı kâfirler dedi bu yalancı bir sihirbazdır

1. ve acibû : ve acayiplerine gitti
2. en câe-hum : onlara gelmesi
3. munzirun : bir uyarıcı
4. min-hum : onlardan
5. ve kâle : ve dedi
6. el kâfirûne : kâfirler
7. hâzâ : bu
8. sâhirun : büyücü, sihirbaz
9. kezzâbun : çok yalancı

٥

اَجَعَلَ الْالِهَةَ اِلهًا وَاحِدًا اِنَّ هذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ

(5) e cealel alihete ilahev vahida inne haza le şey’üy ucab
İlahları yapacak tek bir ilah mı gerçekten bu şaşılacak bir şey

1. e : mı
2. ceale : kıldı, yaptı
3. el âlihete : ilâhlar
4. ilâhen : ilâh
5. vâhiden : bir, tek, bir tek
6. inne : muhakkak
7. hâzâ : bu
8. le : elbette, gerçekten
9. şey’un : bir şey
10. ucâbun : acayip, şaşılacak

٦

وَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلى الِهَتِكُمْ اِنَّ هذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ

(6) ventalekal melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne haza le şey’üy yürad
Ortaya atıldı onlardan ileri gelenler yürüyün ve ilahlarınız (için) sabırlı olun cidden budur arzu edilen de ancak

1. ventaleka (ve intaleka) : ve ayrıldı
2. el meleu : ileri gelenler
3. min-hum : onlardan
4. en-imşû : y��rümeniz, yürüyün
5. vasbirû (ve isbirû) : ve sabredin
6. alâ : … a karşı
7. âliheti-kum : ilâhlarınız
8. inne : muhakkak
9. hâzâ : bu
10. le : elbette, gerçekten, mutlaka
11. şey’un : bir şeydir
12. yurâdu : istenen

٧

مَا سَمِعْنَا بِهذَا فِى الْمِلَّةِ الْاخِرَةِ اِنْ هذَا اِلَّا اخْتِلَاقٌ

(7) ma semi’na bihaza fil milletil ahirah in haza illahtilak
Biz işitmedik bunu başka dinde de bu ancak uydurulmuş bir şeydir

1. mâ semi’nâ : biz işitmedik
2. bi hâzâ : bunu
3. : de, içinde
4. el milleti : millet, toplum, dîn
5. el âhireti : ahir, diğer
6. in hâzâ : bu sadece
7. illâ : ancak, sadece
8. ihtilâkun : yalan, iftira, uydurma

٨

ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فى شَكٍّ مِنْ ذِكْرى بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ

(8) e ünzile aliyhiz zikru mim beynina bel hüm fi şekkim min zikri bel lemma yezuku azab
Ona mı indirilmiştir (bu) zikir aramızdan doğrusu onlar (benim) zikrimden şüphe içindedirler hayır! henüz (onlar) benim azabı mı tatmadılar

1. e unzile : indirildi mi
2. aleyhi : ona
3. ez zikru : zikir
4. min beyni-nâ : bizim aramızdan
5. bel : bilâkis, aksine, hayır
6. hum : onlar
7. fî şekkin : şüphe içinde
8. min zikrî : zikrimden
9. bel : bilâkis, aksine, hayır
10. lemmâ yezûkû : henüz tatmadılar
11. azâbi : azabım

٩

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَاءِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزيزِ الْوَهَّابِ

(9) em indehüm hazainü rahmeti rabbikel azizil vehhab
Onların yanında mı Rabbimin rahmet hazineleri güçlü (ve) ihtiyacını karşılayan

1. em : yoksa, yahut ….. mı
2. inde-hum : onların yanında
3. hazâinu : hazineler
4. rahmeti : rahmet
5. rabbi-ke : senin Rabbin
6. el azîzi : azîz, üstün ve güçlü
7. el vehhâbi : karşılıksız veren, lütufkâr, hediye veren, hibe eden

١٠

اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا فِى الْاَسْبَابِ

(10) em lehüm mülküs semavati vel erdi ve ma beynehüma felyerteku fil esbab
Mülk yoksa onların mı? göklerin, yerin ve aralarındakilerin (çıkmanın yolunu arayarak) vasıtalarla yükselsinler

1. em : yoksa, veya, ya da
2. lehum : onlara, onlar için, onların
3. mulku : mülk, idare
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. ve mâ : ve o şey
7. beyne-humâ : ikisi arasında
8. fe : o zaman
9. li yertekû : yükselsinler
10. : de, içinde
11. el esbâbi : sebepler, vasıtalar

١١

جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ

(11) cündüm ma hünalike menzumüm minel ahzab
İşte burada ne ordular hezimete uğratılmış her türlü hizipten

1. cundun : ordu, ordular
2. : olan şey
3. hunâlike : burada
4. mehzûmun : hezimete uğramış, bozguna uğratılmış
5. min el ahzâbi : hiziplerden, fırkalardan

١٢

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِ

(12) kezzebet kablehüm kavmü nuhiv ve adüv ve fir’avnü zül evtad
Onlardan önce yalanladılar nuh kavmini de ad (kavmi de) firavun (kavmi de) ve kazıkla işkence yapan(lar da)

1. kezzebet : yalanladı
2. kable-hum : onlardan önce
3. kavmu nûhın : Nuh’un kavmi
4. ve âdun : ve Ad
5. ve fir’avnu : ve firavun
6. : sahip
7. el evtâdi : kazıklar

١٣

وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لَْيْكَةِ اُولءِكَ الْاَحْزَابُ

(13) ve semudü ve kavmü lutiv ve ashabül eykeh ülaikel ahzab
Semud, lut kavmi, ashab-ı eykeliler de (yalanladı) işte (hezimete uğrayan) hizipler bunlardır

1. ve semûdu : ve Semud
2. ve kavmu lûtın : ve Lut’un kavmi
3. ve ashâbu el eyketi : ve Eyke halkı
4. ulâike : işte onlar
5. el ahzâbu : hizipler, fırkalar

١٤

اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

(14) in küllün illa kezzeber rusüle fe hakka ikab
(Bu kavimlerin) hepsi resullerini yalanladı böylece azabımız hak oldu

1. in kullun illâ : hepsi sadece
2. kezzebe : yalanladı
3. er rusule : resûller
4. fe : böylece
5. hakka : hak oldu
6. ikâbi : ikabım, gazabım

١٥

وَمَا يَنْظُرُ هؤُلَاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَالَهَا مِنْ فَوَاقٍ

(15) ve ma yenzuru haülai illa sayhatev vahidetem ma leha min fevak
İşte bunlar bekliyor ancak bir tek naranın gelmesini (ama) onu geri çevirme yoktur

1. ve mâ yenzuru : ve gözlemiyorlar, beklemiyorlar
2. hâulâi : bunlar
3. illâ : sadece, den başka
4. sayhaten : sayha, çok şiddetli ses dalgası
5. vâhideten : bir tek
6. : yok, olmaz
7. lehâ : onun
8. min : den
9. fevâkın : süt veren hayvanlarda iki süt sağımı arasındaki zaman dilimi, kısa bir zaman, fırsat

١٦

وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ

(16) ve kalu rabbena accil lena kittana kable yevmil hisab
Ey Rabbimiz! dediler bize hakkımızda verilen hükmü acil bildir hesap gününden evvel

1. ve kâlû : ve dediler
2. rabbe-nâ : Rabbimiz
3. accil : acele ver
4. lenâ : bize
5. kıtta-nâ : bizim payımız
6. kable : önce
7. yevmi el hisâbi : hesap günü

Sayfa:453

٢٧

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا ذلِكَ ظَنُّ الَّذينَ كَفَرُوا فَوَيْلٌ لِلَّذينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ

(27) ve ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma batila zalike zannüllezine keferu fe veylül lillezine keferu minen nar
Biz yaratmadık semaları, arzı ve arasındakileri boşuna işte kâfirlerin zannıdır vay kâfirlerin haline (girecekleri) ateşten dolayı

1. ve mâ halaknâ : ve biz yaratmadık
2. es semâe : sema, gökyüzü
3. ve el arda : ve arz, yeryüzü
4. ve mâ : ve şeyler
5. beyne-humâ : ikisi arasında
6. bâtılen : bâtıl, boş
7. zâlike : bu, işte bu
8. zannu : zan
9. ellezîne : kimseler, onlar
10. keferû : inkâr ettiler, küfrettiler
11. fe : böylece, artık
12. veylun : vay haline, yazıklar olsun
13. li ellezîne : kimselere, onlara
14. keferû : inkâr ettiler
15. min : den
16. en nâri : ateş

٢٨

اَمْ نَجْعَلُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدينَ فِى الْاَرْضِ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقينَ كَالْفُجَّارِ

(28) em nec’alüllezine amenu ve amilus salihati kel müfsidine fil erdi em nec’alül müttekiyne kel füccar
Yoksa iman edip salih amel işleyenleri yapar mıyız? yeryüzünü fesada tutarak götürenler gibi veya yapar mıyız takva sahiplerini facirler gibi

1. em : yoksa, veya, hem de, ya da, hiç
2. nec’alu : biz, kıldık, yaptık
3. ellezîne : kimseler, onlar
4. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
5. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel, nefs tezkiyesi yaptılar
6. ke : gibi, aynı, bir, eşit
7. el mufsidîne : fesat çıkaranlar, bozgunculuk yapanlar gibi,
8. : de
9. el ardı : yeryüzü
10. em : yoksa, veya, hem de, ya da
11. nec’alu : kıldık, yaptık
12. el muttekîne : muttekiler, takva sahipleri
13. ke : gibi, aynı, bir, eşit
14. el fuccâri : facirler, cehennemlikler

٢٩

كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا ايَاتِه وَلِيَتَذَكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ

(29) kitabün enzelnahü ileyke mübarakül li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkera ülül elbab
(Kur’an’ı) kitabı indirdik sana bereket versin öğüt alsınlar (diye) onun ayetlerini düşünsünler, akıl sahipleri

1. kitâbun : kitap
2. enzelnâ-hu : onu biz indirdik
3. ileyke : sana
4. mubârekun : mübarek
5. li yeddebberû : tedbir alsınlar, sonunu düşünsünler diye
6. âyâti-hi : onun âyetleri
7. ve li yetezekkere : ve tezekkür etsinler diye
8. ulû el elbâbi : ulûl’elbâb, daimî zikirdeki kimseler

٣٠

وَوَهَبْنَا لِدَاوُدَ سُلَيْمنَ نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُ اَوَّابٌ

(30) ve vehebna li davude süleyman ni’mel abd innehu evvab
Ve ihsan ettik davud’a süleyman’ı ne güzel kuldu çünkü o (Allah’a) yöneldi

1. ve vehebnâ : ve biz bağışladık
2. li dâvûde : Davut’a
3. suleymâne : Süleyman
4. ni’me : ne güzel
5. el abdu : kul
6. inne-hû : gerçekten o
7. evvâbun : evvab, Allah’a yönelmiş, Allah’a ruhunu ulaştırmış

٣١

اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِىِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ

(31) iz urida aleyhi bil aşiyyis safinatül ciyad
O zaman arz olundu akşama kadar kendisine koşu atları tek ayaklarını kaldırarak

1. iz : o zaman
2. urıda : sunuldu
3. aleyhi : ona
4. bi el aşiyyi : akşam vakti
5. es sâfinâtu : safinler, sufûn duran atlar (sufûn duruş; bir ayağını tırnağı üzerine kaldırıp, diğer üç ayağı üzerinde duran koşmaya hazır hayvan)
6. el ciyâdu : iyi cins, güzel koşan atlar

٣٢

فَقَالَ اِنّى اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّى حَتّى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ

(32) fe kale inni ahbebtü hubbel hayri an zikri rabbi hatta tevarat bil hicab
(Süleyman): “şüphesiz ben dedi” muhabbet ettim mal sevgisine Rabbimin zikri ile nihayet gizlenmişti bir perdenin (arkasına)

1. fe : böylece, artık
2. kâle : dedi
3. in-nî : gerçekten ben
4. ahbebtu : sevdim
5. hubbe : sevgi
6. el hayri : hayır, hayra ulaşma, daimî zikre ulaşma
7. an : den, dan
8. zikri rabbî : Rabbimin zikri
9. hattâ : hatta, olunca
10. tevâret : gizlendi
11. bi el hicâbi : perde ile

٣٣

رُدُّوهَا عَلَىَّ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ

(33) rudduha aleyy fe tafika mesham bis suki vel a’nak
Onları bana getirin (dedi) böylece mesh etmeye başladı (atların) bacaklarını ve boyunlarını

1. ruddû-hâ : onu döndürün, geri getirin
2. aleyye : bana
3. fe : böylece, artık
4. tafika : başladı
5. meshan : meshederek, okşayarak
6. bi es sûkı : bacaklarını
7. ve el a’nâkı : ve boyunlar

٣٤

وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمنَ وَاَلْقَيْنَا عَلى كُرْسِيِّه جَسَدًا ثُمَّ اَنَابَ

(34) ve le kad fetenna süleymane ve elkayna ala kürsiyyihi ceseden sümme enab
Yemin olsun biz süleyman’ı imtihan ettik ve biz koyduk onu tahtının üzerine (ona benzeyen) ceset sonra (süleyman oraya) rücu etti

1. ve lekad : ve andolsun
2. fetennâ : imtihan ettik, denedik
3. suleymâne : Süleyman
4. ve elkaynâ : ve ulaştırdık, bıraktık
5. alâ : üzerine
6. kursiyyi-hi : onun tahtı, kürsüsü
7. ceseden : ceset olarak
8. summe : sonra
9. enâbe : döndü, yöneldi

٣٥

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لى وَهَبْ لى مُلْكًا لَايَنْبَغى لِاَحَدٍ مِنْ بَعْدى اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

(35) kale rabbiğfir li veheb li mülkel la yembeğiy li ehadim mim ba’di inneke entel vehhab
Ey Rabbim! beni bağışla, dedi bana mülk hibe et benden sonra hiçbir kimse talep etmesin gerçekten sen bütün ihtiyaçlarımızı verensin

1. kâle : dedi
2. rabbigfir (rabbi ıgfir) : Rabbim mağfiret eyle
3. : bana
4. veheb : bağışla, ver
5. : bana
6. mulken : mülk, hükümranlık
7. lâ yenbegî : ulaşamasın
8. li ehadin : birine, bir kimseye
9. min ba’dî : benden sonra
10. inne-ke : muhakkak ki sen
11. ente : sen
12. el vehhâbu : vehhab, çok bağışlayan

٣٦

فَسَخَّرْنَا لَهُ الرّيحَ تَجْرى بِاَمْرِه رُخَاءً حَيْثُ اَصَابَ

(36) fesehharna lehür riha tecri bi emrihi ruhaen haysü esab
Bunun üzerine emrine verdik rüzgarı ona onun emri ile akıp giderdi yumuşak bir esinti ile istediği yere

1. fe : böylece, artık
2. sahharnâ : musahhar kıldık, emre amade kıldık
3. lehu : ona
4. er rîha : rüzgâr
5. tecrî : akar, gider
6. bi emri-hi : onun emriyle
7. ruhâen : yumuşak, hafif
8. haysu : o yerden, o yönden
9. esâbe : isabet etti, irade etti, diledi

٣٧

وَالشَّيَاطينَ كُلَّ بَنَّاءٍ وَغَوَّاصٍ

(37) veş şeyatiyne küllü bennaiv ve ğavvas
Şeytanlarda (onun emrinde) kimisi duvar ustası kimisi de dalgıç idi

1. ve eş şeyâtîne : ve şeytanlar
2. kulle : her, hepsi
3. bennâin : bina yapanlar
4. ve gavvâsın : ve dalgıçlar, derine dalanlar

٣٨

وَاخَرينَ مُقَرَّنينَ فِى الْاَصْفَادِ

(38) ve aharine mükarranine fil asfad
Diğerleri de, zincirlere vurulmuşlardı

1. ve âharîne : ve diğerleri
2. mukarrenîne : birbirine bağlı olanlar
3. : de, içinde
4. el asfâdi : bağlar, kelepçeler, zincirler

٣٩

هذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

(39) haza ataüna femnün ev emsik bi ğayri hisab
Bu bizim ihsanımızdır ister ihsan et yahut verme hesap sorulmaz

1. hâzâ : bu
2. atâu-nâ : bizim atâmız, ihsanımız
3. femnun : artık ni’metlendir, ver, lütufta bulun
4. ev : veya
5. emsik : tut
6. bi gayri : olmaksızın
7. hisâbin : hesap

٤٠

وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفى وَحُسْنَ مَابٍ

(40) ve inne lehu indena le zülfa ve husne meab
Gerçekten bizim katımızda ona bir yakınlık ve ona güzel bir akıbet (vardır)

1. ve inne : ve muhakkak
2. lehu : onun için, onun
3. inde-nâ : bizim yanımızda, katımızda
4. le : mutlaka, elbette
5. zulfâ : derece, yüksek makam
6. ve husne meâbin : ve güzel bir meab, dönüş yeri, sığınak

٤١

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا اَيُّوبَ اِذْ نَادى رَبَّهُ اَنّى مَسَّنِىَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ

(41) vezkür abdena eyyub iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanü bi nusbiv ve azab
Kulumuz eyyûb’u da hatırla o zaman Rabbine nida etmişti hakikaten şeytan bana dokundu güçlük ve elemle

1. vezkur (ve uzkur) : zikret, hatırla
2. abde-nâ : kulumuz
3. eyyûbe : Eyüp
4. iz nâdâ : nida etmişti, seslenmişti
5. rabbe-hu : onun Rabbi
6. ennî : gerçekten, muhakkak ben
7. messeniye : bana dokundu
8. eş şeytânu : şeytan
9. bi nusbin : dert, hastalık, belâ
10. ve azâbin : ve azap

٤٢

اُرْكُضْ بِرِجْلِكَ هذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

(42) ürkud bi riclik haza muğteselüm baridüv ve şerab
Ayağınla (yere) vur işte bu (hem) yıkanılacak (hem de) içilecek serin su

1. urkud : vur
2. bi ricli-ke : (senin) ayağınla
3. hâzâ : bu
4. mugteselun : yıkanılacak şey
5. bâridun : soğuk, serin
6. ve şerâbun : ve içecek, içilecek şey

Sayfa:455

٤٣

وَوَهَبْنَا لَهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرى لِاُولِى الْاَلْبَابِ

(43) ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem minna ve zikra li ülil elbab
Hibe ettik onu ailesine beraberinde olanlara bir mislini tarafımızdan bir rahmet akıl sahipleri öğüt alsınlar (diye)

1. ve vehebnâ : ve biz bağışladık
2. lehu : ona, onun için
3. ehle-hu : onun ailesi
4. ve misle-hum : ve onların misli kadar
5. mea-hum : onlarla beraber
6. rahmeten : rahmet olarak
7. min-nâ : bizden
8. ve zikrâ : ve zikir olarak
9. li ulî el elbâbi : ulûl’elbab için, daimî zikirdeki kimseler için

٤٤

وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه وَلَا تَحْنَثْ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُ اَوَّابٌ

(44) ve huz biyedike diğsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira ni’mel abd innehu evvab
Eline (yüz başaklı) bir demet al onun ile (yere) vur yeminini bozma şüphesiz biz onu sabırlı bulduk o ne güzel kuldu gerçekten o (hakka) yöneldi

1. ve huz : ve al
2. bi yedi-ke : eline
3. dıgsen : yaş ve kuru karışık ot demeti
4. fadrib (fe ıdrib) : sonra vur
5. bihî : onunla
6. ve lâ tahnes : ve yeminini bozma
7. innâ : muhakkak biz
8. vecednâ-hu : onu bulduk
9. sâbiren : sabırlı
10. ni’me : ne güzel
11. el abdu : kul
12. inne-hu : gerçekten, muhakkak o
13. evvâbun : evvab, Allah’a ruhunu ulaştıran

٤٥

وَاذْكُرْ عِبَادَنَا اِبْرهيمَ وَاِسْحقَ وَيَعْقُوبَ اُولِى الْاَيْدى وَالْاَبْصَارِ

(45) vezkür ibadena ibrahime ve ishaka ve ya’kube ülil eydi ve ebsar
Kullarımızda ibrahim, ishak ve yakub’u da hatırla kuvvet ve görüş sahibi olan

1. vezkur (ve uzkur) : zikret, hatırla
2. ibâde-nâ : kullarımız
3. İbrâhîme : İbrâhîm
4. ve ishâka : ve İshak
5. ve ya’kûbe : ve Yâkub
6. ulîl eydî : güç sahibi
7. ve el ebsâri : ve basiret

٤٦

اِنَّا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ

(46) inna ahlasnahüm bi halisatin zikrad dar
Şüphesiz biz onları halis kıldık temiz bir hasletle (ahiret) diyarını anmakla

1. innâ : gerçekten biz, muhakkak biz
2. ahlasnâ-hum : ihlâs sahibi kıldık, onları
3. bi hâlisatin : halis kullar olarak
4. zikre ed dâri : ahiret yurdunu zikreden

٤٧

وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ

(47) ve innehüm indena le minel müstefeynel ahyar
Muhakkak bizim katımızdan seçilmiş hayırlı kimselerdendi

1. ve inne-hum : ve gerçekten, muhakkak onlar
2. inde-nâ : bizim yanımızda, katımızda
3. le : elbette, gerçekten
4. min : den
5. el mustafeyne : seçilmiş olanlar
6. el ahyâri : hayırlılar, hayırlı olanlar

٤٨

وَاذْكُرْ اِسْمعيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِ

(48) vezkür ismaiyle vel yesea ve zel kifl ve küllüm minel ahyar
İsmail’i, hatırla elyesa’yı, zülkifl’i de hepsi hayırlılardandı

1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret, hatırla
2. ismâîle : İsmail
3. velyesea (ve ilyesea) : ve Elyesa
4. ve zel kifli : ve Zülkifl
5. ve kullun : ve her, hepsi
6. min el ahyâri : hayırlı olanlar

٤٩

هذَا ذِكْرٌ وَاِنَّ لِلْمُتَّقينَ لَحُسْنَ مَابٍ

(49) haza zikr ve inne lil müttekiyne le husne meab
Bu bir anmadır elbette ki takva sahiplerinin akıbetleri güzeldir

1. hâzâ : bu
2. zikrun : bir zikir
3. ve inne : ve muhakkak, şüphesiz
4. li el muttekîne : muttakiler için, takva sahipleri için
5. le : elbette, mutlaka
6. husne meâbin : sığınakların en güzeli

٥٠

جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُ

(50) cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab
Adn cennetlerinin kapıları kendilerine açık olduğu halde

1. cennâti adnin : adn cennetleri
2. mufettehaten : açılmış olan
3. lehum : onlar için
4. el ebvâbu : kapılar

٥١

مُتَّكِينَ فيهَا يَدْعُونَ فيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثيرَةٍ وَشَرَابٍ

(51) müttekine fiha yed’une fiha bi fakihetin kesirativ ve şerab
Orada yaslanarak oturacaklar orada isteyecekler çeşitli meyveler ve içecekler

1. muttekîne : karşılıklı yaslanarak oturanlar
2. fîhâ : orada, içinde
3. yed’ûne : davet ediyorlar, istiyorlar, isterler
4. fîhâ : orada, içinde
5. bi fâkihetin : meyveleri
6. kesîretin : çok
7. ve şerâbin : ve içecek

٥٢

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ

(52) ve indehüm kasiratüt türfi etrab
Yanlarında gözlerini ayırmayan aynı yaşta (huriler olacak)

1. ve ınde-hum : ve yanlarında vardır
2. kâsırâtu : bakışlarını saklayanlar
3. et tarfi : bakışlar
4. etrâbun : yaşıtlar, aynı yaşta olan

٥٣

هذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ

(53) haza ma tuadune li yevmil hisab
İşte size vaat olunanlar bunlardır hesap günü için

1. hâzâ : bu
2. : şey
3. tûadûne : size vaadediliyor
4. li yevmi el hisâbi : hesap günü için

٥٤

اِنَّ هذَا لَرِزْقُنَا مَالَهُ مِنْ نَفَادٍ

(54) inne haza le rizkuna ma lehu min nefad
İşte bu bizim rızkımız onda tükenme yoktur

1. inne : şüphesiz, muhakkak
2. hâzâ : bu
3. le : gerçekten
4. rızku-nâ : bizim rızkımız
5. mâ lehu : onun yoktur
6. min : den
7. nefâdin : bitmek, tükenmek

٥٥

هذَا وَاِنَّ لِلطَّاغينَ لَشَرَّ مَابٍ

(55) haza ve inne lit tağiyne le şerra meab
Bu böyle azgınlar için de hakikaten kötü bir dönüş yeri(dir)

1. hâzâ : bu
2. ve inne : ve şüphesiz, muhakkak
3. li et tâgîne : azgınlar için
4. le : elbette
5. şerre meâbin : kötü bir dönüş yeri

٥٦

جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِءْسَ الْمِهَادُ

(56) cehennem yaslevneha fe bi’sel mihad
Cehennem! onlar buraya girecekler ne kötü bir döşektir

1. cehenneme : cehennem
2. yaslevne-hâ : oraya atılırlar, yaslanırlar
3. fe : artık, işte
4. bi’se : ne kötü
5. el mihâdu : yatak, döşek

٥٧

هذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَميمٌ وَغَسَّاقٌ

(57) haza fel yezukuhu hamimüv ve ğassak
Böylece azabı onlar tatsınlar kaynar su ve irin

1. hâzâ : bu
2. fe : böylece
3. el yezûkû-hu : onu tatsınlar
4. hamîmun : kaynar su
5. ve gassâkun : ve irin

٥٨

وَاخَرُ مِنْ شَكْلِه اَزْوَاجٌ

(58) ve aharu min şeklihi ezvac
(Azap) çeşitlerinden başkası da (var), çifte acılar

1. ve âharu : ve başka, diğerleri
2. min şekli-hi : onun şeklinden
3. ezvâcun : zevcler, eşler, gruplar

٥٩

هذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لَامَرْحَبًا بِهِمْ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ

(59) haza fevcüm muktehimüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar
İşte şunlar atılan gurup sizinle birlikte onlara rahatlık yoktur onlar ateşe gireceklerdir

1. hâzâ : bu
2. fevcun : fevc, bölük
3. muktehımun : atılan, göğüs geren, dayanan, dayanacak olan
4. mea-kum : sizinle beraber
5. lâ merhaben : merhaba yok
6. bi-him : onlara
7. inne-hum : şüphesiz, muhakkak onlar
8. sâlû : yaslananlar, girenler
9. en nâri : ateş

٦٠

قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ لَامَرْحَبًا بِكُمْ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِءْسَ الْقَرَارُ

(60) kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi’sel karar
Derler hayır (asıl) size rahatlık yok bu azabı bizim başımıza siz getirdiniz ne kötü bir karargah

1. kâlû : dediler
2. bel : bilâkis, hayır, aksine
3. entum : siz
4. lâ merhaben : merhaba yok
5. bi-kum : size
6. entum : siz
7. kaddemtumû-hu : onu siz takdim ettiniz
8. lenâ : bize
9. fe bi’se : artık ne kötü
10. el karâru : karargâh, kalınacak yer, mekân

٦١

قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى النَّارِ

(61) kalu rabbena men kaddeme lena haza fezidhü azaben di’fen fin nar
Derler: ey Rabbimiz! bu azabı bizim başımıza kim getirdi (ise) onun azabını iki kat artır cehennemdeki

1. kâlû : dediler
2. rabbe-nâ : Rabbimiz
3. men : kim
4. kaddeme : takdim etti, sebep oldu
5. lenâ : bize
6. hâzâ : bu
7. fe : bu sebeple, öyleyse
8. zid-hu : onu, ona arttır
9. azâben : azap
10. dı’fen : iki kat, kat kat
11. : de, içinde
12. en nâri : ateş

Sayfa:456

٦٢

وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِ

(62) ve kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel eşrar
Derler ki bize ne oldu o adamları göremiyoruz kendilerini saydığımız (kimseleri) en şerlilerden

1. ve kâlû : ve dediler
2. mâ lenâ : bize ne oluyor, biz niçin
3. lâ nerâ : görmüyoruz
4. ricâlen : adamlar
5. kunnâ : biz olduk
6. neuddu-hum : onları addediyoruz, sayıyoruz
7. min : den
8. el eşrâri : şerrliler

٦٣

اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ

(63) ettehaznahüm sihriyyen em zağat anhümül ebsar
Kendilerini alaya aldıklarımız yoksa onlardan gözlerimiz mi kaydı

1. ettehaznâ-hum : onları ittihaz ettik, onları ….. edindik
2. sihriyyen : sihir, alay, eğlence
3. em : veya, yoksa
4. zâgat : meyletti, kaydı
5. an-hum : onlardan
6. el ebsâru : bakışlar

٦٤

اِنَّ ذلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ

(64) inne zalike le hakkun tehasumü ehlin nar
Şüphe yok ki elbette bu hak olacaktır cehennem ehlinin (birbiri ile) çekişmesi

1. inne : muhakkak ki
2. zâlike : bu
3. le : elbette, kesinlikle
4. hakkun : haktır, gerçektir
5. tehâsumu : çekişiyorlar, tartışıyorlar
6. ehli en nâri : cehennem ehli, cehennem halkı

٦٥

قُلْ اِنَّمَا اَنَا مُنْذِرٌ وَمَا مِنْ اِلهٍ اِلَّا اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

(65) kul innema ene münziruv ve ma min ilahin illellahül vahidül kahhar
De ki ben ancak bir uyarıcıyım hiçbir ilah yoktur Allah’tan başka tek ve kahır edici olan (o’dur)

1. kul : de
2. innemâ : sadece
3. ene : ben
4. munzirun : inzar eden, uyarıcı
5. ve mâ : ve yoktur
6. min : den
7. ilâhin : ilâh
8. illâ : ancak, den başka
9. allâhu : Allah
10. el vâhidu : bir, tek
11. el kahhâru : kahhar, kahreden, herşeye hakim olan, idaresi altında tutan

٦٦

رَبُّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزيزُ الْغَفَّارُ

(66) rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehümel azizül ğaffar
Semaların Rabbidir yerin ve aralardakilerin güçlü, bağışlayandır

1. rabbu : Rab
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisi arasında olanlar
5. el azîzu : azîz, üstün ve güçlü
6. el gaffâru : gaffar, çok mağfiret eden

٦٧

قُلْ هُوَ نَبَؤٌا عَظيمٌ

(67) kul hüve nebün aziym
De ki bu büyük bir haberdir

1. kul : de
2. huve : o
3. nebeun : haber
4. azîmun : büyük

٦٨

اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ

(68) entüm anhü mu’ridun
siz ondan yüz çeviriyorsunuz

1. entum : siz
2. an-hu : ondan
3. mu’ridûne : yüz çevirenler

٦٩

مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلى اِذْ يَخْتَصِمُونَ

(69) ma kane liye min ilmin bil meleil a’la iz yahtesimun
Benim hiçbir ilmim yoktur mele-i a’lâ da münakaşa ettikleri zaman

1. mâ kâne : yoktu, olmadı
2. liye : benim
3. min ilmin : ilimden, bilgiden
4. bi el meleil a’lâ : meleil A’lâ ile (Allah’a en yakın melekler topluluğu)
5. iz yahtesımûne : hasım oluyorlarken, tartışıyorlarken

٧٠

اِنْ يُوحى اِلَىَّ اِلَّا اَنَّمَا اَنَا نَذيرٌ مُبينٌ

(70) iy yuha ileyye illa ennema ene nezirum mübin
Bana vahiy olunuyor ancak açık bir uyarıcı olduğumdan

1. in : ancak, sadece
2. yûhâ : vahyolunuyor
3. ileyye : bana
4. illâ : sadece, den başka
5. ennemâ : olduğu
6. ene : ben
7. nezîrun : nezir, uyarıcı
8. mubînun : apaçık

٧١

اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلءِكَةِ اِنّى خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طينٍ

(71) iz kale rabbüke lil melaiketi inni halikum beşeram min tiyn
O zaman Rabbin demişti meleklere ben çamurdan bir beşer yaratıcıyım

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. kâle : dedi
3. rabbu-ke : senin Rabbin
4. li el melâiketi : meleklere
5. innî : muhakkak ben
6. hâlikun : yaratan
7. beşeren : bir beşer, bir insan
8. min tînin : tînden, nemli topraktan

٧٢

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فيهِ مِنْ رُوحى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدينَ

(72) fe iza sevveytühu ve nefahtü fihi mir ruhiy fekau lehu sacidin
O zaman onu düzenlediğimde ve ona ruhundan üfürdüğümde hemen ona secdeye kapanın

1. fe : böylece, artık
2. izâ : olduğu zaman
3. sevveytu-hu : onu sevva ettim, düzenledim
4. ve nefahtu : ve üfledim
5. fî-hi : onun içine
6. min rûhî : ruhumdan
7. fe : hemen, derhal
8. kaû : (yere) kapanın
9. lehu : ona, onun için
10. sâcidîne : secde edenler

٧٣

فَسَجَدَ الْمَلءِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ

(73) fe secedel melaiketü küllühüm ecmeun
Melekler secde etti hepsi toptan

1. fe : böylece, artık, bunun üzerine
2. secede : secde etti
3. el melâiketu : melekler
4. kullu-hum : onların hepsi
5. ecmaûne : topluca, birarada

٧٤

اِلَّا اِبْليسَ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرينَ

(74) illa iblis istekbera ve kane minel kafirin
Yalnız iblis (hariç) büyüklendi ve kâfirlerden oldu

1. illâ : hariç
2. iblîse : iblis
3. istekbere : kibirlendi, büyüklendi
4. ve kâne : ve oldu
5. min : den
6. el kâfirîne : kâfirler

٧٥

قَالَ يَا اِبْليسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالينَ

(75) kale ya iblisü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel alin
Buyurdu ya iblis sana ne mani oldu secde etmene kendi kudret elimle yarattığıma büyüklenmek mi (istedin) yoksa çok yücelerden mi oldun?

1. kâle : dedi
2. : ey
3. iblîsu : iblis
4. : nedir
5. menea-ke : seni men etti
6. en tescude : secde etmek
7. li mâ : şeye
8. halaktu : ben yarattım
9. bi yedeyye : elimle, kudretimle
10. estekberte : sen kibirlendin
11. em : yoksa
12. kunte : sen oldun
13. min : dan
14. el âlîne : âlî olanlar, yüce olanlar

٧٦

قَالَ اَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنى مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طينٍ

(76) kale ene hayrum minh halakteni min nariv ve halaktehu min tiyn
Dedi: ben ondan hayırlıyım beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın

1. kâle : dedi
2. ene : ben
3. hayrun : hayırlı
4. min-hu : ondan
5. halakte-nî : beni yarattın
6. min : dan
7. nârin : ateş
8. ve : ve
9. halakte-hu : onu yarattın
10. min : dan
11. tînin : tîn, nemli toprak

٧٧

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجيمٌ

(77) kale fahruc minha fe inneke racim
Buyurdu hemen oradan çık artık sen recm edilenlerdensiniz

1. kâle : dedi
2. fahruc (fe uhruc) : haydi çık
3. min-hâ : oradan
4. fe : artık, bundan sonra
5. inne-ke : muhakkak sen
6. recîmun : kovulmuş olan

٧٨

وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتى اِلى يَوْمِ الدّينِ

(78) ve inne aleyke la’neti ila yevmid din
Muhakkak benim lanetim senin üzerinde olsun ceza gününe kadar

1. ve inne : ve muhakkak
2. aley-ke : senin üzerine
3. la’netî : benim lânetim
4. ilâ : … a
5. yevmi ed dîni : dîn günü

٧٩

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنى اِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

(79) kale rabbi fe enzirni ila yevmi yüb’asun
Dedi ey Rabbim artık bana mühlet ver dirilme güne kadar

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. fe : o halde, öyleyse
4. enzır-nî : beni inzar et, bana mühlet ver
5. ilâ yevmi yub’asûne : beas (yeniden dirilme) gününe

٨٠

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرينَ

(80) kale fe inneke minel münzarin
Buyurdu muhakkak sen mühlet verilenlerdensin

1. kâle : dedi
2. fe : artık, öyleyse
3. inne-ke : gerçekten sen, muhakkak sen
4. min : dan
5. el munzarîne : bekletilenler, tehir edilenler, mühlet verilenler

٨١

اِلى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

(81) ila yevmil vaktil ma’lum
Malum olan vaktin (geleceği) güne kadar

1. ilâ : … a
2. yevmi : gün
3. el vakti : vakit
4. el ma’lûmi : bilinen

٨٢

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعينَ

(82) kale fe bi izzetike le uğviyennehüm ecmeiyn
Dedi o halde senin izzet ve kudretine (şeytan) yemin ederim ki, onları toptan azdıracağım

1. kâle : dedi
2. fe : böylece, bundan sonra
3. bi izzeti-ke : senin izzetine, mutlak kudretine andolsun ki
4. le : mutlaka
5. ugviyenne-hum : onları azdıracağım
6. ecmaîne : hepsi

٨٣

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصينَ

(83) illa ibadeke minhümül muhlesiyn
Yalnız içlerinde ihlaslı kulların (hariç)

1. illâ : hariç
2. ibâde-ke : senin kulların
3. min hum : onlardan
4. el muhlasîne : muhlisler, ihlâs sahipleri

Sayfa:457

٨٤

قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ اَقُولُ

(84) kale fel hakku vel hakka ekul
(Allah) buyurdu işte hak budur ve ben hakkı söylerim

1. kâle : dedi
2. fe : işte
3. el hakku : hak, gerçek, doğru
4. ve el hakka : ve hak, gerçek, doğru
5. ekûlu : ben söylüyorum

٨٥

لَاَمْلََنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَعينَ

(85) le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmeiyn
Şüphesiz cehennemi senin gibiler ile dolduracağım ve sana tâbi olanların hepsi ile

1. le : mutlaka
2. emleenne : dolduracağım
3. cehenneme : cehennem
4. min-ke : senden
5. ve mimmen (min men) : ve kimselerden
6. tebia-ke : sana tâbî oldu
7. min-hum : onlardan
8. ecmaîne : hepsi

٨٦

قُلْ مَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَا اَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفينَ

(86) kul ma es’elüküm aleyhi min ecriv ve ma enen minel mütekellifin
de ki ben sizden bir ücret istemiyorum ben bunu size teklif edenlerden (değilim)

1. kul : de
2. mâ es’elu-kum : sizden istemiyorum
3. aleyhi : ona, buna karşı
4. min : den
5. ecrin : ecir, ücret
6. ve mâ ene : ve ben değilim
7. min : den
8. el mutekellifîne : mütekelliflerden (mükellefiyet koyanlardan)

٨٧

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمينَ

(87) in hüve illa zikrul lil alemin
Bu ancak bir öğüttür bütün alemler için

1. in : ancak, sadece
2. huve : o
3. illâ : sadece
4. zikrun : zikir
5. li el âlemîne : âlemler için, âlemlere

٨٨

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ حينٍ

(88) vele ta’lemünne nebeehu ba’de hiyn
Mutlaka bileceksiniz onun haberini daha sonra

1. ve le : ve mutlaka
2. talemunne : bileceksiniz, öğreneceksiniz
3. nebee-hu : onun haberi
4. ba’de : sonra
5. hînin : bir zaman, bir süre

39-ZÜMER

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

تَنْزيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّهِ الْعَزيزِ الْحَكيمِ

(1) tenzilül kitabi minellahil azizil hakim
(Bu) kitabin indirilişi güçlü (ve) hikmet sahibi Allah’tandır

1. tenzîlu : indirilir, indiriliş
2. el kitâbi : kitap
3. min : den
4. allâhi : Allah
5. el azîzi : azîz, güç ve kuvvet sahibi
6. el hakîmi : hakim, hüküm ve hikmet sahibi

٢

اِنَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّينَ

(2) inna enzelna ileykel kitabe bil hakki fa’büdillahe muhlisal lehüd din
Şüphesiz biz sana hak olarak kitabı indirdik o halde dini (Allah için) halis kılarak Allah’a kulluk et

1. innâ : muhakkak biz
2. enzelnâ : biz indirdik
3. ileyke : sana
4. el kitâbe : kitap
5. bi el hakkı : hak ile
6. fa’budi allâhe (fe u’budi) : öyleyse Allah’a kul ol
7. muhlisan : muhlis olarak, halis kılarak
8. lehu : ona
9. ed dine : dîn

٣

اَلَا لِلّهِ الدّينُ الْخَالِصُ وَالَّذينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه اَوْلِيَاءَ مَانَعْبُدُهُمْ اِلَّالِيُقَرِّبُونَا اِلَى اللّهِ زُلْفى اِنَّ اللّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فى مَاهُمْ فيهِ يَخْتَلِفُونَ اِنَّ اللّهَ لَايَهْدى مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

(3) ela lillahid dinül halis vellezinettehazu min dunihi evliya’ ma na’büdühüm illa li yükarribuna ilellahi zülfa innellahe yahkümü beynehüm fi ma hüm fihi yahtelifun innellahe la yehdi men hüve kazibün keffar
Dikkat et, halis din ancak Allah’ındır o’nu bırakıp başka veliler edinenler biz onlara ancak yaklaşmak için ibadet ediyoruz (derler) şüphesiz Allah hükmünü verecektir Allah’a yakınlık mertebesinde onların aralarında o ihtilaf etikleri şeyler hakkında şüphesiz Allah yalancı kâfir kimseyi hidayete eriştirmez

1. e lâ : öyle değil mi
2. li allâhi : Allah’a ait, Allah için
3. ed dînu : dîn
4. el hâlisu : halis, has, özel
5. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
6. ittehazû : edindiler
7. min : den
8. dûni-hi : ondan başka, onun dışında
9. evliyâe : velîler, dostlar
10. mâ na’budu-hum : onlara tapmıyoruz, kulluk etmiyoruz
11. illâ : den başka, sadece
12. li yukarribûnâ : bizi yaklaştırmaları için
13. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
14. zulfâ : derece, makam, yakınlık
15. inne allâhe : muhakkak Allah
16. yahkumu : hükmeder
17. beyne-hum : onların arasında
18. : içinde, de
19. : şey
20. hum : onlar
21. fîhi : onda, onun hakkında
22. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar
23. inne allâhe : muhakkak Allah
24. lâ yehdî : hidayete erdirmez
25. men : kim, kimse
26. huve : o
27. kâzibun : yalancı
28. keffârun : çok inkârcı, inkâr edenler

٤

لَوْ اَرَادَ اللّهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفى مِمَّا يَخْلُقُ مَايَشَاءُ سُبْحَانَهُ هُوَ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

(4) lev eradellahü ey yettehize veledel lastafa mimma yahlüku ma yeşaü sübhaneh hüvellahül vahidül kahhar
Allah bir çocuk edinmek isteseydi yarattıklarından dilediği birini seçerdi o, (bundan) münezzehtir o, Allah ki tektir (ve) kahredicidir

1. lev : eğer, şâyet
2. erâde : istedi, diledi
3. allâhu : Allah
4. en yettehıze : edinmek
5. veleden : bir çocuk
6. lâstafâ (le ıstafâ) : elbette, mutlaka seçerdi
7. mimmâ (min mâ) : şeyden
8. yahluku : yaratır
9. mâ yeşâu : dilediği şey
10. subhâne-hu : o sübhandır (herşeyden münezzehtir)
11. huve : o
12. allâhu : Allah
13. el vâhidu : vahid, tek, bir
14. el kahhâru : kahhar, kahreden, herşeye hakim olan, idaresi altında tutan

٥

خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرى لِاَجَلٍ مُسَمًّى اَلَا هُوَ الْعَزيزُ الْغَفَّارُ

(5) halekas semavati vel erda bil hakk yükevvirul leyle alen nehari ve yükevvirun nehara alel leyli ve sehharaş şemse vel kamer küllüy yecri li ecelim müsemma e la hüvel azizül ğaffar
gökleri ve yeri hak ile yarattı geceyi ve gündüzü üzerine sarıyor gündüzü de gecenin üzerine sarıyor güneş’i ve ay’ı musahhar kılmış her biri muayyen bir vakte kadar akıp gider dikkat edin, o, güçlü (ve) bağışlayıcıdır

1. halaka : yarattı
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
4. bi el hakkı : hak ile
5. yukevviru : örter, sarar
6. el leyle : gece
7. alâ : üzerine
8. en nehâri : gündüz
9. ve yukevviru : ve örter, sarar, çevirir
10. en nehâre : gündüz
11. alâ : üzerine
12. el leyli : gece
13. ve sehhare : ve musahhar kıldı, emre amade kıldı
14. eş şemse : güneş
15. ve el kamere : ve ay
16. kullun : hepsi
17. yecrî : akar, gider
18. li ecelin : ecele, bir süreye
19. musemmen : belirlenmiş
20. e lâ : değil mi
21. huve : o
22. el azîzu : azîz (yüce ve üstün)
23. el gaffâru : gaffar (çok mağfiret eden) olan

Sayfa:458

٦

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فى ظُلُمَاتٍ ثَلثٍ ذلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَاَنّى تُصْرَفُونَ

(6) halekaküm min nefsiv vahidetin sümme ceale minha zevceha ve enzele leküm minel en’ami semaniyete ezvac yahlükuküm fi bütuni ümmehatiküm halkam mim ba’di halkin fi zulümatin selas zalikümüllahü rabbüküm lehül mülk la ilahe illa hu fe enna tusrafun
Sizi tek bir nefisten yarattı sonra ondan eşini yarattı sizin için davarlarında sekiz çift indirdi sizi analarınızın karnında, üç karanlık içinde hilkatten hilkate (sizi çevirerek) yaratıp duruyor işte Rabbiniz Allah budur mülk o’nundur ondan başka ilah yoktur nasıl olup da döndürülüyorsunuz?

1. halaka-kum : sizi yarattı
2. min : den
3. nefsin : nefs
4. vâhidetin : bir, tek
5. summe : sonra
6. ceale : kıldı, yaptı, yarattı
7. min-hâ : ondan
8. zevce-hâ : onun eşi
9. ve enzele : ve indirdi
10. lekum : sizin için
11. min : den
12. el en’âmi : dört ayaklı hayvanlar
13. semâniyete : sekiz
14. ezvâcin : zevceler, eşler
15. yahluku-kum : sizi yaratır
16. : de, içinde
17. butûni : batınlar, karınlar
18. ummehâti-kum : sizin anneleriniz
19. halkan : yaratma, yaratış, yaratılış
20. min : den
21. ba’di : sonra
22. halkın : yaratma, yaratış, yaratılış
23. : de, içinde
24. zulumâtin : karanlıklar
25. selâsin : üç
26. zâlikum : işte bu
27. allâhu : Allah
28. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
29. lehu : ona ait, onun
30. el mulku : mülk, idare
31. : yoktur
32. ilâhe : ilâh
33. illâ : den başka
34. huve : o
35. fe : böylece, buna rağmen
36. ennâ : nasıl
37. tusrafûne : döndürülüyorsunuz

٧

اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّهَ غَنِىٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرى ثُمَّ اِلى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(7) in tekfüru fe innellahe ğaniyyün anküm ve la yerda li ibadihil küfr ve in teşküru yerdahü leküm ve la teziru vaziratüv vizra uhra sümme ila rabbiküm merciuküm fe yünebbiüküm bima küntüm tü’melun innehu alimüm bizatis sudur
Eğer küfrederseniz elbette ki Allah sizden müstağnidir ama kulları için küfre razı olmaz eğer şükür ederseniz sizin (namınıza) razı olur hiçbir günahkar başkasının vebalini taşıyamaz sonra dönüşünüz Rabbinizedir artık (o da) size yaptıklarınızı haber verir çünkü o sadırlarla olanı bilenidir

1. in : eğer, ise
2. tekfurû : inkâr ediyorsunuz
3. fe : böylece, artık
4. inne : muhakkak ki
5. allâhe : Allah
6. ganiyyun : gani, zengin, ihtiyacı olmayan
7. an-kum : sizden
8. ve lâ yerdâ : ve razı olmaz
9. li : için
10. ibâdi-hi : onun kulları
11. el kufre : küfür, inkâr
12. ve in : ve eğer, ise
13. teşkurû : şükredersiniz
14. yerda-hu : ondan razı olur
15. lekum : sizin için
16. ve lâ teziru : ve yüklenmez, taşımaz
17. vâziretun : yük taşıyan, günahkâr
18. vizra : ağırlık, yük, günah
19. uhrâ : diğer
20. summe : sonra
21. ilâ rabbi-kum : sizin Rabbinize
22. merciu-kum : sizin merciiniz, dönüş yeriniz
23. fe : böylece, artık
24. yunebbiu-kum : size haber verir
25. bimâ : şeyi
26. kuntum : siz oldunuz
27. ta’melûne : siz yapıyorsunuz
28. inne-hu : muhakkak ki o
29. alîmun : çok iyi bilen
30. bi zâti : sahip
31. es sudûr : sineler, göğüsler

٨

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنيبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِىَ مَاكَانَ يَدْعُوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَبيلِه قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَليلًا اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ

(8) ve iza messel insane durrun dea rabbehu müniben ileyhi sümme iza havvelehu ni’metem minhü nesiye ma kane yed’u ileyhi min kablü ve ceale lillahi endadel li yüdille an sebilih kul temetta’ bi küfrike kalilen inneke min ashabin nar
O insana bir zara dokunduğu zaman Rabbine yönelerek dua eder sonra ona (Allah) tarafında bir nimet ulaştırıldığı zaman daha önceden o’na yaptığı duayı unutur da Allah’a eş ve denkler koşar onun yolundan saptırmak için de ki küfrün ile biraz daha zevklen muhakkak sen cehennem asabındansın

1. ve izâ : ve ….. olduğu zaman
2. messe : dokundu
3. el insâne : insan
4. durrun : darlık, sıkıntı, zarar
5. deâ : dua etti
6. rabbe-hu : onun Rabbi
7. munîben : münîb olarak, yönelerek
8. ileyhi : ona
9. summe : sonra
10. izâ : olduğu zaman
11. havvele-hu : ona verdi, lütfetti
12. ni’meten : ni’met
13. min-hu : ondan, kendisinden
14. nesiye : unuttu
15. mâ kâne : olmadı
16. yed’û : dua eder
17. ileyhi : ona
18. min : den
19. kablu : önce
20. ve ceale : ve kıldı, yaptı, yarattı
21. li allâhi : Allah için, Allah’a
22. endâden : eşler, ortaklar
23. li yudılle : saptırmak için, dalâlete düşürmek için
24. an : dan
25. sebîli-hi : onun yolu
26. kul : de, söyle
27. temetta : metalan, faydalan
28. bi kufri-ke : küfrünle, inkârınla
29. kalîlen : az, biraz
30. inne-ke : muhakkak ki sen
31. min : den
32. ashâbi en nâri : ateş ehli, ateşin halkı

٩

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ انَاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَاءِمًا يَحْذَرُ الْاخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الَّذينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذينَ لَايَعْلَمُونَ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُواالْاَلْبَابِ

(9) emmen hüve kanitün anael leyli sacidev ve kaimey yahzerul ahirate ve yercu rahmete rabbih kul hel yestevil lezine ya’lemune vellezine la ya’lemun innema yetezekkeru ülül elbab
Amma geceleyin (kalkıp) secdeye kapanan kıyamda duran daimi itaatle olan âhiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini uman (kimse gibi olur mu?) de ki hiçbir olur mu? bilenlerle bilmeyenler (bunu) ancak akıl sahipleri düşünür

1. em : yoksa, veya
2. men : kimse, kişi
3. huve : o
4. kânitun : kanitun olan (saygıyla Allah’ın huzurunda duran)
5. ânâe : vakit, saat
6. el leyli : gece
7. sâciden : secde eden
8. ve kâimen : ve kıyamda duran, ayakta duran
9. yahzeru : sakınır, çekinir, korkar
10. el âhirete : ahiret
11. ve yercû : ve diler
12. rahmete : rahmet
13. rabbi-hi : onun Rabbi
14. kul : de, söyle
15. hel : mı
16. yestevî : müsavi olur, eşit olur
17. ellezîne : kimseler, onlar
18. ya’lemûne : biliyorlar, bilirler
19. ve ellezîne : ve kimseler
20. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler
21. innemâ : ancak, sadece, ama
22. yetezekkeru : tezekkür ederler
23. ulû el elbâbi : ulûl’elbab, daimî zikir sahipleri

١٠

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ لِلَّذينَ اَحْسَنُوا فى هذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَاَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةٌ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

(10) kul ya ibadillezine amenüt teku rabbeküm lillezine ahsenu fi hazihid dünya haseneh ve erdullahi vasiah innema yüveffes sabirune ecrahüm bi ğayri hisab
Ey benim iman eden kullarım Rabbinizden sakının bu dünyada iyi iş yapanlara güzel mükafat (vardır) Allah’ın arzı geniştir ancak sabredenlere muhakkak mükafatları hesapsız ödenecektir

1. kul : de, söyle
2. : ey
3. ıbâdı : benim kullarım
4. ellezîne : kimseler, onlar
5. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler, Allah’a ulaşmayı dilediler
6. ittekû : takva sahibi olun
7. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
8. li ellezîne : kimseler için, onlar için
9. ahsenû : en güzel, ahsen olan
10. : de, içinde
11. hâzihi : bu
12. ed dunyâ : dünya
13. hasenetun : güzellik, iyilik
14. ve ardu allâhi : ve Allah’ın arzı, yeri
15. vâsiatun : geniş
16. innemâ : ancak, sadece, ama
17. yuveffâ : vefa edilir, ödenir
18. es sâbirûne : sabredenler
19. ecre-hum : onların ecirleri, mükâfatları, yaptıklarının karşılığı
20. bi gayri : olmaksızın, olmadan
21. hisâbin : hesap

Sayfa:459

١١

قُلْ اِنّى اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّينَ

(11) kul inni ümirtü en a’büdellahe muhlisal lehüd din
de ki ben mutlaka onun dinine (sarılarak) Allah’a kulluk etmekle emrolundum

1. kul : de, söyle
2. innî : muhakkak ki ben
3. umirtu : emrolundum
4. en a’budallâhe (en a’bude allâhe) : Allah’a kul olmak
5. muhlisan : muhlis olarak, halis kılarak
6. lehu : ona, onun için
7. ed dîne : dîn

١٢

وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِمينَ

(12) ve ümirtü li en ekune evvelel müslimin
müslümanların ilki olmakla emrolundum

1. ve umirtu : ve ben emrolundum
2. li : için
3. en ekûne : benim olmam
4. evvele : evvel, ilk
5. el muslimîne : teslim olanlar

١٣

قُلْ اِنّى اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظيمٍ

(13) kul inni ehafü in asaytü rabbi azabe yevmin aziym
De ki: ben Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım,

1. kul : de, söyle
2. innî : muhakkak ki ben
3. ehâfu : korkarım
4. in asaytu : eğer asi olursam, isyan edersem
5. rabbî : benim Rabbim
6. azâbe : azap
7. yevmin : gün
8. azîmin : azîm, büyük

١٤

قُلِ اللّهَ اَعْبُدُ مُخْلِصًالَهُ دينى

(14) kulillahe a’büdü muhlisal lehu dini
De ki: ben dinimde samimiyetle Allah’a ibadet ederim

1. kulillâhe (kuli allâhe) : de ki Allah
2. a’budu : ben kul olurum
3. muhlisan : muhlis olarak, halis kılarak
4. lehu : ona, onun için
5. dînî : dînimi

١٥

فَاعْبُدُوا مَاشِءْتُمْ مِنْ دُونِه قُلْ اِنَّ الْخَاسِرينَ الَّذينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْليهِمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ اَلَا ذلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبينُ

(15) fa’büdu ma şi’tüm min dunih kul innel hasirinel lezine hasiru enfüsehüm ve ehlihim yevmel kiyameh e la zalike hüvel husranül mübin
Sizde ondan başka dilediğinize tapın de ki asıl hüsrana düşenler kıyamet günü kendilerine ve kendi ehline yazık edenlerdir dikkat edin açık ziyan işte budur

1. fa’budû (fe u’budû) : artık kul olun, tapın
2. : şey
3. şi’tum : siz dilediniz
4. min : den
5. dûni-hi : ondan başka
6. kul : de, söyle
7. inne : muhakkak ki
8. el hâsirîne : hüsrana uğrayanlar
9. ellezîne : o kimseler, onlar
10. hasirû : hüsrana uğradılar, hüsrana düştüler
11. enfuse-hum : onların nefsleri, kendileri
12. ve ehlî-him : ve onların ehilleri, aileleri
13. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
14. e lâ : değil mi
15. zâlike : işte bu
16. huve : o
17. el husrânu : hüsran
18. el mubînu : apaçık

١٦

لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذلِكَ يُخَوِّفُ اللّهُ بِه عِبَادَهُ يَاعِبَادِ فَاتَّقُونِ

(16) lehüm min fevkihim zulelüm minen nari ve min tahtihim zulel zalike yühavvifüllahü bihi ibadeh ya ibadi fettekun
Onların üstlerin de ateşten tabakalar (vardır) onların altlarında da tabakalar (vardır) işte Allah kullarını bunun ile korkutuyor ey kullarım artık benden sakının

1. lehum : onlar için, onların vardır
2. min fevkı-him : onların üstünden
3. zulelun : gölgelikler
4. min en nâri : ateşten
5. ve min tahti-him : ve onların altından
6. zulelun : gölgelikler
7. zâlike : işte bu, işte böyle
8. yuhavvifu : korkutuyor, korkutur
9. allâhu : Allah
10. bi-hi : onunla
11. ibâde-hu : onun kulları
12. : ey
13. ibâdi : kullarım
14. fe : öyleyse
15. ittekû-ni : bana karşı takva sahibi olun

١٧

وَالَّذينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُوا اِلَى اللّهِ لَهُمُ الْبُشْرى فَبَشِّرْ عِبَادِ

(17) vellezinectenebüt tağute ey ya’büduha ve enabu ilallahi lehümül büşra fe beşşir ibad
Tağuta ibadet etmekten çekine kimselere ve Allah’a yönelenlere (gelince) onlar için müjde (vardır) hemen kullarımı müjdele

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. ictenebû : içtinap ettiler, sakındılar, kaçındılar
3. et tâgûte : tagut, insan ve cin şeytanlar
4. en ya’budû-hâ : ona kul olmak
5. ve enâbû : ve yöneldiler
6. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
7. lehum : onlar için, onlara vardır
8. el buşrâ : müjde
9. fe : öyleyse
10. beşşir : müjdele
11. ibâdi : kullarım

١٨

اَلَّذينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُولءِكَ الَّذينَ هَديهُمُ اللّهُ وَاُولءِكَ هُمْ اُولُو الْاَلْبَابِ

(18) ellezine yestemiünel kavle feyettebiune ahseneh ülaikellezine hedahümüllahü ve ülaike hüm ülül elbab
O kullar ki sözü dinlerler sonra onun en güzeline uyarlar işte Allah’ın hidayet verdiği kimseler onlardır işte kâmil akıl sahibi olanlarda onlardır

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yestemiûne : işitirler
3. el kavle : söz
4. fe : böylece, artık
5. yettebiûne : tâbî olurlar
6. ahsene-hu : onun ahsen olanı, en güzel olanı
7. ulâike : işte onlar
8. ellezîne : o kimseler, onlar
9. hedâhumullâhu (hedâ-hum allâhu) : Allah onları hidayete erdirdi
10. ve ulâike : ve işte onlar
11. hum : onlar
12. ulû el elbâbi : ulûl’elbab, daimî zikir sahipleri

١٩

اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِى النَّارِ

(19) e fe men hakka aleyhi kelimetül azab e fe ente tünkizü men fin nar
Üzerine azap kelimesi hak olmuş kimseyi (onu) ateşin içinden sen mi kurtaracaksın

1. e : mi
2. fe : böylece, öyleyse
3. men : kimse, kişi
4. hakka : hak oldu
5. aleyhi : ona, onun üzerine
6. kelimetu : kelime
7. el azâbi : azap
8. e : mi
9. fe : böylece, öyleyse
10. ente : sen
11. tunkızu : kurtarırsın
12. men : kimse, kişi
13. : de, içinde
14. en nâri : ateş

٢٠

لكِنِ الَّذينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَعْدَ اللّهِ لَايُخْلِفُ اللّهُ الْميعَادَ

(20) lakinillezinettekav rabbehüm lehüm ğurafüm min fevkiha ğurafüm mebniyyetün tecri min tahtihel enhar va’dellah la yuhlifüllahül miad
Lakin Rablerinden sakınanlar için onlara yüksek konaklar var ki üzerlerine kökler yapılmış altlarından nehirler akmakta (bu) Allah’ın vaadidir Allah vaadinden caymaz

1. lâkin : lâkin, fakat
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. ittekav : takva sahibi oldular
4. rabbe-hum : onların Rab’leri
5. lehum : onlar için, onlara vardır
6. gurefun : köşkler, yüksek makamlar
7. min : den
8. fevkı-hâ : onun üstü
9. gurefun : köşkler, yüksek makamlar
10. mebniyyetun : bina edilmiş, inşa edilmiş
11. tecrî : akar
12. min : den
13. tahti-hâ : onun altı
14. el enhâru : nehirler
15. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
16. lâ yuhlifu : ihtilâf etmez, dönmez
17. allâhu : Allah
18. el mîâde : vaadedilen, vaad

٢١

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابيعَ فِى الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهيجُ فَتَريهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا اِنَّ فى ذلِكَ لَذِكْرى لِاُولِى الْاَلْبَابِ

(21) e lem tera ennellahe enzele mines semai maen fe selekehu yenabia fil erdi sümme yuhricü bihi zer’am muhtelifen elvanühu sümme yehicü fe terahü musferran sümme yec’alühu hutama inne fi zalike le zikra li ülil elbab
Görmedin mi ki? Allah gökten su indirdi de yerin içinde kaynaklara onu koydu sonra onunla muhtelif renkte ekinler çıkarıyor sonra (ekin) kuruyor da onu sararmış görüyorsun sonra (Allah) onu ufalanmış hale getiriyor şüphesiz bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır

1. e : mı
2. lem tere : sen görmedin
3. enne : olduğunu
4. allâhe : Allah
5. enzele : indirdi
6. min : den
7. es semâi : sema, gökyüzü, gök
8. mâen : su
9. fe : böylece
10. seleke-hu : onu sokar, içine akıtır
11. yenâbîa : yerden fışkıran su kaynağı, pınarlar
12. : de, içinde
13. el ardı : arz, yeryüzü, yer
14. summe : sonra
15. yuhricu : çıkarır
16. bi-hi : onunla
17. zer’an : ekin
18. muhtelifen : muhtelif, çeşitli
19. elvânu-hu : onun renkleri
20. summe : sonra
21. yehîcu : kurur
22. fe : böylece, artık
23. terâ-hu : onu görürsün
24. musferren : sararmış olan
25. summe : sonra
26. yec’alu-hu : onu kılar, yapar
27. hutâmen : kuru ot, çer çöp
28. inne : muhakkak
29. : de, içinde
30. zâlike : işte bu, bu
31. le : elbette, mutlaka
32. zikrâ : zikir, ibret
33. li : için
34. ulî el elbâbi : ulûl’elbab, daimî zikir sahipleri

Sayfa:460

٢٢

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلى نُورٍ مِنْ رَبِّه فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّهِ اُولءِكَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(22) e fe men şerahallahü sadrahu lil islami fe hüve ala nurim mir rabbih fe veylül lil kasiyeti kulubühüm min zikrillah ülaike fi dalalim mübin
Allah kimin kalbini islam’a açmışsa artık Rabbinin nuru onun üzerindedir yazıklar olsun Allah’ın zikrinden kalpleri katılaşmış olanlara işte onlar açık dalalet içindedirler

1. e : mı
2. fe : böylece, o taktirde
3. men : kim, kimse
4. şereha : şerhetti, açtı, yardı
5. allâhu : Allah
6. sadre-hu : onun göğsü
7. li : için, … e
8. el islâmi : İslâm (Allah’a) teslim
9. fe : böylece, artık
10. huve : o
11. alâ : üzerinde
12. nûrin : nur
13. min : den
14. rabbi-hi : onun Rabbi
15. fe : böylece, artık, bundan dolayı
16. veylun : yazıklar olsun, vay haline
17. li : için, … e
18. el kâsiyeti : kasiyet, katılaşma
19. kulûbu-hum : onların kalpleri
20. min : den
21. zikrillâhi (zikri allâhi) : Allah’ın zikri
22. ulaike : işte onlar
23. : de, içinde
24. dalâlin : dalâlet
25. mubînin : apaçık

٢٣

اَللّهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَديثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلى ذِكْرِاللّهِ ذلِكَ هُدَى اللّهِ يَهْدى بِه مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ هَادٍ

(23) allahü nezzele ahsenel hadisi kitabem muteşabihem mesaniye takşeirru minhü cüludüllezine yahşevne rabbehüm sümme telinü cüludühüm ve kulubühüm ila zikrillah zalike hüdellahi yehdi bihi mey yeşa’ ve mey yudlilillahü fe ma lehu min had
Allah kitabını en güzel kelamla en güzel benzetmelerle en güzel misallerle indirdi Rablerinin haşyesinden onların derileri ürperir sonra Allah’ın zikri ile onların derileri ve kalpleri yumuşar işte bu Allah’ın hidayetidir onunla dilediğini doğru yola çıkarır Allah kimide şaşırtsa artık ona hidayet verecek yoktur

1. allâhu : Allah
2. nezzele : indirdi
3. ahsene : ahsen, en güzel
4. el hadîsi : hadis, söz (ihdas edilen)
5. kitâben : kitap
6. muteşâbihen : müteşabih, teşbih edilen, benzer, uyumlu
7. mesâniye : ikinci, ikişer ikişer
8. takşaırru : ürperir
9. min-hu : ondan
10. culûdu : ciltler, deriler
11. ellezîne : onlar
12. yahşevne : huşû duyarlar
13. rabbe-hum : onların Rabbi
14. summe : sonra
15. telînu : yumuşar, sükûnet bulur, yatışır
16. culûdu-hum : onların ciltleri, derileri
17. ve kulûbu-hum : ve onların kalpleri
18. ilâ zikri allâhi : Allah’ın zikrine
19. zâlike : işte bu
20. hudâllâhi (hudâ allâhi) : Allah’ın hidayeti
21. yehdî : hidayete erdirir
22. bihî : onunla
23. men : kim, kimse, kişi
24. yeşâu : diler
25. ve men : ve kim, kimse, kişi
26. yudlil : dalâlette bırakır
27. allâhu : Allah
28. fe : böylece, artık
29. : yoktur
30. lehu : ona, onun için
31. min : den
32. hâdin : hidayetçi

٢٤

اَفَمَنْ يَتَّقى بِوَجْهِه سُوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَقيلَ لِلظَّالِمينَ ذُوقُوا مَاكُنْتُمْ تَكْسِبُونَ

(24) e fe mey yettekiy bi vechihi suel azabi yevmel kiyameh ve kiyle liz zalimine zuku ma küntüm teksibun
O kıyamet günü azabın şiddetinden yüzünü koruyan kimse gibi olur ve zalimlere denilecek tadın bakalım kazanmış olduklarınızı

1. e : mı
2. fe : böylece, o halde
3. men : kim, kimse
4. yettekî : korur
5. bi vechi-hî : onun vechini, kendi yüzünü, fizik vücudunu
6. sûe : kötü, fena
7. el azâbi : azap
8. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. ve kîle : ve denir
10. li ez zâlimîne : zalimlere
11. zûkû : tadın
12. : şey
13. kuntum : siz oldunuz
14. teksibûne : kesbediyorsunuz, kazanıyorsunuz

٢٥

كَذَّبَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَايَشْعُرُونَ

(25) kezzebellezine min kablihim fe etehümül azabü min haysü la yeş’urun
Onlardan öncekilerde yalanladı bunun üzerine ummadıkları yerden kendilerine azap geldi

1. kezzebe : yalanladı
2. ellezîne : onlar
3. min : den
4. kabli-him : onlardan önce
5. fe : böylece, artık
6. etâ-hum(u) : onlara geldi
7. el azâbu : azap
8. min haysu : bir yerden, bir taraftan
9. lâ yeş’urûne : şuurunda olmazlar, farkında olmazlar

٢٦

فَاَذَاقَهُمُ اللّهُ الْخِزْىَ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

(26) fe ezakahümüllahül hizye fil hayatid dünya ve leazabül ahirati ekber lev kanu ya’lemun
Böylece Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırdı âhiret azabı elbette daha büyüktür eğer bilmiş olsalardı

1. fe : böylece, artık
2. ezâka-hum(u) : onlara tattırdı
3. allâhu : Allah
4. el hızye : zillet, rezillik, horlanma ve aşağılanma
5. : içinde, de
6. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
7. ve le : ve gerçekten, elbette
8. azâbu : azap
9. el âhireti : ahiret
10. ekberu : daha büyük
11. lev : eğer, şâyet
12. kânû : oldular
13. ya’lemûne : biliyorlar

٢٧

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فى هذَا الْقُرْانِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

(27) ve le kad darabna lin nasi fi hazel kur’ani min külli meselil leallehüm yetezekkerun
Yemin olsun biz kur’an da insanlara her türlü misalleri getirdik olur ki onlar düşünürler

1. ve lekad : ve andolsun
2. darebnâ : örnek verdik
3. li : için, … e
4. en nâsi : insanlar
5. : içinde, … e
6. hâzâ : bu
7. el kur’âni : Kur’ân
8. min : den
9. kulli : her, bütün, hepsi
10. meselin : mesele
11. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
12. yetezekkerûne : tezekkür ederler

٢٨

قُرْانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذى عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

(28) kur’anen arabiyyen ğayra zi ivecil leallehüm yettekun
Kur’an’ı pürüzsüz ve dosdoğru arapça olarak indirdik umulur ki onlar konuşurlar

1. kur’ânen : Kur’ân
2. arabiyyen : Arapça
3. gayre : dışında, hariç, olmayan
4. : sahip
5. ivecin : eğrilik, kusur, çelişki
6. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
7. yettekûne : takva sahibi olurlar

٢٩

ضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا رَجُلًا فيهِ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَلْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(29) darabellahü meseler racülen fihi şürakaü müteşakisune ve racülen selemel li racül hel yesteviyani mesela elhamdü lillah bel ekseruhüm la ya’lemun
Allah (şunu) bir misal yapmıştır bir adam ki onun ortakları (var) münakaşa edip dururlar başka bir adamında kendine has kölesi var bu ikisinin hâli bir olur mu? hamd Allah’a mahsusudur fakat onların çoğu bilmezler

1. darabe : örnek verdi
2. allâhu : Allah
3. meselen : misal, örnek
4. raculen : adam, kişi
5. fîhi : onda
6. şurekâu : şerikler, ortaklar, birbirine bağlı olanlar
7. muteşâkisûne : birbirine karşı şâki olanlar, aralarında anlaşamayanlar
8. ve raculen : ve bir adam
9. selemen : teslim olan, bağlı olan
10. li raculin : bir adama
11. hel : mı
12. yesteviyâni : ikisi eşit olur
13. meselen : misal, örnek
14. el hamdu : hamd
15. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah’a mahsus
16. bel : hayır, bilâkis, ama
17. ekseru-hum : onların çoğu
18. lâ ya’lemûne : bilmezler

٣٠

اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ

(30) inneke meyyitüv ve innehüm meyyitun
Mutlaka sende öleceksin muhakkak onlarda ölecek

1. Inne-ke : muhakkak ki sen
2. meyyitun : meyyit, ölümlü
3. ve inne-hum : ve muhakkak ki onlar
4. meyyitûne : meyyitler, ölümlüler

٣١

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ

(31) sümme inneküm yevmel kiyameti inde rabbiküm tahtesimun
Sonra kıyamet günü sizler Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız

1. summe : sonra
2. inne-kum : muhakkak ki siz
3. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
4. inde : yanında, katında, huzurunda
5. rabbi-kum : sizin Rabbiniz
6. tahtasımûne : hasım olacaksınız, davalı ve davacı olacaksınız

Mahsenli Ali Efendi

Muhammed Sıddık Haşimi

EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin…

Nuru Şems
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: