29. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    77 29561MÜLK (67)
  • 28. Cüz
  • 30. Cüz
  • بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    تَبَارَكَ الَّذى بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

    (1) tebarekelleziy biyedihilmülkü ve huve ‘ala kulli şey’in kadirun
    (Allah) ne mübarektir mülkü (kudret) elinde (tutan) o, her şeye kadirdir

    1. tebâreke : mübarek, çok yüce, mukaddes, bereket ve hayır sahibi
    2. ellezî : o ki, o
    3. bi yedi-hi : onun elinde, kudretinde
    4. el mulku : mülk, idare
    5. ve huve : ve o
    6. alâ kulli şey’in : herşeye
    7. kadîrun : kaadir, gücü yeten

    ٢

    اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ

    (2) elleziy halekal mevte velhayate liyebluveküm eyyuküm ahsenu ‘amelen ve huvel’aziyzulğafuru
    O ki, yaratmıştır ölümü ve hayatı sizi imtihan etmek için hanginizin ameli daha güzeldir (diye) o güçlüdür, bağışlayandır

    1. ellezî : o ki, o
    2. halaka : yarattı
    3. el mevte : ölüm
    4. ve el hayâte : ve hayat
    5. li yebluve-kum : sizi imtihan etmek için
    6. eyyu-kum : sizin hanginiz, hanginiz
    7. ahsenu : daha güzel, en güzel
    8. amelen : amel
    9. ve huve : ve o
    10. el azîzu : azîz
    11. el gafûru : gafûr, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

    ٣

    اَلَّذى خَلَقَ سَبْعَ سَموَاتٍ طِبَاقًا مَا تَرى فى خَلْقِ الرَّحْمنِ مِنْ تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرى مِنْ فُطُورٍ

    (3) elleziy haleka seb’a semavatin tibakan ma tera fi halkirrahmani min tefavutin ferci’ilbasare hel tera min futurin
    O ki, yaratmıştır yedi kat gökleri Rahmanın yarattıklarında göremezsin hiçbir düzensizlik haydi çevir gözünü bir çatlak görebilir misin?

    1. ellezî : o ki, o
    2. halaka : yarattı
    3. seb’a : yedi
    4. semâvâtin : semalar, gök katları
    5. tibâkan : tabakalar halinde, kat kat
    6. mâ terâ : göremezsin
    7. : içinde, de
    8. halkı : yaratış, yaratma
    9. er rahmâni : rahmân
    10. min tefâvutin : bir uyumsuzluk, düzensizlik
    11. fe : öyleyse, haydi
    12. irciı : çevir, döndür
    13. el basara : bakış
    14. hel : var mı, mi
    15. terâ : görüyorsun
    16. min futûrin : bir yarık, bir çatlak

    ٤

    ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِءًا وَهُوَ حَسيرٌ

    (4) summerci’ilbasare kerreteyni yenkalib ileykel besaru hasien ve huve hasirun
    Sonra gözünü bir defa daha çevir sana dönecektir o göz hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak

    1. summe : sonra
    2. irciı : çevir, döndür
    3. el basara : bakış
    4. kerreteyni : iki kere, iki defa, defalarca
    5. yenkalib : döner
    6. ileyke : sana
    7. el basaru : bakış
    8. hâsien : şaşkın, hayretle, aciz olarak
    9. ve huve : ve o
    10. hasîrun : yorgun, bitkin olarak

    ٥

    وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعيرِ

    (5) ve lekad zeyyennes semaeddunya bimesabiyha ve ce’alnaha rucumen lişşeyatiyni ve a’tedna lehum’ azabesse’iyri
    Yemin olsun biz süsledik dünya semasını yıldızlarla ve onları atılacak taşlar yaptık şeytanlar için ve (şeytanlar) için hazırladık çılgın ateş azabı

    1. ve lekad : ve andolsun
    2. zeyyennâ : süsledik
    3. es semâe : sema, gökyüzü
    4. ed dunyâ : dünya
    5. bi mesâbîha : lâmbalarla, kandillerle
    6. ve cealnâ-hâ : ve biz onu kıldık
    7. rucûmen : taşlar
    8. li : için
    9. eş şeyâtîni : şeytanlar
    10. ve a’tednâ : ve biz hazırladık
    11. lehum : onlar için
    12. azâbe : azap
    13. es saîri : alevli ateş

    ٦

    وَلِلَّذينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِءْسَ الْمَصيرُ

    (6) ve lilleziyne keferu birabbihim’ azabu cehenneme ve bi’selmasiru
    Rablerini inkar edenlere de cehennem azabı (vardır) o ne fena yerdir

    1. ve li ellezîne : ve onlar için
    2. keferû : inkâr ettiler
    3. bi rabbi-him : onların Rab’leri, kendi Rab’leri
    4. azâbu : azap
    5. cehenneme : cehennem
    6. ve bi’se : ve ne kötü
    7. el masîru : ulaşılan makam, ulaşılan yer, varış yeri

    ٧

    اِذَا اُلْقُوا فيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهيقًا وَهِىَ تَفُورُ

    (7) iza ulku fiha semi’u leha şehikan ve hiye tefuru
    İçine atıldıkları zaman onun solumasını işitirler o kaynıyordur

    1. izâ : olduğu zaman
    2. ulkû : atıldılar
    3. fî-hâ : onun içine
    4. semiû : işittiler
    5. lehâ : onun
    6. şehîkan : uğultusu, gürlemesi
    7. ve hiye : ve o
    8. tefûru : kaynayan, kaynar halde

    ٨

    تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا اُلْقِىَ فيهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَذيرٌ

    (8) tekadu temeyyezu minelğayzi kullema ulkiye fiha fevcun seelehum hazenetuha elem yeti’kum nezirun
    Neredeyse infilak edecektir öfkesinden içine her defasında bir bölük atıldıkça, oranın (cehennemin) bekçileri onlara sorar “size uyarıcı gelmedi mi?” (diye)

    1. tekâdu : az kalsın, neredeyse
    2. temeyyezu : çatlayacak, parçalanacak
    3. min el gayzi : öfkeden
    4. kullemâ : her defasında
    5. ulkiye : atılır
    6. fî-hâ : onun içine, oraya
    7. fevcun : bölük, grup
    8. seele-hum : onlara sordu
    9. hazenetu-hâ : onun bekçileri
    10. e : mi
    11. lem ye’ti-kum : size gelmedi
    12. nezîrun : nezir, uyarıcı

    ٩

    قَالُوا بَلى قَدْ جَاءَنَا نَذيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّهُ مِنْ شَىْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فى ضَلَالٍ كَبيرٍ

    (9) kalu bela kad caena nezirun fekezzebna ve kulna ma nezzelellahü min şey’in in entüm illa fi dalalin kebirin
    Evet derler bize hakikaten bir uyarıcı geldi ama biz (onu) yalanladık ve dedik: Allah hiçbir şey indirmemiştir siz ancak çok büyük bir şaşkınlık içindesiniz

    1. kâlû : dediler
    2. belâ : bilâkis, evet
    3. kad : olmuştu
    4. câe-nâ : bize geldi
    5. nezîrun : bir nezir, uyarıcı
    6. fe kezzebnâ : fakat biz yalanladık
    7. ve kulnâ : ve biz dedik
    8. mâ nezzele : indirmedi
    9. allâhu : Allah
    10. min şey’in : bir şey
    11. in (…illâ) : ancak
    12. entum : siz
    13. (in) …illâ : ancak
    14. : içinde
    15. dalâlin : dalâlet
    16. kebîrin : büyük

    ١٠

    وَقاَلُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فى اَصْحَابِ السَّعيرِ

    (10) ve kalu lev kunna nesme’u ev na’kilu ma kunna fi ashabisse’iri
    Birde (şöyle) derler biz işitir ve akıl eder kimseler olsaydık içinde bulunmazdık! azgın ateşe atılanların

    1. ve kâlû : ve dediler
    2. lev : şâyet, eğer
    3. kunnâ : biz olduk
    4. nesmeu : işitiriz
    5. ev : veya
    6. na’kılu : akıl ederiz
    7. mâ kunnâ : biz olmazdık
    8. : içinde
    9. ashâbi : halkı, ehli
    10. es saîri : alevli ateş

    ١١

    فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّعيرِ

    (11) fa’teref’u bizenbihim fesuhkan liashabisse’iri
    Böylece günahlarını itiraf ettiler öyle ise uzak olsun o cehennemliklere!

    1. fe i’terefû : itiraf ettiler
    2. bi zenbi-him : kendi günahlarını
    3. fe : o zaman, artık
    4. suhkan : uzaklaşsın, uzak olsun
    5. li ashâbi : halkına, ehline
    6. es saîri : alevli ateş

    ١٢

    اِنَّ الَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبيرٌ

    (12) innelleziyne yahşevne rabbehum bilğaybi lehum mağfiretun ve ecrun kebirun
    Gerçekten korkanlar Rablerinden gıyaben onlar için mağfiret ve büyük bir ecir (vardır)

    1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
    2. yahşevne : huşû duyarlar
    3. rabbe-hum : Rab’lerine
    4. bi el gaybi : gaybda
    5. lehum : onlar için, onlara vardır
    6. magfiretun : mağfiret, günahların sevaba çevrilmesi, bağışlanma
    7. ve ecrun : ve ecir, mükâfat
    8. kebîrun : büyük

    Sayfa:562

    ١٣

    وَاَسِرُّوا قَوْلَكُم اَوِ اجْهَرُوا بِه اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

    (13) ve esirru kavlekum evicheru bihi innehu ‘alimun bizatissudur
    Sözümüzü (ister) gizli tutun ister onu açığa vurun çünkü o, bilir bütün sadrınız olanları

    1. ve esirrû : ve gizleyin
    2. kavle-kum : sözünüz
    3. ev : veya
    4. icherû : açıklayın, cehri olarak söyleyin
    5. bi-hî : onu
    6. inne-hu : muhakkak ki o
    7. alîmun : en iyi bilen
    8. bi zâti : sahip, de olan
    9. es sudûri : sadırlar, sineler, göğüsler, gönüller

    ١٤

    اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطيفُ الْخَبيرُ

    (14) ela ya’lemu men haleka ve huvelletifulhabiru
    Hiç yaratan bilmez (olur) mu? o, latiftir, haberdardır

    1. e lâ ya’lemu : bilmez mi
    2. men halaka : yaratan kimse
    3. ve huve : ve o
    4. el latîfu : lâtif
    5. el habîru : habîrdir, haberdar olandır

    ١٥

    هُوَ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه وَاِلَيْهِ النُّشُورُ

    (15) huvelleziy ce’ale lekumul’arda zelulen femşu fiy menakibiha ve kulu min rizkihi ve ileyhinnuşuru
    O ki sizin için yeri uysal kılmıştır o halde onun omuzlarında yürüyün (Allah’ın) O’nun rızkından yeyin dönüş O’nadır

    1. huve ellezî : ki o …dır
    2. ceale : kıldı
    3. lekum : sizin için
    4. el arda : arz, yeryüzü
    5. zelûlen : zelil, boynu eğik, emre amade
    6. femşû : artık yürüyün
    7. fî menâkibi- hâ : onun omuzlarında, üzerinde (dağlarda, kıyılarda)
    8. ve kulû : ve yeyin
    9. min rizkı-hî : onun rızkından
    10. ve ileyhi : ve ona
    11. en nuşûru : neşir, öldükten sonra tekrar dirilip ayağa kalkma, yeniden var olup huzurunda toplanma

    ١٦

    ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِىَ تَمُورُ

    (16) eemintüm men fissemai en yahsife bikumul’arda feiza hiye temuru
    Emin mi oldunuz? gökte olanın sizi yere geçirmesinden o zaman yer çalkalanıp duruyor

    1. e emintum : emin mi oldunuz
    2. men : kim, kimse, kişi
    3. fî es semâi : semada, gökyüzünde
    4. en yahsife : (yere) geçirmek
    5. bikum(u) : sizi
    6. el arda : arz, yeryüzü, yer
    7. fe izâ : o zaman olunca
    8. hiye : o
    9. temûru : sarsılır, sallanır

    ١٧

    اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذيرِ

    (17) em emintum men fissemai en yursile ‘aleykum hasiben feseta’lemune keyfe nezir
    Yoksa emin mi oldunuz? gökte olanın, üzerine taş yağdıran (bir rüzgar) göndermesinden ilerde bileceksiniz! benim uyarmam nasıl olurmuş

    1. em : yoksa
    2. emintum : siz emin mi oldunuz
    3. men : kimse
    4. fî es semâi : semada, gökyüzünde
    5. en yursile : göndermek
    6. aleykum : sizin üzerinize
    7. hâsıban : (taş yağdıran) fırtına, kasırga
    8. fe : o zaman
    9. se-ta’lemûne : yakında öğreneceksiniz, bileceksiniz
    10. keyfe : nasıl
    11. nezîri : benim uyarım, uyarmam

    ١٨

    وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكيرِ

    (18) ve lekad kezzebel leziyne min kablihim fekeyfe kane nekir
    Yemin olsun, yalanlamıştı onlardan öncekilerde ama inkar etmek nice olurmuş!

    1. ve lekad : ve andolsun
    2. kezzebe : yalanladı
    3. ellezîne : onlar, olanlar
    4. min kabli-him : onlardan öncekiler
    5. fe : o zaman
    6. keyfe : nasıl
    7. kâne : oldu, idi
    8. nekîri : azabım

    ١٩

    اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَايُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمنُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ بَصيرٌ

    (19) evelem yerev ilettayri fevkahum saffatin ve yakbidne ma yumsikuhunne illerrahmanu innehu bikülli şey’in basirun
    Görmüyorlar mı? (uçan) kuşları üstlerinden kanatlarını açıp kapatarak onları tutan ancak rahmandır şüphesiz o, her şeyi görendir

    1. e ve lem yerev ilâ : ve görmüyorlar mı (…a bakmıyorlar mı)
    2. et tayri : kuşlar
    3. fevka-hum : onların üstünde
    4. sâffâtin : sıra sıra süzülenler
    5. ve yakbıdne : ve açıp kapayan, kanat çırpan
    6. mâ yumsiku-hunne : onları (havada) tutmaz (düşmekten alıkoymaz)
    7. illâ er rahmânu : Rahmân’dan başkası
    8. inne-hu : muhakkak ki o
    9. bi kulli şey’in : herşeyi
    10. basîrun : en iyi gören

    ٢٠

    اَمَّنْ هذَا الَّذى هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمنِ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا فى غُرُورٍ

    (20) emmen hazellezi hüve cundun leküm yansuruküm min dunirrahmani inilkafirune illa fi gururin
    O kimse kim ki size asker (olup) rahmandan sizi kurtarır? kafirler ancak bir aldanış içindedir

    1. em : yoksa, yahut, veya
    2. men : kim, kimler
    3. hâzâ : bu
    4. ellezî : ki o
    5. huve : o
    6. cundun : ordu, askerler
    7. lekum : size
    8. yansuru-kum : size yardım edecek
    9. min dûni er rahmâni : Rahmân’dan başka
    10. in …(illâ) : sadece
    11. el kâfirûne : kâfirler
    12. (in)… illâ : sadece
    13. : içinde
    14. gurûrin : gurur

    ٢١

    اَمَّنْ هذَا الَّذى يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُ بَلْ لَجُّوا فى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ

    (21) emmen hazel lezi yerzukuküm in emseke rizkahu bel leccu fi ‘utuvvin ve nufurin
    Yahut o, size kim rızık verir? rızkını keserse hayır! direnmektedirler bir azgınlık ve nefret içinde

    1. em : yoksa, veya, ya da
    2. men : kişi, kimse, kim(ler)
    3. hâzâ ellezî : o
    4. yerzuku-kum : rızkınızı
    5. in : eğer
    6. emseke : tuttu, vermedi
    7. rizka-hu : onun rızkı, rızkını
    8. bel : bilâkis, hayır (evet)
    9. leccû : ısrarla devam ettiler
    10. : içinde
    11. utuvvin : taşkınlık, haddi aşma
    12. ve nufûrin : ve uzak durma, nefret

    ٢٢

    اَفَمَنْ يَمْشى مُكِبًّا عَلى وَجْهِه اَهْدى اَمَّنْ يَمْشى سَوِيًّا عَلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

    (22) efemen yemşiy mukibben ‘ala vechihi ehda emmen yemşiy seviyyen’ ala siratin mustekimin
    Şimdi yüz üstü sürünen mi? daha doğrudur yoksa düzgünce yürüyen mi? sıratı müstakim üzerinde

    1. e : mi
    2. fe : öyleyse
    3. men : kimse
    4. yemşî : yürür
    5. mukibben : tökezleyen, sürünen
    6. alâ : üzerinde
    7. vechi-hî : yüzü üzerinde, yüzüstü
    8. ehdâ : daha çok hidayete eren
    9. em men : yoksa kim
    10. yemşî : yürür
    11. seviyyen : düzgün (dimdik, seviyeli)
    12. alâ : üzerinde
    13. sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştıran yol

    ٢٣

    قُلْ هُوَ الَّذى اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفِْدَةَ قَليلًا مَاتَشْكُرُونَ

    (23) kul huvelleziy enşeekum ve ce’ale lekumus sem’a vel’ebsare vel’ef’idete kaliylen ma teşkurune
    De ki: sizi yaratan o’dur size veren (o’dur) kulaklar, gözler ve kalpler siz pek az şükrediyorsunuz

    1. kul : de
    2. huve ellezî : o ki
    3. ensee-kum : sizi inşa etti, yoktan yarattı
    4. ve ceale : ve kıldı, yaptı, verdi
    5. lekum(u) : sizin için, size
    6. es sem’a : işitme hassası
    7. ve el ebsâre : ve görme hassası
    8. ve el ef’idete : ve fuad hassası, idrak etme hassası, gönül
    9. kalîlen : az
    10. : ne (kadar)
    11. teşkurûne : şükrediyorsunuz

    ٢٤

    قُلْ هُوَ الَّذى ذَرَاَكُمْ فِى الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    (24) kul huvelleziy zereekum fil’ardi ve ileyhi tuhşerune
    de ki: o, sizi üretip arza (yayandır) ve o’na toplanacaksınız

    1. kul : de
    2. huve ellezî : o ki
    3. zeree-kum : sizi çoğaltıp yaydı
    4. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
    5. ve ileyhi : ve ona
    6. tuhşerûne : haşrolunacaksınız, huzurunda toplanacaksınız

    ٢٥

    وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

    (25) ve yekulune meta hazelva’du in küntüm sadikine
    Ne zaman? diyorlar bu vaat eğer doğru söyleyenlerdenseniz

    1. ve yekûlûne : derler ki
    2. metâ : ne zaman
    3. hâzâ : bu
    4. el va’du : vaadetmek, söz vermek
    5. in kuntum : idiniz
    6. sâdikîne : sadıklardan

    ٢٦

    قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّهِ وَاِنَّمَا اَنَا نَذيرٌ مُبينٌ

    (26) kul innemel’ilmu ‘indallahi ve innema ene neziyrun mubinun
    De ki: (onun) ilmi ancak Allah’ın yanındadır ben sadece apaçık bir uyarıcıyım

    1. kul : de
    2. innemâ : ancak, sadece
    3. el ilmu : ilim, bilgi
    4. inde allâhi : Allah’ın indinde, yanında
    5. ve innemâ : ve ancak, sadece
    6. ene : ben
    7. nezîrun : uyarıcı
    8. mubînun : apaçık, açıklayan, açıkça bildiren

    Sayfa:563

    ٢٧

    فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً سيَتْ وُجُوهُ الَّذينَ كَفَرُوا وَقيلَ هذَا الَّذى كُنْتُمْ بِه تَدَّعُونَ

    (27) felemma reevhu zulfeten si et vucuhulleziyne keferu ve kile hazelleziy küntüm bihi tedde’une
    Nihayet o azabın yaklaştığını gördükleri zaman kafirlerin yüzleri kötüleşir de o şey, azap işte budur, denilir kendisini davet etmekte olduğunuz

    1. fe : fakat
    2. lemmâ : olduğu zaman
    3. reev-hu : onu gördüler
    4. zulfeten : yakın olarak
    5. sîet : karardı
    6. vucûhu : vechler, yüzler
    7. ellezîne : onlar, olanlar
    8. keferû : inkâr ettiler
    9. ve kîle : ve denildi
    10. hâzâ : bu
    11. ellezî : o ki
    12. kuntum : siz oldunuz
    13. bi-hî : onu, kendisini
    14. teddeûne : davet ettiğiniz, acele istediğiniz

    ٢٨

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِىَ اللّهُ وَمَنْ مَعِىَ اَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجيرُ الْكَافِرينَ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ

    (28) kul eraeytum in ehleke niyellahu ve men me’iye ev rahimena femen yuciyrulkafiriyne min ‘azabin elimin
    De ki: söyleyin bana eğer helak ederse Allah beni ve beraberindekileri yahut bize merhamet ederse kafirleri kim kurtarır? acıklı bir azaptan

    1. kul : de
    2. e : mi
    3. reeytum : siz gördünüz
    4. in : eğer, ise, olsa
    5. ehleke-niye : beni helâk etse
    6. allâhu : Allah
    7. ve men : ve kimse
    8. maiye : benimle beraber
    9. ev : veya
    10. rahime-nâ : bize rahmet etse
    11. fe : o zaman, bundan sonra
    12. men : kim
    13. yucîru : kurtarır
    14. el kâfirîne : kâfirler
    15. min azâbin : azaptan
    16. elîmin : elîm, acı

    ٢٩

    قُلْ هُوَ الرَّحْمنُ امَنَّا بِه وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

    (29) kul huverrahmanu amenna bihi ve ‘aleyhi tevekkelna feseta’lemune men huve fi dalalin mubinin
    De ki: O Rahmandır biz O’na iman ettik O’na tevekkül ettik artık siz yakından bileceksiniz kimin açık bir sapıklık içinde (olduğunu)

    1. kul : de
    2. huve : o
    3. er rahmânu : rahmân olan
    4. âmennâ : biz îmân ettik
    5. bi-hî : ona
    6. ve aleyhi : ve ona
    7. tevekkelnâ : biz tevekkül ettik
    8. fe : o zaman, artık
    9. se-ta’lemûne : yakında bileceksiniz
    10. men : kim
    11. huve : o
    12. : içinde, de
    13. dalâlin : dalâlet, sapıklık
    14. mubînin : açık, açıkça, apaçık

    ٣٠

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَاْتيكُمْ بِمَاءٍ مَعينٍ

    (30) kul eraeytum in asbeha maukum ğavren femen ye’tikum bimain me’inin
    De ki: söyleyin bana eğer çekilip giderse suyunuz (yerin) derinliğine size kim getirir? bir akarsu

    1. kul : de
    2. e : mi
    3. reeytum : siz gördünüz
    4. in : eğer, şâyet, olsa
    5. asbaha : oldu
    6. mâu-kum : sizin suyunuz
    7. gavren : yerin altına geçme
    8. fe : o zaman
    9. men : kim
    10. ye’tî-kum : size getirir
    11. bi mâin : suyu
    12. maînin : akan, akarsu

    68-KALEM

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

    (1) nun velkalemi ve ma yesturune
    Nun kaleme yemin olsun ve satırlara yazdıklarına

    1. nûn : mukattaa harflerindendir, ilâhi şifredir
    2. ve : andolsun (yemin anlamında “ve”)
    3. el kalemi : ve kaleme
    4. ve mâ : ve şeye, şeylere
    5. yesturûne : satır satır yazıyorlar, satırlar halinde yazıyorlar

    ٢

    مَا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

    (2) ma ente bini’meti rabbike bimecnunin
    Sen değilsin Rabbinin nimeti sebebi ile mecnun

    1. : değil
    2. ente : sen
    3. bi ni’meti : ni’meti ile, ni’meti sayesinde
    4. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
    5. bi mecnûnin : mecnun

    ٣

    وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

    (3) ve inne leke leecren gayre memnunin
    Mutlaka sana tükenmez bir ecir (vardır)

    1. ve inne : ve muhakkak ki
    2. leke : senin, senin için
    3. le : mutlaka, elbette
    4. ecren : ecir, mükâfat
    5. gayre : olmayan,
    6. memnûnin : kesilen, devam etmeyen

    ٤

    وَاِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظيمٍ

    (4) ve inneke le’ala hulukin ‘aziymin
    Gerçekten sen üzerindesin büyük bir ahlak

    1. ve inne-ke : ve muhakkak ki sen
    2. le : gerçekten, elbette, mutlaka
    3. alâ : üzerinde
    4. hulukın : yaratılış (ahlâk)
    5. azîmin : azîm, çok büyük

    ٥

    فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

    (5) fesetubsiru ve yubsirune
    Yakında göreceksin (onlar da) görecekler

    1. fe : o zaman, artık
    2. se- tubsıru : göreceksin
    3. ve yubsırûne : ve onlar görecekler

    ٦

    بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ

    (6) bieyyikumul meftunu
    Hanginizdeymiş o meftunluk

    1. bi eyyikum(u) : sizin hanginiz
    2. el meftûnu : meftun, fitneye uğramış, şaşkın

    ٧

    اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدينَ

    (7) inne rabbeke huve a’lemu bimen dalle’an sebilihi ve huve a’lemu bi el mühtedin
    Şüphesiz Rabbin, o, en iyi bilendir yolundan sapan kimseleri en iyi bilen O’dur hidayete erenleri de

    1. inne : muhakkak ki
    2. rabbe-ke : senin Rabbin
    3. huve : o
    4. a’lemu : çok iyi bilir
    5. bi men : kim, kimi, kimin
    6. dalle : dalâlette, saptı
    7. an sebîli-hî : onun yolundan, kendi yolundan
    8. ve huve : ve o
    9. a’lemu : çok iyi bilir
    10. bi el muhtedîne : hidayete erenleri (ermiş olanları)

    ٨

    فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبينَ

    (8) fela tuti’ilmukezzibiyne
    Artık sen o yalanlayanlara uyma

    1. fe : artık, öyleyse
    2. lâ tutıı : itaat etme
    3. el mukezzibîne : yalanlacılar, tekzip edenler

    ٩

    وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

    (9) veddu lev tudhinu feyudhinune
    Arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın onlar da yumuşak davransınlar

    1. veddû : temenni ettiler (istediler)
    2. lev tudhinu : eğer sen musamaha gösterirsen
    3. fe : o zaman
    4. yudhinûne : onlar müsamaha gösterecekler

    ١٠

    وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهينٍ

    (10) ve la tuti’ kulle hallafin mehini
    Birde uyma çok yemin eden değersize

    1. ve lâ tutı’ : ve itaat etme
    2. kulle : her, hepsi (hiçbiri)
    3. hallâfin : çok yemin edenler
    4. mehînin : bayağı, basit, lüzumsuz, adi

    ١١

    هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَميمٍ

    (11) hemmazin meşşain binemimin
    Gıybetçiye, koğuculuk (peşin)de gezene

    1. hemmâzin : çok ayıplayan, çok çekiştiren, devamlı kusur arayan
    2. meşşâin : dedikodu yapan, gammazlık kastiyle lâf taşıyan
    3. bi nemîmin : (arada götürülüp getirilen) söz, lâf

    ١٢

    مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَثيمٍ

    (12) menna’in lilhayri mu’tedin esimin
    Hayrı engelleyen mütecaviz günahkara

    1. mennâın : devamlı men eden
    2. li el hayri : hayrı
    3. mu’tedin : haddi tecavüz eden
    4. esîmin : günahkâr

    ١٣

    عُتُلٍّ بَعْدَ ذلِكَ زَنيمٍ

    (13) ‘utullin ba’de zalike zenimin
    Zorba, bundan başka zinadan olana

    1. utullin : zorba, kabadayı, kötülük yapan
    2. ba’de zâlike : bundan sonra (bundan başka)
    3. zenîmin : soysuz, faiz yiyen, günahkâr

    ١٤

    اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنينَ

    (14) en kane za malin ve benine
    Mal sahibi ve oğulları var diye

    1. en kâne : olması
    2. : sahip olma
    3. mâlin : mal, mallar
    4. ve benîne : ve oğullar

    ١٥

    اِذَا تُتْلى عَلَيْهِ ايَاتُنَا قَالَ اَسَاطيرُ الْاَوَّلينَ

    (15) iza tutla aleyhi ayatuna kale esatiyrul evveliyne
    Okunduğu zaman ona ayetlerimiz nakil edilenlerdir dedi evvelkilerden

    1. izâ : olduğu zaman
    2. tutlâ : okundu
    3. aleyhi : ona
    4. âyâtu-nâ : bizim âyetlerimiz
    5. kâle : dedi
    6. esâtîru : (satırlar) masallar
    7. el evvelîne : evvelkiler

    Sayfa: 564

    ١٦

    سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ

    (16) senesimuhu ‘alelhurtumi
    Yakında onun burnuna nişan vuracağız

    1. se-nesimu-hu : ona yakında damga basacağız (yakında onu damgalayacağız)
    2. alâ el hurtûmi : hortumu, burnu üzerine

    ١٧

    اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحينَ

    (17) inna belevnahum kema belevna ashabelcenneti iz aksemu leyasri munneha musbihine
    Gerçekten biz onları imtihan ettik imtihan ettiğimiz gibi bahçe sahiplerini o zaman yemin etmişlerdi onları (meyveleri) mutlaka devşireceklerine sabah olunca

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. belevnâ-hum : onları belâya uğrattık
    3. kemâ : gibi
    4. belevnâ : belâya uğrattık
    5. ashâbe : sahipler
    6. el cenneti : bahçe, bostan
    7. iz : olduğu zaman, olmuştu
    8. aksemû : kasem ettiler, yeminleştiler
    9. le : mutlaka
    10. yasrimu-enne-hâ : onu mutlaka devşirecekler, mahsulü toplayacaklar
    11. musbihîne : sabah vakti, sabah erken

    ١٨

    وَلَا يَسْتَثْنُونَ

    (18) ve la yestesnune
    Nimeti (Allah’tan) bilmediler

    1. ve : ve
    2. lâ yestesnûne : istisna yapmıyorlar

    ١٩

    فَطَافَ عَلَيْهَا طَاءِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَاءِمُونَ

    (19) fetafe ‘aleyha taifun min rabbike ve hum naimune
    Onu dolaşıverdi Rabbin tarafından bir dolaşan onlar uyurlarken

    1. fe : fakat
    2. tâfe : dolaştı
    3. aleyhâ : onun üzerinde
    4. tâifun : tayfun, kasırga, afet
    5. min rabbi-ke : rabbinizden, rabbiniz tarafından
    6. ve hum nâimûne : ve onlar uyuyorlar

    ٢٠

    فَاَصْبَحَتْ كَالصَّريمِ

    (20) feasbehat kessarimi
    Böylece (o bahçe) devşirilmiş gibi olmuştu

    1. fe : böylece
    2. asbahat : oldu
    3. ke : gibi
    4. es sarîmi : simsiyah, kara toprak

    ٢١

    فَتَنَادَوْا مُصْبِحينَ

    (21) fetenadev musbihiyne
    Birbirlerine seslendiler sabahleyin

    1. fe : sonra, nihayet
    2. tenâdev : birbirlerine nida ettiler, seslendiler
    3. musbihîne : sabah olunca

    ٢٢

    اَنِ اغْدُوا عَلى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمينَ

    (22) eniğdu ala harsikum in kuntum sarimine
    “Haydi erkenden gidin!” ekin(leri)nizi sökecekseniz

    1. en ıgdû : erkenden gitmek, gitmek
    2. alâ : üzere, …e
    3. harsi-kum : tarlanız
    4. in : eğer
    5. kuntum : siz iseniz
    6. sârımîne : devşiriciler, devşirecek olanlar

    ٢٣

    فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ

    (23) fentaleku ve hum yetehafetune
    Hemen gittiler onlar aralarında konuşuyorlardı

    1. fe : bundan sonra
    2. intalekû : ayrıldılar
    3. ve : ve
    4. hum : onlar
    5. yetehâfetûne : gizli gizli konuşuyorlar

    ٢٤

    اَنْ لَايَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكينٌ

    (24) en la yedhulennehel yevme ‘aleykum miskiynun
    Bahçeye sakın girmesin (diyorlardı) bugün bir yoksul beraberinizde

    1. en : olmak
    2. lâ yedhule-enne-hâ : sakın oraya girmesin
    3. el yevme : bugün
    4. aleykum : size, sizin yanınıza
    5. miskînun : miskin, yoksul, fakir

    ٢٥

    وَغَدَوْا عَلى حَرْدٍ قَادِرينَ

    (25) ve ğadev’ ala hardin kadiriyne
    Erkenden gittiler mahrum etmeye kadirlenmiş (gibi)

    1. ve : ve
    2. gadev : sabah erkenden gittiler
    3. alâ : üzere
    4. hardin : men etmek, mahrum etmek kasti
    5. kâdirîne : kaadir olanlar, gücü yetenler

    ٢٦

    فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُوا اِنَّا لَضَالُّونَ

    (26) felemma reevha kalu inna ledallune
    Vaktaki bahçeyi gördüklerinde dediler ki gerçekten biz şaşırmış olmalıyız

    1. fe lemmâ : fakat olduğu zaman
    2. reev-hâ : onu gördüler
    3. kâlû : dediler
    4. innâ : muhakkak biz
    5. le : gerçekten
    6. ed dâllûne : dalâlette olan kimseler, sapıklar, doğru yolu kaybedenler

    ٢٧

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    (27) bel nahnu mahrumune
    Hayır! biz mahrum olduk

    1. bel : bilâkis, aksine, hayır
    2. nahnu : biz
    3. mahrûmûne : mahrum olan kimseler

    ٢٨

    قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

    (28) kale evsetuhum elem ekul lekum levha tusebbihune
    En insaflıları dedi size ben demedim mi? keşke tesbih çekenlerden olsaydık

    1. kâle : dedi
    2. evsatu-hum : onların en makul düşüneni (aklı başında olanı)
    3. e lem ekul : ben demedim mi
    4. lekum : size
    5. lev : eğer, olsa, keşke olsaydı
    6. lâ tusebbihûne : tespih etmiyorsunuz

    ٢٩

    قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمينَ

    (29) kalu subhane rabbina inna kunna zalimiyne
    Dediler ey Rabbimiz (seni) tenzih ederiz gerçekten biz zalimlerdenmişiz

    1. kâlû : dediler
    2. subhâne : sübhan, yüce, mutlak kaadir, herşeyden münezzeh
    3. rabbi-nâ : Rabbimiz
    4. in-nâ : muhakkak ki biz
    5. kun-nâ : biz olduk
    6. zâlimîne : zalimler, zalim kimseler

    ٣٠

    فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

    (30) feakbele ba’duhum ‘ala ba’din yetelavemune
    Sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar

    1. fe : bunun üzerine
    2. akbele : birbirlerine mukabele ettiler, karşılık verdiler
    3. ba’du-hum : onların bazısı
    4. alâ ba’dın : bazısına, diğerlerine
    5. (ba’du-hum alâ ba’din) : birbirlerine
    6. yetelâvemûne : karşılıklı levmediyorlar, kınıyorlar

    ٣١

    قَالُوا يَا وَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا طَاغينَ

    (31) kalu ya veylena inna kunna tağiyne
    Dediler ki: yazıklar olsun bize bizler gerçekten azgınlardanmışız

    1. kâlû : dediler
    2. yâ veyle-nâ : yazıklar olsun bize
    3. in-nâ : muhakkak ki biz
    4. kun-nâ : biz olduk
    5. tâgîne : haddi aşan kimseler

    ٣٢

    عَسى رَبُّنَا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا اِنَّا اِلى رَبِّنَا رَاغِبُونَ

    (32) ‘asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina rağibune
    Umulur ki Rabbimiz onun yerine bize daha hayırlısını verir kesinlikle biz Rabbimize rağbet edicileriz

    1. asâ : umulur
    2. rabbu-nâ : Rabbimiz
    3. en yubdile-nâ : bize onun yerine bedel olarak vermesi
    4. hayren : daha hayırlı
    5. min-hâ : ondan
    6. innâ : muhakkak ki biz
    7. ilâ rabbi-nâ : Rabbimize
    8. râgıbûne : rağbet eden kimseleriz

    ٣٣

    كَذلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

    (33) kezalikel’azabu ve le’azabul’ahireti ekberu lev kanu ya’lemune
    İşte bu (dünyada ki) azap ahiret azabından elbette daha büyüktür eğer bilmiş olursanız

    1. kezâlike : işte böyle
    2. el azâbu : azap
    3. ve le : ve elbette
    4. azâbu : azap
    5. el âhıreti : ahiret
    6. ekberu : daha büyük
    7. lev : şâyet, ise, keşke
    8. kânû : oldular, idiler
    9. ya’lemûne : biliyorlar

    ٣٤

    اِنَّ لِلْمُتَّقينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعيمِ

    (34) inne lilmuttekiyne’ inde rabbihim cennatin ne’iymi
    Mutlaka takva sahipleri için Rableri katında naim cennetleri (vardır)

    1. inne : muhakkak
    2. li el muttekîne : muttakiler için vardır
    3. inde : yanında
    4. rabbi-him : onların Rab’leri
    5. cennâti : cennetler
    6. en naîmi : naîm

    ٣٥

    اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمينَ كَالْمُجْرِمينَ

    (35) efenec’alul muslimiyne kelmucrimiyne
    Biz hiç, tutar mıyız? müslümanlarla mücrimleri bir

    1. e : mi
    2. fe : artık, öyleyse, işte böyle
    3. nec’alu : biz kılarız, yaparız
    4. el muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar
    5. ke : gibi
    6. el mucrimîne : mücrimler, günahkâr olanlar

    ٣٦

    مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    (36) ma lekum keyfe tahkumune
    Ne oluyor size? nasıl hüküm veriyorsunuz?

    1. : ne
    2. lekum : size
    3. keyfe : nasıl
    4. tahkumûne : hüküm veriyorsunuz

    ٣٧

    اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فيهِ تَدْرُسُونَ

    (37) emlekum kitabun fihi tedrusune
    Yoksa sizin için bir kitap (var da) ondan mı okuyorsunuz

    1. em : yoksa
    2. lekum : sizin var
    3. kitâbun : kitap
    4. fî-hi : onda, onun içinde
    5. tedrusûne : ders okuyorsunuz

    ٣٨

    اِنَّ لَكُمْ فيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

    (38) inne lekum fihu lema tehayyerune
    Sizin için kesin onda beğenip seçtiğiniz her şeyin (olduğu mu yazılı?)

    1. inne : muhakkak, gerçekten
    2. lekum : sizin için, sizin
    3. fî-hi : onda, onun içinde
    4. le : elbette, mutlaka
    5. : şey, şeyler
    6. tehayyerûne : siz tahayyer ediyorsunuz, beğenip seçiyorsunuz

    ٣٩

    اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

    (39) em lekum eymanun ‘aleyna baliğatun ila yevmilkiyameti inne lekum lema tahkumune
    Yoksa sizin için üzerimizde yeminler mi (var?) kıyamet gününe kadar sürecek sizin için mutlaka siz neye hükmederseniz (öyle mi olacak?)

    1. em : yoksa
    2. lekum : sizin için, sizin
    3. eymânun : yeminler
    4. aleynâ : üzerimizde
    5. bâligatun : erişir, sürer
    6. ilâ yevmi el kıyâmeti : kıyâmet gününe kadar
    7. inne : muhakkak
    8. lekum : sizin için, sizin
    9. le : mutlaka
    10. : şey, ne
    11. tahkumûne : siz hüküm veriyorsunuz

    ٤٠

    سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذلِكَ زَعيمٌ

    (40) selhum eyyuhum bizalike ze’iymun
    Onlara sor, içlerinden hangisi buna kefil olacak?

    1. sel : sor
    2. hum : onlara
    3. eyyu-hum : onların hangisi
    4. bi zâlike : bunu
    5. zeîmun : garanti verir, savunur, savunucusudur

    ٤١

    اَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ فَلْيَاْتُوا بِشُرَكَاءِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِقينَ

    (41) emlehum şureka’u felye’tu bişurekaihim in kanu sadikiyne
    Yoksa onların ortakları mı (var) onlar ortaklarını hemen getirsinler eğer doğru söyleyenler iseler

    1. em : yoksa, veya
    2. lehum : onların var
    3. şurekâu : ortaklar
    4. fe : şu halde, öyleyse
    5. el ye’tû bi : getirsinler
    6. şurekâi-him : onların ortakları, ortaklarını
    7. in : eğer, ise
    8. kânû : oldular, idiler
    9. sâdikîne : sadıklar, doğru sözlü kimseler, doğru söyleyenler

    ٤٢

    يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطيعُونَ

    (42) yevme yukşefu ‘an sakin ve yud’avne ilessucudi fela yestetiy’une
    O gün paçaları sıvanır secdeye davet olunurlar fakat güçleri yetmez

    1. yevme : gün
    2. yukşefu : açılır, açığa çıkar (sırlar) giderilir
    3. an sâkın : perde, sırlar, gerçekler
    4. ve yud’avne : ve davet edilirler
    5. ilâ es sucûdi : secde etmeye
    6. fe : artık, fakat
    7. lâ yestetîûne : muktedir olamazlar, güçleri yetmez

    Sayfa:565

    ٤٣

    خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ

    (43) haşi’aten ebsaruhum terhekuhum zilletun ve kad kanu yud’avne ilessucudi ve hum salimune
    Gözleri (öne) düşmüş kendilerini bir zillet sarmıştır gerçekten davet olunuyorlardı secdede onlar sağ salimler iken

    1. hâşiaten : korkudan ürpermiş halde
    2. ebsâru-hum : onların bakışları, gözleri
    3. terheku-hum : onları kaplar, bürür
    4. zilletun : zillet
    5. ve kad : ve olmuştu
    6. kânû : oldular, idiler
    7. yud’avne : davet edilirler
    8. ilâ es sucûdi : secdelere, secde etmeye
    9. ve hum : ve onlar
    10. sâlimûne : salim, sağlam, selâmette

    ٤٤

    فَذَرْنى وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهذَا الْحَديثِ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

    (44) fezerniy ve men yukezzibu bihazelhadiysi senestedricuhum min haysu la ya’lemune
    O halde bana bırak bu sözü yalan sayan kimseyi onları yavaş yavaş yaklaştıracağız bilmedikleri yönden (azaba)

    1. fe : o zaman, artık
    2. zer-nî : bana bırak, ilgilenme
    3. ve men : ve kimse
    4. yukezzibu : yalanlıyor
    5. bi hâzâ : bunu
    6. el hadîsi : söz
    7. se-nestedricu-hum : tedricen (derece derece), yavaş yavaş (azaba) yaklaştıracağız
    8. min haysu : yerden
    9. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

    ٤٥

    وَاُمْلى لَهُمْ اِنَّ كَيْدى مَتينٌ

    (45) ve umliy lehum inne keydiy metinun
    Ben onlara mühlet veririm çünkü benim mekrim sağlamdır

    1. ve umlî : ve ben mühlet, süre, zaman veriyorum
    2. lehum : onlara
    3. inne : muhakkak ki
    4. keydî : benim tuzağım
    5. metînun : metin, sağlam, çok kuvvetli

    ٤٦

    اَمْ تَسَْلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

    (46) em tes’eluhum ecren fehum min mağremin muskalune
    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar o borçtan dolayı eziliyorlar mı?

    1. em : veya, yoksa mı
    2. tes’elu-hum : sen onlardan istiyorsun
    3. ecren : bir ücret
    4. fe : o zaman
    5. hum : onlar
    6. min magremin : maddî bir borçtan
    7. muskalûne : sakil, ağır olan bir yükü ödemekle mükellef olanlar, borç altında olanlar

    ٤٧

    اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

    (47) em ‘indehumulğaybu fehum yektubune
    Yoksa gaib yanlarından da, onlar mı yazıyorlar?

    1. em : veya, yoksa mı
    2. inde : yanında
    3. hum(u) : onlar
    4. el gaybu : gayb
    5. fe : artık
    6. hum : onlar
    7. yektubûne : yazıyorlar

    ٤٨

    فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ اِذْ نَادى وَهُوَ مَكْظُومٌ

    (48) fasbir lihukmi rabbike ve la tekun kesahibilhuti iz nada ve huve mekzumun
    Rabbinin hükmüne sabret ve balığın sahibi gibi olma o zaman dua etmişti o keder dolu halde

    1. fe isbir : artık sabret
    2. li : için, …e
    3. hukmi : hüküm, hükmü
    4. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
    5. ve lâ tekun : ve sen olma
    6. ke : gibi
    7. sâhıbi : sahibi
    8. el hûti : balık
    9. iz : o zaman
    10. nâdâ : nida etti, çağırdı
    11. ve huve : ve o
    12. mekzûmun : öfkeli olan, çok gamlı, çok hüzünlü olan

    ٤٩

    لَوْ لَا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه لَنُبِذَ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

    (49) levla en tedarekehu ni’metun min rabbihi lenubize bil’arai ve huve mezmumun
    Eğer ona yetişmeseydi Rabbinin nimeti mutlaka, ortalığa atılacaktı o kınanmış bir şekilde

    1. lev lâ : eğer olmasaydı
    2. en tedâreke-hu : ona erişmesi, yetişmesi
    3. ni’metun : ni’met
    4. min rabbi-hî : onun Rabbinden
    5. le nubize : mutlaka atılır
    6. bi el arâi : çıplak, bitki yetişmemiş olan boş araziye
    7. ve huve : ve o
    8. mezmûmun : zemmedilmiş olan, kınanmış olan

    ٥٠

    فَاجْتَبيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحينَ

    (50) fectebahu rabbuhu fece’alehu minessalihiyne
    Fakat Rabbin onu seçti ve onu salihlerden yaptı

    1. fe : böylece, artık
    2. ectebâ-hu : onu seçti
    3. rabbu-hu : onun Rabbi
    4. fe : böylece, artık
    5. ceale-hu : onu kıldı
    6. min es sâlihîne : salihlerden

    ٥١

    وَاِنْ يَكَادُ الَّذينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

    (51) ve in yekadulleziyne keferu leyuzlikuneke biebsarihim lemma semi’uzzikre ve yekulune innehu lemecnunun
    Küfredenler nerede ise seni yıkacaklardı gerçekten gözleri ile kur’an’ı işittikleri zaman diyorlardı “gerçekten o bir mecnun”

    1. ve in yekâdu : ve neredeyse, az kalsın olur
    2. ellezîne : onlar, olanlar
    3. keferû : inkâr ettiler
    4. le : gerçekten
    5. yuzlikûne-ke : seni kaydıracaklar, devirecekler
    6. bi : ile
    7. ebsâri-him : onların bakışları, gözleri
    8. lemmâ : olduğu zaman
    9. semiû : duydular
    10. ez zikre : zikir, Kur’ân
    11. ve yekûlûne : ve diyorlar
    12. inne-hu : muhakkak ki o
    13. le : gerçekten
    14. mecnûnun : mecnun, deli

    ٥٢

    وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمينَ

    (52) ve ma huve illa zikrun lil’alemiyne
    Bu (Kur’an) ancak alemler için bir öğüttür

    1. ve mâ : ve değildir
    2. huve : o
    3. illâ : den başka
    4. zikrun : bir zikir, öğüt
    5. li : için
    6. el âlemîne : âlemler

    69-HAKKA

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    اَلْحَاقَّةُ

    (1) elhakkatu
    Kıyamet

    1. el hâkkatu : hakikat, gerçek, gerçekleşecek olan, vuku bulması gerçek olan

    ٢

    مَاالْحَاقَّةُ

    (2) melhakkatu
    O kıyamet nedir?

    1. : nedir
    2. el hâkkatu : hakikat (gerçek) olan (vuku bulacağı mutlak olan)

    ٣

    وَمَا اَدْريكَ مَاالْحَاقَّةُ

    (3) ve ma edrake melhakkatu
    Sana hangi şey bildirdi? kıyametin ne olduğunu

    1. ve mâ : ve nedir
    2. edrâke : sana bildiren
    3. : nedir
    4. el hâkkatu : hakikat, gerçek, vuku bulacak olan

    ٤

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ

    (4) kezzebet semudu ve ‘adun bilkari’ati
    Yalanladı semud ve ad (kavimleri) kıyameti

    1. kezzebet : inkâr etti, yalanladı
    2. semûdu : Semud
    3. ve âdun : ve Ad (kavmi)
    4. bi el kâriati : Karia’yı (korkunç olayı)

    ٥

    فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ

    (5) feemma semudu feuhliku bittağiyeti
    Amma semud, helak edildiler ansızın gelen sayha ile

    1. fe emmâ : fakat
    2. semûdu : Semud
    3. fe : bu sebeple
    4. uhlikû : helâk edildi
    5. bi et tâgiyeti : çok şiddetli ve kuvvetli, azgın bir azapla

    ٦

    وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِريحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ

    (6) ve emma ‘adun feuhliku biriyhin sarsarin ‘atiyetin
    Ad (kavmi) ise helak edildiler azgın sarsan bir fırtına ile

    1. ve emmâ : ve amma, ise
    2. âdun : Ad (kavmi)
    3. fe : bu sebeple
    4. uhlikû : helâk edildi
    5. bi rîhin : rüzgâr ile
    6. sarsarin : kasıp kavuran çok gürültülü dondurucu rüzgâr
    7. âtîyetin : son derece şiddetli, azgın esen fırtına

    ٧

    سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فيهَا صَرْعى كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ

    (7) sahhareha aleyhim seb’a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen feterelkavme fiha sar’a keennehum a’cazu nahlin haviyetin
    (Allah) o fırtınayı, musallat etti üzerlerine yedi gece sekiz gün (aralıksız) sonra da o kavmi görürsün ki orada yıkılıp kalıvermişler sanki kendileri kof hurma kütükleri (gibi)

    1. sahhara-hâ : onu emre amade kıldı, onu musallat etti
    2. aleyhim : onların üzerine
    3. seb’a : yedi
    4. leyâlin : geceler
    5. ve semâniyete : ve sekiz
    6. eyyâmin : günler
    7. husûmen : peşpeşe, ara vermeden, ardarda
    8. fe : o zaman, bundan sonra
    9. terâ : görürsün
    10. el kavme : kavmi
    11. fî-hâ : orada
    12. sar’â : yere serilmiş
    13. ke : gibi, sanki
    14. enne-hum : onların olduğunu
    15. a’câzu : kütük
    16. nahlin : hurma ağaçları
    17. hâviyetin : boş

    ٨

    فَهَلْ تَرى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ

    (8) fehel tera lehum min bakiyetin
    Bak şimdi görüyor musun? onlardan bir bakiye

    1. fe : o halde, artık
    2. hel : mı, var mı
    3. terâ : görürsün, görüyor musun
    4. lehum : onların, onlara ait
    5. min bâkiyetin : bakiye, geride kalan şey

    Sayfa:566

    ٩

    وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِءَةِ

    (9) ve cae fir’avnu ve men kablehu velmu’tefikatu bilhatieti
    Firavun geldi ve ondan öncekiler ve mu’tefike (kavimleri) hata işleyerek

    1. ve câe : ve geldi
    2. fir’avnu : firavun
    3. ve men kable-hu : ve ondan önceki kimseler
    4. ve el mu’tefikâtu : ve beldeleri alt üst edilen kimseler
    5. bi el hâtieti : büyük hatalar, kötü fiiller, günahlar

    ١٠

    فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً

    (10) fe’asav resule rabbihim feehazehum ahzeten rabiyeten
    Rablerinin resullerine isyan ettiler bunun üzerine onları yakaladı üste çıkan azap (ile)

    1. fe : böylece
    2. asav : isyan ettiler
    3. resûle : resûl, elçi
    4. rabbi-him : onların Rabbi
    5. fe : bunun üzerine
    6. ehaze-hum : onları yakaladı
    7. ahzeten : alış, yakalayış, yakalama
    8. râbiyeten : çok şiddetli

    ١١

    اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِى الْجَارِيَةِ

    (11) inna lemma tağalmau hamelnakum filcariyeti
    Gerçekten biz taşıdık su taştığı zaman sizi gemiye

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. lemmâ : olduğu zaman
    3. taga : taştı
    4. el mâu : su
    5. hamelnâ-kum : sizi taşıdık
    6. : içinde
    7. el câriyeti : akıp giden, gemi

    ١٢

    لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ

    (12) linec’aleha lekum tezkireten ve te’iyeha uzunun va’iyetun
    Bunu yapalım diye size bir öğüt ve bunu belleyen kulaklar bellesin (diye)

    1. li nec’ale-hâ : onu kılalım diye
    2. lekum : sizin için
    3. tezkireten : ibret
    4. ve teiye-hâ : ve onu bellesin
    5. uzunun : kulaklar
    6. vâiyetun : belleyen, işiten

    ١٣

    فَاِذَا نُفِخَ فِى الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ

    (13) feiza nufiha fissuri nefhatun vahidetun
    O zaman sur’a üfürülür bir tek üfürüşle

    1. fe : artık
    2. izâ nufiha : üflendiği zaman
    3. : içine
    4. es sûri : sur, İsrafil (A.S)’ın borusu
    5. nefhatun : üfleyiş
    6. vâhidetun : bir, tek

    ١٤

    وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً

    (14) ve humiletil’ardu velcibalu fedukketa dekketen vahideten
    Yer ile dağlar kaldırıldığında çarpılıp dağıtıldığında bir çarpılış ile

    1. ve humilet(i) : ve taşındı, kaldırıldı
    2. el ardu : arz, yeryüzü
    3. ve el cibâlu : ve dağlar
    4. fe : böylece, o zaman, olduğu zaman
    5. dukketâ : parçalandı
    6. dekketen : çarpış
    7. vâhideten : bir, tek

    ١٥

    فَيَوْمَءِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

    (15) feyevmeizin veka’atilvaki’atu
    İşte o gün kıyamet kopacaktır

    1. fe : işte
    2. yevme izin : o gün
    3. vakaati : vuku bulur
    4. el vâkiatu : vakıa, büyük olay, kıyâmet

    ١٦

    وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِىَ يَوْمَءِذٍ وَاهِيَةٌ

    (16) venşakkatissema’u fehiye yevmeizin vahiyetun
    (O gün) gök yarılmıştır artık o gün gök çürüyüp dağıtılmıştır

    1. ve inşakkati : ve yarıldı
    2. es semâu : sema, gökyüzü, gök
    3. fe : artık
    4. hiye : o
    5. yevme izin : izin gün
    6. vâhiyetun : zaafa uğramıştır (dengesi bozulmuştur)

    ١٧

    وَالْمَلَكُ عَلى اَرْجَاءِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَءِذٍ ثَمَانِيَةٌ

    (17) velmeleku ‘ala ercaiha ve yahmilu ‘arşe rabbike fevkahum yevmeizin semaniyetun
    Ve melek(ler) onun (etrafında) ümit üzerindedirler Rabbinin arşını taşır onların üstünde o gün sekiz (melek)

    1. ve el meleku : ve o melek
    2. alâ : üzerinde, de
    3. ercâi-hâ : onun kenarları, etrafı, çevresi, yanları
    4. ve yahmilu : ve taşır
    5. arşe : arş
    6. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
    7. fevka-hum : onların üstünde, üstlerinde
    8. yevme izin : izin günü
    9. semâniyetun : sekiz

    ١٨

    يَوْمَءِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ

    (18) yevmeizin tu’radune la tahfa minküm hafiyetun
    O gün arz olunursunuz gizli kalmaz sizin hiçbir gizli haliniz

    1. yevme izin : izin günü
    2. tu’radûne : arz olunacaksınız
    3. lâ tahfâ : gizli kalmaz
    4. min-kum : sizden
    5. hâfiyetun : gizli, sessiz, sır olarak

    ١٩

    فَاَمَّا مَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ بِيَمينِه فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَؤُا كِتَابِيَهْ

    (19) feemma men utiye kitabehu bi yeminihi feyekulu haumu’krau kitabiyeh
    Artık kitabı sağ eline verilen kimse der ki buyurun okuyun kitabımı

    1. fe emmâ : fakat, ise, o zaman
    2. men : kişi, kimse
    3. ûtiye : verilir
    4. kitâbe-hu : onun kitabı, amel defteri, hayat filmi
    5. bi yemîni-hî : onun sağından
    6. fe : o zaman
    7. yekûlu : der, söyler
    8. hâum(u) : haydi alınız
    9. ikreû : okuyun
    10. kitâbiyeh : kitabım, amel defterim, hayat filmim

    ٢٠

    اِنّى ظَنَنْتُ اَنّى مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ

    (20) inniy zanentu enniy mulakin hisabiyeh
    Çünkü ben zannetmiştim hesabıma kavuşacağımı

    1. innî : muhakkak ki ben
    2. zanentu : zannettim, inandığım için biliyordum
    3. ennî : ben ….. olduğumu
    4. mulâkin : mülâki olunacak
    5. hisâbiyeh : hesabım

    ٢١

    فَهُوَ فى عيشَةٍ رَاضِيَةٍ

    (21) fehuve fiy ‘iyşetin radiyetin
    Artık o, hoşnut bir hayattadır

    1. fe : artık, işte
    2. huve : o
    3. : içinde
    4. îşetin : yaşayış, yaşayış tarzı
    5. râdiyetin : razı olarak, razı olduğu

    ٢٢

    فى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

    (22) fiy cennetin aliyetin
    Yüksek bir cennettedir

    1. fî cennetin : cennette
    2. âliyetin : yüksek, yüce

    ٢٣

    قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ

    (23) kutufuha daniyetun
    Olgunlaşmamış (meyveler) yakındır

    1. kutûfu-hâ : onun olgunlaşmış meyveleri
    2. dâniyetun : aşağı sarkmış, yakınlaşmış durumda

    ٢٤

    كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنيًا بِمَا اَسْلَفْتُمْ فِى الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ

    (24) kulu veşrebu heniyen bima esleftum fiyl’eyyamilhaliyeti
    Yeyin için afiyet olsun yaptığınız amellerin karşılığı olarak geçmiş günlerde (kayda değer)

    1. kulû : yeyin
    2. ve işrebû : ve için
    3. henîen : afiyetle
    4. bimâ : şeyle, şeyler sebebiyle
    5. esleftum : geçmişte yaptınız
    6. fî el eyyâmi : günlerde
    7. el hâliyeti : geçmiş

    ٢٥

    وَاَمَّا مَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه فَيَقُولُ يَالَيْتَنى لَمْ اُوتَ كِتَابِيَهْ

    (25) ve emma men utiye kitabehu bişimalihi feyekulu ya leyteniy lem ute kitabiyeh
    Amma kitabı sol eline verilen kimse de der ki ah bana keşke kitabım verilmeseydi

    1. ve emmâ : ve, ama, ise
    2. men : kişi, kimse
    3. ûtiye : verilir
    4. kitâbe-hu : onun kitabı, amel defteri, hayat filmi
    5. bi şimâli-hî : onun solundan
    6. fe : artık, o zaman
    7. yekûlu : der, söyler
    8. yâ leyte-nî : bana yazıklar olsun, keşke bana
    9. lem ûte : verilmez
    10. kitâbi-yeh : kitabım, amel defterim, hayat filmim

    ٢٦

    وَلَمْ اَدْرِ مَاحِسَابِيَهْ

    (26) ve lem edri ma hisabiyeh
    Bilemeseydim! hesabım nedir

    1. ve lem edri : ve bilmeseydim
    2. : ne
    3. hisâbiyeh : hesabım

    ٢٧

    يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ

    (27) ya leyteha kanetilkadiyete
    Keşke ölüm, işi bitiren olsaydı!

    1. yâ leyte-hâ : keşke o olsa
    2. kâneti : oldu, idi
    3. el kâdiyete : olacak olan, o olay

    ٢٨

    مَا اَغْنى عَنّى مَالِيَهْ

    (28) ma ağna anniy maliyeh
    Hiçbir fayda vermedi malım bana

    1. mâ agnâ : fayda vermedi
    2. annî : benden, bana
    3. mâli-yeh : benim malım

    ٢٩

    هَلَكَ عَنّى سُلْطَانِيَهْ

    (29) heleke anniy sultaniyeh
    Helak oldu bitti benden saltanatım

    1. heleke : helâk oldu
    2. an-nî : benden
    3. sultâni-yeh : hakimiyetim, benim saltanatım (mal gücüm)

    ٣٠

    خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

    (30) huzuhu feğulluhu
    Onu tutun hemen bağlayın

    1. huzû-hu : onu tutun
    2. fe : artık, sonra
    3. gullû-hu : onu bağlayın

    ٣١

    ثُمَّ الْجَحيمَ صَلُّوهُ

    (31) summel cehiyme salluhu
    Sonra onu cehenneme atın

    1. summe : sonra
    2. el cahîme : alevli ateş (cehennem)
    3. sallû-hu : onu (ateşe) yaslayın, atın

    ٣٢

    ثُمَّ فى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ

    (32) summe fi silsi letin zer’uha seb’une zira’an feslukuhu
    Sonra bir zincir ile boyu yetmiş arşın olan onu hemen sürükleyin!

    1. summe : sonra
    2. fî silsiletin : zincir içinde
    3. zer’u-hâ : onun uzunluğu
    4. seb’ûne : 70
    5. zirâan : arşın
    6. fe uslukû-hu : öylece onu sevkedin

    ٣٣

    اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّهِ الْعَظيمِ

    (33) innehu kane la yu’minu billahil’azimi
    Çünkü o iman etmiyordu azim olan Allah’a

    1. inne-hu : muhakkak ki o
    2. kâne : oldu, idi
    3. lâ yu’minu : inanmıyor, îmân etmiyor
    4. bi allâhi : Allah’a
    5. el azîmi : azîz olan, büyük, yüce

    ٣٤

    وَلَا يَحُضُّ عَلى طَعَامِ الْمِسْكينِ

    (34) ve la yehuddu ala ta’amil miskini
    Teşvik etmiyordu yoksulu doyurmayı da

    1. ve lâ yahuddu : ve teşvik etmez, etmiyordu
    2. alâ taâmi : yedirme, yemek verme, doyurma
    3. el miskîni : yoksullar

    Sayfa:567

    ٣٥

    فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ ههُنَا حَميمٌ

    (35) feleyse lehulyevme hahuna hamimun
    Bugün de ona yok burada bir yakın dost

    1. fe : o zaman, artık
    2. leyse : değildir, yoktur
    3. lehu : onun için, ona, onun
    4. el yevme : o gün
    5. hâhunâ : burada
    6. hamîmun : samimi, yakın dost

    ٣٦

    وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْلينٍ

    (36) ve la ta’amun illa min gislinin

    (Onların) irinden başka taamı yoktur

    1. ve lâ : ve yoktur
    2. taâmun : yiyecek yemek
    3. illâ : den başka
    4. min gıslînin : kanlı irin

    ٣٧

    لَا يَاْكُلُهُ اِلَّا الْخَاطِؤُنَ

    (37) la ye’kuluhu illelhatiun

    Onu ancak günahkarlar yer

    1. lâ ye’kulu-hu : onu yemez
    2. illâ : den başka
    3. el hâtiûne : büyük hata işleyenler, kasten günaha girenler, inkâr edenler

    ٣٨

    فَلَا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

    (38) fela uksimu bima tubsirun

    Kasem ederim, gördüklerinize

    1. fe lâ : hayır
    2. uksimu : yemin ederim
    3. bimâ : şeylere
    4. tubsirûne : gördüğünüz

    ٣٩

    وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

    (39) ve ma la tubsirune

    Ve görmediklerinize

    1. ve mâ : ve şeylere
    2. lâ tubsirûne : görmediğiniz

    ٤٠

    اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَريمٍ

    (40) innehu lekavlu resulin kerimin

    Gerçekten o (kur’an), sözdür kerim resülün (getirdiği)

    1. inne-hu : muhakkak ki o
    2. le : elbette, gerçekten
    3. kavlu : söz
    4. resûlin : resûl, elçi
    5. kerîmin : kerim, şerefli

    ٤١

    وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَليلًا مَا تُؤْمِنُونَ

    (41) ve ma huve bikavli şa’irin kalilen ma tu’minun

    O, bir şair sözü değildir ne kadar az inanıyorsunuz!

    1. ve mâ : ve değildir
    2. huve : o
    3. bi kavli : sözü
    4. şâirin : şair
    5. kalîlen : az
    6. : ne
    7. tu’minûne : inanıyorsunuz

    ٤٢

    وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَليلًا مَا تَذَكَّرُونَ

    (42) ve la bikavli kahinin kaliylen ma tezekkerun

    Kahin sözü de değildir siz, ne kadar az düşünüyorsunuz!

    1. ve lâ : ve değildir
    2. bi kavli : sözü
    3. kâhinin : kâhin
    4. kalîlen : az
    5. : ne
    6. tezekkerûne : tezekkür ediyorsunuz

    ٤٣

    تَنْزيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمينَ

    (43) tenzilun min rabbil’alemin

    İndirilmedir alemlerin Rabbi tarafından

    1. tenzîlun : indirilmedir, indirilmiştir
    2. min rabbi : Rabbinden, Rabbi tarafından
    3. el âlemîne : âlemlerin

    ٤٤

    وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاويلِ

    (44) velev tekavvele ‘aleyna ba’dal’ekaviyli

    Eğer bize isnat etmeye kalkışsaydı bazı sözler (uydurup)

    1. ve lev : ve olsaydı
    2. tekavvele : uydurdu
    3. aleynâ : bize karşı
    4. ba’da : bazı
    5. el ekâvîli : uydurulmuş sözler

    ٤٥

    لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمينِ

    (45) leehazna minhu bilyemiyni

    Biz onu mutlaka kuvvetle yakalar

    1. le ehaznâ : elbette biz tutar alırdık
    2. min-hu : ondan
    3. bi el yemîni : sağı

    ٤٦

    ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتينَ

    (46) summe lekata’na minhulvetin

    Sonra da muhakkak keserdik onun kalp damar(larını)

    1. summe : sonra
    2. le kata’nâ : mutlaka keserdik
    3. minhu : ondan
    4. el vetîne : can damarı

    ٤٧

    فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزينَ

    (47) fema minkum min ehadin ‘anhu hacizin

    Sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız

    1. fe : o zaman, artık, ayrıca
    2. : olmaz
    3. minkum : sizden
    4. min ehadin : biriniz
    5. an-hu : ondan
    6. hâcizîne : engel olanlar, engelleyiciler, men ediciler

    ٤٨

    وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقينَ

    (48) ve innehu letezkiretun lilmuttekin

    Şüphesiz o (kur’an), elbette bir öğüttür takva sahipleri için

    1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
    2. le tezkiretun : gerçekten öğüttür
    3. li el muttekîne : muttakiler için, takva sahipleri için

    ٤٩

    وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبينَ

    (49) ve inna lena’lemu enne minkum mukezzibin

    Gerçekten biz, hakikaten (onu) biliyoruz içinizden yalanlayanları

    1. ve innâ : ve muhakkak ki biz
    2. le na’lemu : elbette biliyoruz
    3. enne : olduğunu
    4. min-kum : sizden
    5. mukezzibîne : yalanlayanlar, inanmayanlar, inkâr edenler

    ٥٠

    وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرينَ

    (50) ve innehü lehasretun ‘alelkafirin

    Şüphesiz O (Kur’an), elbette kafirler için bir pişmanlıktır

    1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
    2. le hasretun : elbette hasrettir
    3. alâ : …e
    4. el kâfirîne : inkâr edenler

    ٥١

    وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقينِ

    (51) ve innehü lehakkulyakin

    Muhakkak O (Kur’an), elbette kesin haktır

    1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
    2. le : elbette, gerçekten
    3. hakk’u el yakîni : Hakk’ul yakîn, kesin olarak Hakk’ı bilmektir

    ٥٢

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظيمِ

    (52) fesebbih bismi rabbikel’aziym

    O halde sen de tespih et yüce Rabbinin ismi ile

    1. fe : o zaman, o halde, artık
    2. sebbih : tespih et
    3. bi ismi : ismi ile
    4. rabbi-ke : Rabbini
    5. el azîmi : azîm, büyük, yüce

    70-MEARİC

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    سَاَلَ سَاءِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

    (1) seele sailun bi’azabin vaki’in

    bir isteyici istedi vaki olacak azabı

    1. seele : sordu, istedi
    2. sâilun : soran, isteyen, talep eden, talep sahibi
    3. bi azâbin : azabı
    4. vâkıın : vuku bulacak vaka (azap)

    ٢

    لِلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ

    (2) lilkafirine leyse lehu dafi’un

    Kafirler içindir ki, onu defedecek yoktur

    1. li el kâfirîne : kâfirler için
    2. leyse : yoktur
    3. lehu : onu
    4. dâfiun : def edecek kimse, bertaraf edecek, geri çevirecek

    ٣

    مِنَ اللّهِ ذِى الْمَعَارِجِ

    (3) minallahi zilme’aric

    Derece yükseltme (gücüne) sahip Allah’tan

    1. min allâhi : Allah’tan, Allah tarafından
    2. : sahibi
    3. el meârici : yüksek makamlar, yüce mertebeler, yüksek dereceler, gök katlarının yüksekliklerinin sahibi

    ٤

    تَعْرُجُ الْمَلءِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسينَ اَلْفَ سَنَةٍ

    (4) ta’ruculmelaiketu verruhu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu hamsiyne elfe senetin

    Melekler ve ruh, oraya çıkar(lar) bir gün de süresi elli bin yıl olan

    1. ta’rucu : uruc eder, yükselir
    2. el melâiketu : melekler
    3. ve er rûhu : ve ruh
    4. ileyhi : ona
    5. fî yevmin : günde, gün içinde
    6. kâne : oldu
    7. mikdâru-hu : onun miktarı, süresi
    8. hamsîne : elli (50)
    9. elfe : bin (1000)
    10. senetin : sene

    ٥

    فَاصْبِرْ صَبْرًا جَميلًا

    (5) fasbir sabren cemilen

    O halde sen sabret güzel bir sabırla

    1. fe asbir : artık sabret
    2. sabren : bir sabırla
    3. cemîlen : güzel

    ٦

    اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعيدًا

    (6) innehüm yerevnehu be’iden

    Çünkü onlar o (azabı) uzak görüyorlar

    1. inne-hum : muhakkak ki onlar
    2. yerevne-hu : onu görüyorlar
    3. baîden : uzak olarak

    ٧

    وَنَريهُ قَريبًا

    (7) ve nerahu kariyben

    Oysa biz onu yakın görüyoruz

    1. ve nerâ-hu : ve biz onu görüyoruz
    2. karîben : yakın

    ٨

    يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاءُ كَالْمُهْلِ

    (8) yevme tekunus sema’u kelmuhli

    O gün olacak sema erimiş maden gibi

    1. yevme : o gün
    2. tekûnu : olacak
    3. es semâu : sema, gökyüzü
    4. ke : gibi
    5. el muhli : erimiş maden

    ٩

    وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ

    (9) ve tekunulcibalu kel’ihni

    Dağlarda olacak atılmış yün gibi

    1. ve tekûnu : ve olacak
    2. el cibâlu : dağlar
    3. ke : gibi
    4. el ıhni : renkli yün parçaları

    ١٠

    وَلَا يَسَْلُ حَميمٌ حَميمًا

    (10) ve la yes’elu hamimun hamimen

    Soramayacak hiçbir hısım, bir hısmın (halini)

    1. ve lâ yes’elu : ve sormaz
    2. hamîmun : yakın, şefkatli dost
    3. hamîmen : yakın, şefkatli dostu

    Sayfa:568

    ١١

    يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدى مِنْ عَذَابِ يَوْمِءِذٍ بِبَنيهِ

    (11) yubassarunehüm yeveddulmucrimu lev yeftediy min ‘azabi yevmeizin bibeniyhi
    Onlar, (birbirlerine) gösterildikleri (halde) mücrim(ler) isteyecek fidye vermek o günün azabından (kurtulmak için) oğullarını

    1. yubassarûne-hum : birbirlerine gösterilirler
    2. yeveddu : temenni eder, olmasını ister
    3. el mucrimu : günahkâr
    4. lev : keşke, olsa, olabilse
    5. yeftedî : fidye olarak verir
    6. min azâbi : azaptan
    7. yevmi izin : izin günü
    8. bi benî-hi : oğullarını

    ١٢

    وَصَاحِبَتِه وَاَخيهِ

    (12) ve sahibetihi ve ehiyhi
    Karısını, kardeşini

    1. ve sâhıbeti-hî : ve eşi
    2. ve ahî-hi : ve kardeşi

    ١٣

    وَفَصيلَتِهِ الَّتى تُْويهِ

    (13) ve fasiletihil leti tu’vihi
    Kabilesini kendisini barındıran

    1. ve fasîleti-hi : ve aşiretini
    2. elletî : ki o
    3. tu’vî-hi : kendisini barındırır

    ١٤

    وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَميعًا ثُمَّ يُنْجيهِ

    (14) ve men fil’ardi cemi’an sümme yunciyhi
    Ve yeryüzündekilerin hepsini (vermek isteyecek ki) sonra da kendisini (azaptan) kurtarabilsin

    1. ve men : ve kim
    2. fî el ardı : yeryüzünde var
    3. cemîan : tümünü, hepsini
    4. summe : sonra
    5. yuncî-hi : kendisini kurtarsın

    ١٥

    كَلَّا اِنَّهَا لَظى

    (15) kella inneha leza
    Hayır! o gerçekten yalın bir ateştir

    1. kellâ : hayır asla
    2. inne-hâ : muhakkak ki o
    3. lezâ : alev alev yanan ateş (cehennem)

    ١٦

    نَزَّاعَةً لِلشَّوى

    (16) nezza’aten lişşeva
    Söker alır başın derisini

    1. nezzâaten : soyup atan, yakıp kavuran
    2. li eş şevâ : başın derisini

    ١٧

    تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّى

    (17) ted’u men edbere ve tevella
    Çağırır arkasına dönüp yüz çevireni

    1. ted’û : çağırır
    2. men edbera : arkasını dönen kimse
    3. ve tevellâ : ve yüz çeviren

    ١٨

    وَجَمَعَ فَاَوْعى

    (18) ve cema’a feev’a
    (malı) toplayıp depo edeni

    1. ve cemea : ve topladı
    2. fe : böylece, sonra
    3. ev’â : yığdı, biriktirdi

    ١٩

    اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا

    (19) innel’insane hulika helu’an
    Gerçekten insan cimri ve haris yaratılmıştır

    1. inne : muhakkak
    2. el insâne : insan
    3. hulika : yaratıldı
    4. helûan : hırslı, sabırsız ve tamahkâr

    ٢٠

    اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا

    (20) iza messehuşşerru cezu’an
    O zaman kendisine zarar dokunduğunda feryat eder

    1. izâ messe-hu : ona dokunduğu zaman
    2. eş şerru : şerr, kötülük
    3. cezûan : feryat edici

    ٢١

    وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا

    (21) ve iza messehulhayru menu’an
    Kendisine hayır dokunduğu zaman da men eder

    1. ve izâ messe-hu : ve ona dokunduğu zaman
    2. el hayru : bir hayır
    3. menûan : hayırdan men eden, cimrilik eden

    ٢٢

    اِلَّا الْمُصَلّينَ

    (22) illelmusalline
    Yalnız namaz kılanlar hariç

    1. illâ : ancak, hariç
    2. el musallîne : namaz kılanlar

    ٢٣

    اَلَّذينَ هُمْ عَلى صَلَاتِهِمْ دَاءِمُونَ

    (23) elleziynehüm ala salatihim daimune
    O kimseler ki namazlarında daimdirler

    1. ellezîne hum : onlar olanlardır
    2. alâ : …a
    3. salâti-him : onların namazları, namazları
    4. dâimûne : devam edenler

    ٢٤

    وَالَّذينَ فى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌ

    (24) velleziyne fi emvalihim hakkun ma’lumun
    Onların mallarında belli bir hakkı (vardır)

    1. ve ellezîne : ve onlar
    2. : içinde, de
    3. emvâli-him : onların malları, malları
    4. hakkun : hak, pay
    5. ma’lûmun : bilinen, belirli

    ٢٥

    لِلسَّاءِلِ وَالْمَحْرُومِ

    (25) lissaili velmahrumi
    İsteyici ve mahrum olan(lar) içindir

    1. li : için
    2. es sâili : isteyenler
    3. ve el mahrûmi : ve mahrum olanlar için

    ٢٦

    وَالَّذينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّينِ

    (26) velleziyne yusaddikune biyevmiddini
    Onlar ki tasdik ederler din gününü

    1. ve ellezîne : ve onlar
    2. yusaddikûne : tasdik ederler
    3. bi : …i
    4. yevmi ed dîni : dîn günü

    ٢٧

    وَالَّذينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ

    (27) vellezine hüm min ‘azabi rabbihim muşfikune
    Onlar ki Rablerinin azabından korkup titrerler

    1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
    2. hum : onlar
    3. min azâbi : azaptan
    4. rabbi-him : Rab’leri
    5. muşfikûne : çekinenler, korkanlar

    ٢٨

    اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَاْمُونٍ

    (28) inne azabe rabbihim ğayru me’munin
    Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz

    1. inne : muhakkak ki
    2. azâbe : azap
    3. rabbi-him : Rab’leri
    4. gayru : hariç, olunmaz
    5. me’mûnin : emin olunan

    ٢٩

    وَالَّذينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

    (29) velleziyne hüm lifurucihim hafizune
    Onlar ki edep yerlerini (haramdan) muhafaza ederler

    1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
    2. hum : onlar
    3. li furûci-him : ferclerini, ırzlarını
    4. hâfizûne : koruyanlar, muhafaza edenler

    ٣٠

    اِلَّا عَلى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومينَ

    (30) illa ‘ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum feinnehüm ğayru melumine
    ancak zevceleri hariç ve cariyeleri (de) bundan dolayı kuşkusuz onlar kınanmazlar

    1. illâ : hariç
    2. alâ : …a
    3. ezvâci-him : onların zevceleri, hanımları
    4. ev : veya
    5. mâ meleket : sahip oldukları
    6. eymânu-hum : onların elleri
    7. fe : böylece, çünkü
    8. inne-hum : muhakkak ki onlar
    9. gayru : değil
    10. melûmîne : kınananlar

    ٣١

    فَمَنِ ابْتَغى وَرَاءَ ذلِكَ فَاُولءِكَ هُمُ الْعَادُونَ

    (31) femenibteğa verae zalike feulaike hümül’adune
    Fakat arayanlar bunun ötesini işte onlar haddi aşılanların kendileridir

    1. fe : böylece, artık
    2. men : kimse, kim
    3. ibtegâ : talep etti, aradı, istedi
    4. verâe : arkası
    5. zâlike : işte bu, bu
    6. fe : artık, o taktirde
    7. ulâike : işte onlar
    8. hum(u) el âdûne : onlar haddi aşmış olanlar

    ٣٢

    وَالَّذينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

    (32) velleziyne hüm liemanatihim ve ahdihim ra’une
    Onlar ki emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler

    1. ve ellezîne : ve onlar
    2. hum : onlar
    3. li : için, …e
    4. emânâti-him : emanetleri
    5. ve ahdi-him : ve ahdleri
    6. râûne : riayet edenler

    ٣٣

    وَالَّذينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَاءِمُونَ

    (33) velleziyne hüm bişehadatihim kaimune
    Onlar ki şahitliklerinde (dürüstlük) gösterirler

    1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
    2. hum : onlar
    3. bi : …e
    4. şehâdâti-him : onların şahitlikleri
    5. kâimûne : kaim olanlar, ikame edenler, devam edenler, şahitliğe her zaman hazır ve dürüst olanlar

    ٣٤

    وَالَّذينَ هُمْ عَلى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

    (34) velleziyne hüm ala salatihim yuhafizune
    Onlar ki namazlarını da muhafaza ederler

    1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
    2. hum : onlar
    3. alâ : …e
    4. salâti-him : onların namazları
    5. yuhâfizûne : muhafaza ederler

    ٣٥

    اُولءِكَ فى جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَ

    (35) ulaike fi cennatin mukremune
    İşte bunlar cennetle ikram olunurlar

    1. ulâike : işte onlar
    2. : içinde, de
    3. cennâtin : cennetler
    4. mukremûne : ikram olunan kimseler

    ٣٦

    فَمَالِ الَّذينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعينَ

    (36) femalilleziyne keferu kibeleke muhti’iyne
    Küfredenlere ne oluyor ki, sana doğru zillet içinde koşuyorlar?

    1. fe : artık, öyleyse, şimdi
    2. mâli : ne oluyor, niçin
    3. ellezîne : onlar
    4. keferû : inkâr ettiler
    5. kıbele-ke : senin tarafına
    6. muhtiîne : koşanlar

    ٣٧

    عَنِ الْيَمينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزينَ

    (37) anilyemini ve ‘anişşimali izine
    Sağdan ve soldan bölükler halinde

    1. an(i) el yemîni : sağ yandan
    2. ve an(i) eş şimâli : ve sol yandan
    3. ızîne : dağınık topluluklar, bölükler, gruplar

    ٣٨

    اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِءٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعيمٍ

    (38) eyatme’u kullumriin minhüm en yudhale cennete na’iymin
    Ümit ediyorlar onlardan her biri naim cennetlerine konulacağını

    1. e : mi
    2. yatmeu : umuyor, ümit ediyor
    3. kullu imriin : herbir şahıs, herkes, hepsi
    4. min-hum : onlardan
    5. en yudhale : dahil edileceğini, sokulacağını
    6. cennete : cennet
    7. naîmin : naîm, ni’metlerle donatılmış

    ٣٩

    كَلَّا اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ

    (39) kella inna halaknahüm mimma ya’lemune
    Hayır! biz onları yarattık bildikleri şeyden

    1. kellâ : hayır asla
    2. innâ : muhakkak ki biz
    3. halaknâ-hum : onları yarattık
    4. mimmâ (min mâ) : şeyden
    5. ya’lemûne : biliyorlar

    Sayfa:569

    ٤٠

    فَلَا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَ

    (40) fela uksimu birabbil meşariki velmeğaribi inna likadirune
    Rabbine yemin olsun ki doğuların ve batıların gerçekten biz elbette kadiriz

    1. fe lâ : artık hayır (öyle değil)
    2. uksimu : yemin ederim
    3. bi rabbi : Rabbine
    4. el meşârikı : şark, doğu(lar)
    5. ve el megâribi : ve garb, batı(lar)
    6. innâ : muhakkak ki biz
    7. le kâdirûne : elbette güç yetiren, kaadir olan

    ٤١

    عَلى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقينَ

    (41) ala en nubeddile hayren minhum ve ma nahnu bimesbukine
    Yerine getirmeye kendilerinden daha hayırlısını bizim (önümüze) geçemezler

    1. alâ : …e
    2. en nubeddile : biz tebdil etmeye, değiştirmeye
    3. hayren : daha hayırlısı
    4. min-hum : onlardan
    5. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
    6. bi mesbûkîne : önüne geçilenler, engellenenler

    ٤٢

    فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذى يُوعَدُونَ

    (42) fezerhüm yehudu ve yel’adune hatta yülaku yevmehümülleizi yuadun
    O halde onları bırak, dalsınlar, oynaya dursunlar o günlerine kavuşmalarına kadar tehdit olundukları

    1. fe zer-hum : artık onları terket
    2. yehûdû : dalsınlar, oyalansınlar
    3. ve yel’abû : ve oynasınlar, eğlensinler
    4. hattâ : oluncaya kadar
    5. yulâkû : karşılaşırlar, mülâki olurlar, kavuşurlar
    6. yevme : gün
    7. hum(u) : onlar
    8. ellezî : ki o
    9. yûadûne : vaadolundular

    ٤٣

    يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلى نُصُبٍ يُوفِضُونَ

    (43) yevme yahrucune minel’ecdasi sira’an keennehüm ila nusubin yufidune
    o gün çıkarlar kabirlerinden süratle sanki onlar dikili putlara koşuyorlar (gibi)

    1. yevme : gün
    2. yahrucûne : çıkacaklar
    3. min el ecdâsi : kabirlerinden
    4. sirâan : süratle, hızlı
    5. ke enne-hum : sanki onlar ….. gibi
    6. ilâ nusubin : dikili taş, hedef
    7. yûfîdûne : koşanlar

    ٤٤

    خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذلِكَ الْيَوْمُ الَّذى كَانُوا يُوعَدُونَ

    (44) haşi’aten ebsaruhüm terhekuhum zilletun zalikelyevmulleziy kanu yu’adune
    Gözleri zelil olduğu halde kendilerini bir horluk kaplayacaktır işte bu, o gündür (onların) uyarılmış oldukları

    1. hâşiaten : korkulu bir halde
    2. ebsâru-hum : onların bakışları
    3. terheku-hum : onları kaplar
    4. zilletun : zillet, alçaklık
    5. zâlike : işte bu
    6. el yevmu : gün
    7. ellezî : ki o
    8. kânû : oldular
    9. yûadûne : vaadolundular

    71-NUH

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    اِنَّا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلى قَوْمِه اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

    (1) inna erselna nuhan ila kavmihi en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azabun elimun
    Şüphesiz biz gönderdik Nuh’u kavmine kavmini uyar diye kendilerine gelmezden önce acıklı bir azap

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. erselnâ : biz gönderdik
    3. nûhan : Nuh
    4. ilâ kavmi-hî : kendi kavmine
    5. en enzir : uyarması
    6. kavme-ke : senin kavmin, kavmini
    7. min kabli : önceden, önce
    8. en ye’tiye-hum : onlara gelmesi
    9. azâbun : azap
    10. elîmun : elîm, acı

    ٢

    قَالَ يَا قَوْمِ اِنّى لَكُمْ نَذيرٌ مُبينٌ

    (2) kale ya kavmi inniy lekum neziyrun mubiynun
    Ey kavmim! dedi gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım

    1. kâle : dedi
    2. : ey
    3. kavmi : kavmim
    4. in-nî : muhakkak ki ben
    5. lekum : sizin için
    6. nezîrun : nezir, uyarıcı
    7. mubînun : apaçık, açıklayan, açıkça

    ٣

    اَنِ اعْبُدُوا اللّهَ وَاتَّقُوهُ وَاَطيعُونِ

    (3) eni’budullahe vettekuhu ve etiy’uni
    Allah’a kulluk edin ondan sakının ve bana itaat edin

    1. en i’budû : kul olmanız
    2. allâhe : Allah’a
    3. ve ittekû-hu : ve ona karşı takva sahibi olun
    4. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

    ٤

    يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ اَجَلَ اللّهِ اِذَا جَاءَ لَايُؤَخَّرُ لَوْكُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    (4) yağfir lekum min zunubikum ve yuahhirkum ila ecelin musemmen inne ecelellahi iza cae la yuahharu lev kuntum ta’lemune
    Bağışlasın sizin günahlarınızı size (gelecek azabı) geri bıraksın belli bir vakte kadar çünkü Allah’ın takdir ettiği ecel geldiği zaman geri bırakılmaz eğer bilmiş olsaydınız

    1. yagfir : mağfiret etsin, günahlarınızı sevaba çevirsin
    2. lekum : sizin için, sizin
    3. min zunûbi-kum : günahlarınızdan, günahlarınızı
    4. ve yûahhir-kum : ve sizi tehir etsin (ömür versin)
    5. ilâ ecelin : bir ecele kadar, bir zamana kadar
    6. musemmen : muayyen, belirli
    7. inne : muhakkak ki
    8. ecele : ecel, belirlenen an
    9. allâhi : Allah
    10. izâ : olduğu zaman
    11. câe : geldi
    12. lâ yûahharu : tehir edilmez, ertelenmez, uzatılmaz
    13. lev : şâyet, eğer, keşke ….. olsa
    14. kuntum : siz oldunuz
    15. ta’lemûne : siz biliyorsunuz

    ٥

    قَالَ رَبِّ اِنّى دَعَوْتُ قَوْمى لَيْلًا وَنَهَارًا

    (5) kale rabbi inniy de’avtu kavmiy leylen ve neharen
    (Nuh) dedi ki ey Rabbim! ben kavmimi gece gündüz davet ettim

    1. kâle : dedi
    2. rabbi : Rabbim
    3. innî : muhakkak ki ben
    4. deavtu : davet ettim
    5. kavmî : benim kavmim
    6. leylen : gece
    7. ve nehâran : ve gündüz

    ٦

    فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَاءِى اِلَّا فِرَارًا

    (6) felem yezid hüm du’aiy illa firaren
    Arttırdı benim davetim ancak onların firarını

    1. fe : fakat
    2. lem yezid-hum : onlara arttırmadı
    3. duâî : davetim
    4. illâ : den başka
    5. firâran : firar, kaçış, uzaklaşma

    ٧

    وَاِنّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا اَصَابِعَهُمْ فى اذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا

    (7) ve inni kullema de’avtuhum litagfire lehüm ce’alu esabi’ahum fi azanihim vestagşev siyabehum ve esarru vestekberustikbaren
    Gerçekten ben, onları ne zaman davet ettimse kendilerini mağfiret etmen için onlar parmaklarını tıkadılar kulaklarına elbiselerine büründüler ısrar ettiler büyüklendikçe büyüklendiler

    1. ve innî : ve muhakkak ki ben
    2. kullemâ : her seferinde
    3. deavtu-hum : onları davet ettim
    4. li : için
    5. tagfire : senin mağfiret etmen, bağışlaman
    6. lehum : onları
    7. cealû : kıldılar, yaptılar (tıkadılar)
    8. esâbia-hum : parmaklarını
    9. : içinde
    10. âzâni-him : kulakları
    11. ve istagşev : ve gışavet (perdeleme) yaptılar, büründüler
    12. siyâbe-hum : kendi elbiseleri
    13. ve esarrû : ve Israr ettiler
    14. ve istekberû : ve büyüklük tasladılar
    15. istikbâran : kibirlenerek

    ٨

    ثُمَّ اِنّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

    (8) sümme inniy de’avtuhum ciharen
    Sonra ben onları davet ettim açıkça

    1. summe : sonra
    2. innî : muhakkak ki ben
    3. deavtu-hum : onları davet ettim
    4. cihâran : cehren, açıkça

    ٩

    ثُمَّ اِنّى اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًا

    (9) sümme inniy a’lentu lehüm ve esrertu lehum israren
    Sonra ben onlara açıkça söyledim hem de onlara gizli gizli söyledim

    1. summe : sonra
    2. innî : muhakkak ki ben
    3. a’lentu : aleni olarak, açıkça ilân ettim
    4. lehum : onlara
    5. ve esrertu : ve gizledim, sır olarak bildirdim
    6. lehum : onlara
    7. isrâran : gizli olarak, gizli gizli

    ١٠

    فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

    (10) fekultüs tağfiru rabbekum innehu kane ğaffaren
    Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin çünkü o, bağışlayandır

    1. fe : artık
    2. kultu : dedim
    3. istagfirû : mağfiret dileyin
    4. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
    5. inne-hu : muhakkak ki O
    6. kâne : oldu, idi, …dır
    7. gaffâran : gaffar, mağfiret eden

    Sayfa:570

    ١١

    يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا

    (11) yursilissemae ‘ aleyküm midraren
    Gökten gönderiyor üzerinize ölçülü yağmur

    1. yursil : göndersin
    2. es semâe : sema, gökyüzü, gök
    3. aleykum : size, üzerinize
    4. midrâran : bol bol yağmur, bol yağmurlu olarak

    ١٢

    وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًا

    (12) ve yumdidküm biemvalin ve beniyne ve yec’al lekum cennatin ve yec’al lekum enharen
    Size destek eylesin mallarla, oğullarla size bahçeler ihsan etsin size ırmaklar akıtsın

    1. ve yumdid-kum : ve size imdat etsin, size yardım etsin
    2. bi emvâlin : mallarla
    3. ve benîne : oğullar, erkek çocuklar
    4. ve yec’al : ve kılsın, yapsın
    5. lekum : size, sizin için
    6. cennâtin : bahçeler, verimli bahçeler
    7. ve yec’al : ve kılsın, yapsın
    8. lekum : size, sizin için
    9. enhâran : nehirler

    ١٣

    مَالَكُمْ لَاتَرْجُونَ لِلّهِ وَقَارًا

    (13) malekum la tercune lillahi vekaren
    Size ne oluyor? ummaz mısınız? Allah için bir vakar

    1. mâ lekum : siz niçin, size ne oluyor
    2. lâ tercûne : ummuyorsunuz
    3. li allâhi : Allah için (Allah’a ait, Allah’tan)
    4. vakâran : vakar, azamet, izzet ve kudret

    ١٤

    وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا

    (14) ve kad haleka küm atvaren
    Gerçekten o, yaratmıştır sizi çeşitli hallerde

    1. ve kad : ve olmuştu
    2. halaka-kum : sizi yarattı
    3. etvâran : tavırlar, haller, halden hale geçişler

    ١٥

    اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّهُ سَبْعَ سَموَاتٍ طِبَاقًا

    (15) elem terev keyfe halekallahu seb’a semavetin tibakan
    Görmediniz mi, Allah nasıl yaratmıştır? yedi göğü kat kat

    1. e lem terav : görmüyor musunuz
    2. keyfe : nasıl
    3. halaka : yarattı
    4. allâhu : Allah
    5. seb’a : yedi
    6. semâvâtin : semalar, gök katları
    7. tıbâkan : tabakalar, katlar

    ١٦

    وَجَعَلَ الْقَمَرَ فيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا

    (16) ve ce’alelkamere fihinne nuren ve ce’aleşşemse siracen
    Ay’ı yapmış semaların içinde bir nur güneş’i de ışık veren bir kandil getirmiştir

    1. ve ceale : ve kıldı
    2. el kamera : kamer, ay
    3. fî-hinne : onların içinde, arasında
    4. nûran : bir nur
    5. ve ceale : ve kıldı
    6. eş şemse : güneş
    7. sirâcen : kandil, çırağ

    ١٧

    وَاللّهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًا

    (17) vallahu enbeteküm minel’ardi nebaten
    Allah sizi yetiştirdi yerdeki nebatatı (gibi)

    1. ve allâhu : ve Allah
    2. enbete-kum : yetiştirdi, yarattı
    3. min el ardı : yerden, topraktan
    4. nebâten : nebat, bitki

    ١٨

    ثُمَّ يُعيدُكُمْ فيهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا

    (18) summe yu’iydukum fiha ve yuhricukum ihracen
    Sonra sizi oraya döndürülecek sizi (tekrar) çıkaracak

    1. summe : sonra
    2. yuîdu-kum : sizi iade edecek, döndürecek
    3. fî-hâ : ona, oraya
    4. ve yuhricu-kum : ve sizi çıkaracak
    5. ihrâcen : bir çıkarış

    ١٩

    وَاللّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًا

    (19) vallahu ce’ale lekümül arda bisatan
    Allah, (kullanışlı hale) getirmiştir sizin için yeryüzünü yaymış

    1. ve allâhu : ve Allah
    2. ceale : kıldı
    3. lekum(u) : sizin için
    4. el arda : arz, yeryüzü, yer
    5. bisâtan : yaygı, döşek, geniş (mekân)

    ٢٠

    لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

    (20) litesluku minha subulen ficacen
    Orada gidebilmeniz için geniş boğazlı yollar (açmıştır)

    1. li : için
    2. teslukû : sizin sülûk etmeniz, yolculuk etmeniz
    3. min-hâ : ondan
    4. subulen : sebîller, yollar
    5. ficâcen : geniş yol

    ٢١

    قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنى وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْ هُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ اِلَّا خَسَارًا

    (21) kale nuhun rabbi innehüm asavni vettebe’u men lem yezid hu maluhu ve veleduhu illa hasaren
    Nuh dedi ey Rabbim! onlar bana isyan ettiler (bir şeyi) artırmayan kimselere uydular malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka

    1. kâle : dedi
    2. nûhun : Nuh
    3. rabbi : Rabbim
    4. inne-hum : muhakkak ki onlar
    5. asav-nî : bana asi oldular (isyan ettiler)
    6. ve ittebeû : ve tâbî oldular
    7. men : kimse, kimseler
    8. lem yezid-hu : ona arttırmaz
    9. mâlu-hu : onun malı, malı
    10. ve veledu-hû : ve onun çocukları, çocukları
    11. illâ : den başka
    12. hasâren : hasar, zarar, hüsran

    ٢٢

    وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا

    (22) ve mekeru mekren kubbaren
    Mekir kurdular çok büyük bir mekirle,

    1. ve mekerû : ve hileler kurdular
    2. mekren : hile(ler)
    3. kubbâran : büyük

    ٢٣

    وَقَالُوا لَاتَذَرُنَّ الِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا

    (23) ve kalu la tezerunne aliheteküm ve la tezerunne vedden ve la suva’an ve la yeguse ve ye’uka ve nasren
    Dediler ki: sakın bırakmayın ilahınızı sakın bırakmayın veddi (aşk tanrısı) suva’yı (nesil veren put) yeğus’u (yağmur tanrısı) yeuk’u (kuvvet tanrısı) nesr’i (gök tanrısı)

    1. ve kâlû : ve dediler
    2. lâ tezerunne(tezeru-enne) : sakın bırakmayın, terketmeyin
    3. âlihete-kum : sizin ilâhlarınız
    4. ve lâ tezerunne(tezeru-enne) : ve sakın bırakmayın, terketmeyin
    5. vedden : Vedd
    6. ve lâ : ve değil
    7. suvâan : Suvâa
    8. ve lâ : ve değil
    9. yagûse : Yagûs
    10. ve yaûka : ve Yaûka
    11. ve nesran : ve Nesra

    ٢٤

    وَقَدْ اَضَلُّوا كَثيرًا وَلَاتَزِدِ الظَّالِمينَ اِلَّا ضَلَالًا

    (24) ve kad edallu kesiyren ve la tezidiz zalimiyne illa delalen
    gerçekten çok (kimseleri) yoldan çıkardılar artırır zalimlerin ancak şaşkınlığını

    1. ve kad : ve olmuştu
    2. edallû : dalâlette bıraktılar
    3. kesîran : çoğu
    4. ve lâ tezidi : ve artırma
    5. ez zâlimîne : zalimler
    6. illâ : den başka
    7. dalâlen : dalâlet, sapma, sapıklık

    ٢٥

    مِمَّا خَطيَاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ اَنْصَارًا

    (25) mimma hatiyatihim ugriku feudhilu naren felem yecidu lehüm min dunillahi ensaren
    Onlar günahları yüzünden (suda) boğuldular, ardından ateşe atıldılar ve kendilerine bulamadılar Allah’tan başka yardımcılar da

    1. mimmâ (min-mâ) : şeyden
    2. hatîâti-him : onların hataları, kendi hataları, büyük günahlarından
    3. ugrikû : boğuldular
    4. fe : artık, sonra
    5. udhılû : dahil edildiler, sokuldular
    6. nâran : ateş
    7. fe : artık
    8. lem yecidû : bulamazlar
    9. lehum : onlar için, kendileri için
    10. min dûni allâhi : Allah’tan başka
    11. ensâran : yardımcı

    ٢٦

    وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِرينَ دَيَّارًا

    (26) ve kale nuhun rabbiy la tezer alel’ardi minelkafiriyne deyyaren
    Nuh dedi ey Rabbim! bırakma yeryüzünde kâfirlerden hiçbir kimseyi

    1. ve kâle : ve dedi
    2. nûhun : Nuh
    3. rabbi : Rabbim
    4. lâ tezer : bırakma
    5. alâ el ardı : arzda, yeryüzünde
    6. min el kâfirîne : kâfirlerden
    7. deyyâran : dolaşan

    ٢٧

    اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

    (27) inneke in tezerhüm yudillu ‘ibadeke ve la yelidu illa faciren keffaren
    Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar (kâfirler) doğururlar ancak facir (ve) kâfir

    1. inne-ke : muhakkak ki sen
    2. in tezer-hum : eğer onları bırakırsan
    3. yudıllû : dalâlete düşürürler
    4. ıbâde-ke : senin kulların
    5. ve lâ yelidû : ve doğurmazlar
    6. illâ : den başka
    7. fâciren : facir, ahlâksız
    8. keffâran : kâfir

    ٢٨

    رَبِّ اغْفِرْ لى وَلِوَالِدَىَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمينَ اِلَّا تَبَارًا

    (28) rabbiğfirliy ve livalideyye ve limen dehale beytiye mu’minen ve lilmu’miniyne velmu’minati ve la tezidizzalimiyne illa tebaren
    Ey Rabbim! beni bağışla annemi-babamı giren kimseyi evime mü’min olarak erkek mü’minleri ve kadın mü’minleri zalimlerin de ancak helaklerini artırır

    1. rabbi : Rabbim
    2. igfirlî : beni mağfiret et
    3. ve li vâlideyye : ve annemi, babamı
    4. ve li : ve …i
    5. men : kimse
    6. dehale : girdi
    7. beyti-ye : benim evim
    8. mu’minen : mü’min olarak
    9. ve li : ve …i
    10. el mu’minîne : mü’min erkekler
    11. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
    12. ve lâ tezidi : ve artırma
    13. ez zâlimîne : zalimler
    14. illâ : den başka
    15. tebâran : helâk olmak

    72-CİNN

    Sayfa:571

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    قُلْ اُوحِىَ اِلَىَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْانًا عَجَبًا

    (1) kul uhiye ileyye ennehus teme’a neferun minelcinni fekalu inna semi’na kur’anen ‘aceben
    De ki bana şu gerçek vahyolundu ki: cinlerden bir taife, (kur’an’ı) dinlemiş ve demişler ki biz gerçekten dinledik acayip bir kur’an

    1. kul : de
    2. ûhiye : vahyedildi
    3. ileyye : bana
    4. enne-hu : onun olduğu
    5. istemea : kulak verdi, dinledi
    6. neferun : bir grup, bir topluluk
    7. min el cinni : cinlerden
    8. fe kâlû : sonra dediler
    9. innâ : muhakkak ki biz, gerçekten biz
    10. semi’nâ : biz işittik
    11. kur’ânen : Kur’ân
    12. aceben : harika güzel

    ٢

    يَهْدى اِلَى الرُّشْدِ فَامَنَّا بِه وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا اَحَدًا

    (2) yehdiy ilerruşdi feamenna bihi ve len nuşrike birabbina ehaden
    (O), doğruya götürüyor biz de ona hemen iman ettik asla şerik koşmayacağız Rabbimize kimseyi

    1. yehdî : ulaştırır
    2. ilâ er ruşdi : irşada
    3. fe âmennâ : artık biz îmân ettik
    4. bi-hî : ona
    5. ve len nuşrike : ve asla ortak koşmayız
    6. bi rabbi-nâ : Rabbimize
    7. ehaden : birisi, bir kimse

    ٣

    وَاَنَّهُ تَعَالى جَدُّ رَبِّنَا مَااتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَاوَلَدًا

    (3) ve ennehu te’ala ceddu rabbina mettehaze sahibeten ve la veleden
    Gerçekten çok yüksektir Rabbimizin şanı (o), ne eş edinmiş, ne de bir çocuk

    1. ve enne-hu : ve onun ….. olduğu
    2. teâlâ : çok yüce
    3. ceddu : şanı, azameti
    4. rabbi-nâ : Rabbimiz
    5. mâ ittehaze : edinmedi
    6. sâhibeten : bir sahibe, eş
    7. ve lâ : ve değil, olmaz, olmadı
    8. veleden : veled, oğul

    ٤

    وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفيهُنَا عَلَى اللّهِ شَطَطًا

    (4) ve ennehu kane yekulu sefiyhuna ‘alellahi şetatan
    Gerçekten söylüyorlarmış bizim sefihimiz Allah’a karşı “saçma (aslı olmayan şeyler)”

    1. ve enne-hu : ve onun ….. olduğu
    2. kâne : oldu
    3. yekûlu : söylüyor
    4. sefîhu-nâ : bizim sefih, ahmak olanımız
    5. alâ allâhi : Allah’a karşı
    6. şetatan : asılsız, saçmasapan şeyler

    ٥

    وَاَنَّا ظَنَنَّا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّهِ كَذِبًا

    (5) ve enna zanenna en len tekulel insu velcinnu’ alellahi keziban
    Gerçekten biz, sanmıştık söylemez insanlarla cinler, Allah karşı yalan

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. zanennâ : zannettik
    3. en len : asla olmaz
    4. tekûle : söyler
    5. el insu : insanlar
    6. ve el cinnu : ve cinler
    7. alâ allâhi : Allah’a karşı
    8. keziben : yalan

    ٦

    وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

    (6) ve ennehu kane ricalun minel’insi ye’uzune biricalin minelcinni fezaduhum rehekan
    Doğrusu insanlardan bazı adamlar sığınıyorlar cinlerden bazı adamlara onların azgınlıklarını arttırıyorlardı

    1. ve enne-hu kâne : ve onun ….. olduğu oluyordu, oluyordu
    2. ricâlun : adamlar
    3. min el insi : insanlardan
    4. yeûzûne : sığınıyorlar
    5. bi ricâlin : adamlara
    6. min el cinni : cinlerden
    7. fe : böylece
    8. zâdû-hum : onların artırdılar
    9. rehekan : azgınlık

    ٧

    وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّهُ اَحَدًا

    (7) ve ennehum zannu kema zanentum en len yeb’asallahu ehaden
    Gerçekten o insanlar sanmışlardı sizin zannettiğiniz gibi Allah asla kimseyi diriltmeyecek

    1. ve enne-hum : ve onlar ….. olduğunu
    2. zannû : zannettiler
    3. kemâ : gibi
    4. zanentum : siz zannettiniz
    5. en len yeb’ase : asla, kesinlikle beas etmez, yeniden diriltmez
    6. allâhu : Allah
    7. ehaden : birisi, bir kimse

    ٨

    وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِءَتْ حَرَسًا شَديدًا وَشُهُبًا

    (8) ve enna lemesnessemae fevecednaha muliet haresen şediyden ve şuhuben
    Doğrusu biz (cinler) semayı yokladık da onu doldurulmuş bulduk kuvvetli bekçiler ve gök taşlarıyla

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. le : elbette
    3. mesnâ : dokunduk (kulak hırsızlığı yapmak için) temasa geçtik yokladık, yükseldik
    4. es semâe : sema, gökyüzü
    5. fe : o zaman
    6. vecednâ-hâ : onu bulduk
    7. muliet : doldurulmuş
    8. haresen : koruyucular, bekçiler
    9. şedîden : şiddetli, kuvvetli, çok güçlü
    10. ve şuhuben : ve şihaplar, yakıcı ışınlar, kayan yıldızlar, ateş şuleleri

    ٩

    وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْانَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

    (9) ve enna kunna nak’udu minha meka’ide lissem’i femen yestemi’il’ane yecid lehu şihaben resaden
    Halbuki biz otururduk bazı makamlara (haber) dinlemek için fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendini (gözetleyen) bir yalın ateş buluyor

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. kun-nâ : biz olduk
    3. nak’udu : biz otururuz
    4. min-hâ : ondan, orada
    5. mekâıde : oturma yerleri
    6. li : için
    7. es sem’i : dinlemek
    8. fe men : fakat kim
    9. yestemiı : dinlemek ister
    10. elâne : şimdi
    11. yecid : bulur
    12. lehu : onu
    13. şihâben : bir şihap, ateş şulesi
    14. rasaden : gözleyen, izleyen

    ١٠

    وَاَنَّا لَانَدْرى اَشَرٌّ اُريدَ بِمَنْ فِى الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

    (10) ve enna la nedriy eşerrun uriyde bimen fil’ardi em erade bihim rabbuhum reşeden
    Doğrusu biz bilmiyoruz bir fenalık mı istemiş? yerdeki kimselere yoksa onlara dilemiş? Rableri iyilik

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. lâ nedrî : bilmiyoruz
    3. e şerrun : bir şerr mi
    4. urîde : murad edildi, istendi
    5. bi men : kimselere
    6. fî el ardı : yeryüzünde
    7. em : yoksa mı
    8. erâde : diledi
    9. bi him : onlar için (onların)
    10. rabbu-hum : Rab’leri
    11. raşeden : irşad olma

    ١١

    وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذلِكَ كُنَّا طَرَاءِقَ قِدَدًا

    (11) ve enna minnes salihune ve minna dune zalike kunna taraika kideden
    Doğrusu bizlerden salih kimselerde (var), bunun dışında muhtelif yollara (sülûk etmiş) idik

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. min-nâ : bizden (bir kısmımız)
    3. es sâlihûne : salihlerden
    4. ve min-nâ : ve bizden (bir kısmımız)
    5. dûne zâlike : bunun dışında
    6. kun-nâ : biz olduk
    7. tarâika : tarîkler, yollar
    8. kıdeden : çeşitli

    ١٢

    وَاَنَّا ظَنَنَّا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّهَ فِى الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًا

    (12) ve enna zanenna en len nu’cizallahe fil’ardi ve len nu’cizehu heraben
    Doğrusu biz anladık ki, Allah’ı asla acze düşürme imkanımız yok arz üzerinde o’nu asla aciz bırakamayız kaçmakla da

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. zanennâ : anladık
    3. en len nu’cize : asla aciz bırakamayacağımızı
    4. allâhe : Allah
    5. fî el ardi : yeryüzünde
    6. ve len nu’cize-hu : ve asla onu aciz bırakamayız
    7. heraben : kaçarak

    ١٣

    وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدى امَنَّا بِه فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَارَهَقًا

    (13) ve enna lemma semi’nel huda amenna bihi femen yu’min birabbihi fela yehafu bahsen ve la rehekan
    Doğrusu biz, dinlediğimizde o hidayeti, ona iman ettik her kim Rabbine iman ederse, artık ne bir noksanlıktan korkar, ne de hakkının yenmesinden

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. lemmâ : olduğu zaman
    3. semi’nâ : işittik
    4. el hudâ : hidayet
    5. âmennâ : biz îmân ettik
    6. bi-hî : ona
    7. fe men : artık kim
    8. yu’min : iman ederse
    9. bi rabbi-hî : Rabbine
    10. fe lâ yehâfu : bundan sonra korkmaz
    11. bahsen : hakkının verilmemesi, eksiltilmesi
    12. ve lâ : ve yoktur, olmaz
    13. rehekan : zilletin sarması, zulme uğraması

    Sayfa:572

    ١٤

    وَاَنَّا مِنَّاالْمُسْلِمُونَ وَمِنَّاالْقَاسِطُونَ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُولءِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا

    (14) ve enna minnel muslimune ve minnelkasitune femen esleme feulaike teharrev reşeden
    Doğrusu içimizden müslüman olanlar da, zalimler de (var) kim teslim olduysa, işte onlar hidayeti aramışlardır

    1. ve ennâ : ve gerçekten biz
    2. min-nâ : bizden (bir kısmımız)
    3. el muslimûne : Allah’a teslim olanlar
    4. ve min-nâ : ve bizden (bir kısmımız)
    5. el kâsitûne : kasitun olanlar, kalpleri kasiyet bağlamış olanlar
    6. fe : artık, bundan sonra
    7. men : kim
    8. esleme : teslim oldu
    9. fe : artık, bundan sonra
    10. ulâike : işte onlar
    11. teharrev : ararlar
    12. raşeden : irşad olma

    ١٥

    وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًا

    (15) ve emmelkasitune fekanu licehenneme hataben
    Zalimlere gelince artık onlar cehenneme odun (olmuşlardır)

    1. ve emmâ : ve lâkin
    2. el kâsitûne : kasitun olanlar, kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar
    3. fe : böylece, artık, işte
    4. kânû : oldular
    5. li cehenneme : cehenneme
    6. hataben : odun

    ١٦

    وَاَنْ لَوِاسْتَقَامُوا عَلَى الطَّريقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَاءً غَدَقًا

    (16) ve en levistekamu’ alettariykati leeskaynahum maen ğadekan
    Eğer onlar dosdoğru gitselerdi (islam) yolunda elbette onlara verirdik bol bol su

    1. ve en lev : ve eğer olsalardı
    2. istekâmû : istikamet üzere oldular, belli bir yöneldiler
    3. alâ et tarîkati : tarikata (Allah’a götüren) yola
    4. le : elbette, mutlaka
    5. eskaynâ-hum : onları suladık
    6. mâen : mai, su, rahmet
    7. gadekan : bol bol

    ١٧

    لِنَفْتِنَهُمْ فيهِ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا

    (17) lineftinehum fiyhi ve men yu’rid’ an zikri rabbihi yeslukhu azaben sa’aden
    Kendilerini onun içinde imtihan edelim diye kim yüz çevirirse Rabbinin zikrinden onu sokar şiddetli azaba

    1. li : için, diye
    2. neftine-hum : onları deneriz, imtihan ederiz
    3. fî-hi : bu konuda
    4. ve men : ve kim
    5. yu’rid : yüz çevirmek
    6. an zikri : zikirden
    7. rabbi-hî : Rabbi
    8. yesluk-hu : onu sevkeder, uğratır
    9. azâben : azap
    10. saaden : çok şiddetli, meşakkatli

    ١٨

    وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّهِ اَحَدًا

    (18) ve ennelmesacide lillahi fela ted’u ma’allahi ehaden
    Gerçekten bütün mescitler Allah’ındır o halde ibadet etmeyin Allah ile beraber (başka) birine

    1. ve enne : ve muhakkak ki
    2. el mesâcide : mescidler
    3. li allâhi : Allah’a aittir, Allah içindir
    4. fe : öyleyse, artık
    5. lâ ted’û : dua etmeyin
    6. mea : beraber
    7. allâhi : Allah
    8. ehaden : birisi, bir kimse

    ١٩

    وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا

    (19) ve ennehu lemma kame ‘abdullahi yed’uhu kadu yekunune aleyhi libeden
    Doğrusu Allah’ın kulu kalkıp o’na ibadet ederken neredeyse yığılıp keçeleneceklerdi cinler onun üzerine

    1. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
    2. lemmâ : olduğu zaman
    3. kâme : kalktı
    4. abdu allâhi : Allah’ın kulu
    5. yed’û-hu : ona, dua eder
    6. kâdû : neredeyse
    7. yekûnûne : olurlar, oluyorlar
    8. aleyhi : onun çevresinde
    9. libeden : aşırı kalabalık, yoğun bir şekilde, üstüste birikip toplanma

    ٢٠

    قُلْ اِنَّمَا اَدْعُوا رَبّى وَلَا اُشْرِكُ بِه اَحَدًا

    (20) kul innema ed’u rabbiy ve la uşriku bihi ehaden
    De ki ben ancak Rabbime dua ederim ortak koşmam o’na hiçbir şeyi

    1. kul : de ki
    2. innemâ : yalnızca, sadece
    3. ed’û : dua ederim
    4. rabbî : Rabbim
    5. ve lâ uşriku : ve ortak etmem
    6. bi-hî : ona
    7. ehaden : birisi, bir kimse

    ٢١

    قُلْ اِنّى لَا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَارَشَدًا

    (21) kul inniy la emliku leküm darran ve la reşeden
    De ki doğrusu ben malik değilim size (ne) bir zarar, ne de bir hayır (yapmaya)

    1. kul : de
    2. in-nî : muhakkak ki ben
    3. lâ emliku : ben malik (sahip) değilim
    4. lekum : size
    5. darren : zarar verme
    6. ve lâ : ve değil
    7. raşeden : irşad olma, irşad etme

    ٢٢

    قُلْ اِنّى لَنْ يُجيرَنى مِنَ اللّهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه مُلْتَحَدًا

    (22) kul inniy len yuciyreniy minallahi ehadun ve len ecide min dunihi multehaden
    De ki gerçekten, beni kurtaramaz Allah’tan (başka hiçbir) kimse asla bulamam ondan başka bir sığınak da

    1. kul : de
    2. in-nî : muhakkak ki ben
    3. len yucîre-nî : beni asla korumaz
    4. min allâhi : Allah’tan
    5. ehadun : birisi, bir kimse
    6. ve len ecide : ve ben asla bulamam
    7. min dûni-hî : ondan başka
    8. multehaden : sığınacak yer

    ٢٣

    اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّهِ وَرِسَالَاتِه وَمَنْ يَعْصِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا

    (23) illa belağan minallahi ve risalatihi ve men ya’sillahe ve resulehu feinne lehu nare cehenneme halidine fiha ebeden
    Ancak bir tebliğdir Allah’tan ve gönderdiklerinden kim Allah ve resülüne isyan ederse muhakkak onun için cehennem ateşi (vardır) kalırlar orada ebedi olarak

    1. illâ : sadece, ancak
    2. belâgan : tebliğ
    3. min allâhi : Allah’tan
    4. ve risâlâti-hî : ve onun risaleti
    5. ve men : ve kim
    6. ya’si : karşı gelir, isyan eder
    7. allâhe : Allah
    8. ve resûle-hu : ve onun resûlü
    9. fe : artık, bundan sonra
    10. inne : muhakkak ki
    11. lehu : onun için vardır
    12. nâre : ateş
    13. cehenneme : cehennem
    14. hâlidîne : kalacak olanlar
    15. fî-hâ : orada, içinde
    16. ebeden : ebediyyen

    ٢٤

    حَتّى اِذَا رَاَوْا مَايُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا

    (24) hatta iza reev ma yu’adune feseya’lemune men ed’afu nasiren ve ekallu ‘adeden
    Nihayet gördükleri zaman o tehdit olundukları azabı ilerde bilecekler yardımcısı en zayıf kimmiş, ve sayıca en az olanı da

    1. hattâ : sonunda, nihayet
    2. izâ raev : gördükleri zaman
    3. : şey
    4. yûadûne : vaadolundukları
    5. fe : artık
    6. se-ya’lemûne : yakında bilecekler
    7. men : kim, kimin
    8. ad’afu : daha zayıf
    9. nâsiran : yardımcı olarak, yardımcısı olarak
    10. ve ekallu : ve daha az
    11. adeden : adet olarak, sayı bakımından

    ٢٥

    قُلْ اِنْ اَدْرى اَقَريبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّى اَمَدًا

    (25) kul in edriy ekariybun ma tu’adune em yec’alu lehu rabbiy emeden
    De ki bilmiyorum o tehdit olunduğunuz yakın mı? yoksa ona tayin mi eder? Rabbim uzun bir müddet

    1. kul : de
    2. in : eğer
    3. edrî : bana bildirildi, ben biliyorum
    4. e karîbun : yakın mı
    5. : şey
    6. tûadûne : vaadolunduğunuz
    7. em : yoksa mı
    8. yec’alu : kılar, yapar
    9. lehu : ona
    10. rabbî : Rabbim
    11. emedan : uzatılmış bir süre, uzun bir müddet

    ٢٦

    عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلى غَيْبِه اَحَدًا

    (26) alimulgaybi fela yuzhiru ala ğaybihi ehaden
    (O), gaybı bilendir fakat açmaz gayba ait (ilmi) hiçbir kimseye

    1. âlimu : âlim, bilen
    2. el gaybi : gayb, gizli olan, görünmeyen
    3. fe : artık, bu sebeple
    4. lâ yuzhiru : zahir etmez, bildirmez
    5. alâ gaybi-hî : gaybını
    6. ehaden : birisi, bir kimse

    ٢٧

    اِلَّا مَنِ ارْتَضى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه رَصَدًا

    (27) illa menirteda min resulin feinnehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihi resaden
    Ancak razı olduğu resulüne (açar) çünkü ona (koruyucuları) sürer önüne ve arkasına gözcü

    1. illâ : ancak, hariç
    2. men irtedâ : rızaya ulaşan kimse
    3. min resûlin : resûllerden
    4. fe : o taktirde
    5. inne-hu : muhakkak ki o
    6. yesluku : sevkeder
    7. min beyni yedey-hi : onların elleri arasında, önünden
    8. ve min halfi-hî : ve onun arkasından
    9. rasadan : gözleyen, gözeten

    ٢٨

    لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصى كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًا

    (28) liya’leme en kad ebleğu risalati rabbihim ve ehata bima lediyhim ve ahsa külle şey’in adeden
    Tebliğ ettiklerini bildirsin diye “Rablerinden (aldıkları) risaletleri” kuşatmıştır onların yanlarındaki ilmi hesap etmiştir her şeyi sayısı ile

    1. li ya’leme : bilsin
    2. en kad eblegû : tebliğ edilmiş oldu
    3. risâlâti : risaleler
    4. rabbi-him : Rab’lerinin
    5. ve ahâta : ve ihata etti, kuşattı
    6. bimâ : şeyleri, olanları
    7. ledey-him : onların nezdinde, yanında
    8. ve ahsâ : ve saydı, sayıp tespit etti
    9. kulle : her
    10. şey’in : şey
    11. adeden : adet, sayı olarak

    73- MÜZEMMİL

    Sayfa:573

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    يَا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ

    (1) ya eyyuhelmuzzemmilu
    ey elbisesine bürünen!

    1. yâ eyyuhâ : ey
    2. el muzzemmilu
    (zemmele)
    : örtünen, örtünüp gizlenen
    : (gizlendi)

    ٢

    قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَليلًا

    (2) kumilleyle illa kaliylen
    Geceleyin kalk, az (uyu)

    1. kum : kalk
    2. el leyle : gece
    3. illâ : hariç, dışında
    4. kâlilen : az

    ٣

    نِصْفَهُ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَليلًا

    (3) nisfehu evinkus minhu kaliylen
    Yarısı yahut onun yarısından az bir kısmını (uyu)

    1. nisfe-hû : onun yarısı kadar
    2. ev : veya
    3. inkus : (nâkis) eksilt
    4. min-hu : ondan
    5. kâlilen : az, biraz

    ٤

    اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْانَ تَرْتيلًا

    (4) ev zid ‘aleyhi ve rettilil kur’ane tertiylen
    Yahut onun (biraz) fazlasında (uyu) tane tane oku kur’an’ı yavaş

    1. ev : veya
    2. zid : ziyade kıl, arttır
    3. aleyhi : onu
    4. ve rettili : ve güzel oku
    5. el kur’âne : Kur’ân’ı
    6. tertilen : tane tane, yavaş yavaş, güzel bir şekilde

    ٥

    اِنَّا سَنُلْقى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقيلًا

    (5) inna senulkiy’ aleyke kavlen sekiylen
    Çünkü biz vahy edeceğiz sana ağır bir söz

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. se-nulkî : yakında ilka edeceğiz, ulaştıracağız
    3. aleyke : sana
    4. kavlen : söz
    5. sekîlen : ağır

    ٦

    اِنَّ نَاشِءَةَ الَّيْلِ هِىَ اَشَدُّ وَطْءًا وَاَقْوَمُ قيلًا

    (6) inne naşietelleyli hiye eşeddu vat’en ve akvemu kilen
    Gerçekten gece uykudan dinlenip kalkmak daha kuvvetli, daha elverişlidir okuma yönü ile daha doğudur

    1. inne : muhakkak
    2. nâşiete : kalkan kimse, kalkış
    3. el leyli : gece
    4. hiye : o
    5. eşeddu : daha şiddetli, daha kuvvetli
    6. vat’en : çok meşakkatli, çok zor, (tesir bakımından) çok dinç,
    7. ve akvemu : ve daha kavî, daha kuvvetli, daha sağlam
    8. kîlen : söyleyiş, okuyuş bakımından

    ٧

    اِنَّ لَكَ فِى النَّهَارِ سَبْحًا طَويلًا

    (7) inne leke finnehari sebhan tavilen
    Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyeti (var)

    1. inne : muhakkak
    2. leke : senin için
    3. fî en nehâri : gündüzün içinde, gündüzleyin ….. vardır
    4. sebhan : (geçim) meşguliyeti, önemli işler
    5. tavîlen : uzun

    ٨

    وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْتيلًا

    (8) vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiylen
    Rabbinin ismini zikir et (her şeyden) çekilerek o’na yönel

    1. ve uzkur : ve zikret
    2. isme : isim
    3. rabbi-ke : Rabbinin
    4. ve tebettel : ve gönülden bağlan, ona yönel, ona ulaş
    5. ileyhi : ona
    6. tebtîlen : tam bir yönelişle, herşeyden kesilerek

    ٩

    رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكيلًا

    (9) rabbulmeşriki velmağribi la ilahe illa huve fettehizhu vekiylen
    O doğunun da Rabbidir batınında (hiçbir) ilah yoktur Ondan başka o halde O’nu vekil edin

    1. rabbu : Rabbi
    2. el meşrıkı : doğu
    3. ve el magribi : ve batı
    4. : yoktur
    5. ilâhe : ilâh
    6. illâ : den başka
    7. huve : o
    8. fe ittehiz-hu : artık, öyleyse onu ….. edin
    9. vekîlen : vekil

    ١٠

    وَاصْبِرْ عَلى مَايَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَميلًا

    (10) vasbir ‘ala ma yekulune vehcurhum hecren cemiylen
    (Kafirlerin) söylediklerine sabret ve onları güzellikle terk et

    1. ve isbir : ve sabret
    2. alâ mâ : şeye
    3. yekûlûne : diyorlar, söylüyorlar
    4. ve uhcur-hum : ve onlardan hicret et, ayrıl
    5. hecran : bir ayrılış ile
    6. cemîlen : güzel

    ١١

    وَذَرْنى وَالْمُكَذِّبينَ اُولِى النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَليلًا

    (11) ve zerniy velmukezzibiyne uliynna’meti ve mehhilhum kaliylen
    Bana bırak yalancıları ve zevk sahiplerini onlara biraz mühlet ver

    1. ve zer-nî : ve bana bırak
    2. ve el mukezzibîne : ve yalanlayanlar
    3. ulî : sahip
    4. en na’meti : ni’met
    5. ve mehil-hum : ve onlara mehil ver, mühlet ver, süre tanı
    6. kalîlen : az, biraz

    ١٢

    اِنَّ لَدَيْنَا اَنْكَالًا وَجَحيمًا

    (12) inne ledeyna enkalen ve cahiymen
    Çünkü bizim yanımızda bukağılar (kelepçeler) ve cehennem (var)

    1. inne : muhakkak
    2. ledeynâ : bizim yanımızda ….. vardır
    3. enkâlen : ağır kelepçeler, ağır zincirler
    4. ve cahîmen : ve alevli ateş

    ١٣

    وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا اَليمًا

    (13) ve ta’amen za ğussatin ve ‘azaben eliymen
    Boğazda duran bir yiyecek ve elim bir azap (var)

    1. ve taâmen : ve yemek
    2. : sahip
    3. gussatin : boğazı tıkayan
    4. ve azâben : ve azap
    5. elîmen : elîm, acı

    ١٤

    يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثيبًا مَهيلًا

    (14) yevme tercuful’ ardu velcibalu ve kanetilcibalu kesiyben mehiylen
    O gün sarsılacak yer ve dağlar dağlar olacak çöken kum yığını

    1. yevme : o gün
    2. tercufu : şiddetle sallanır
    3. el ardu : arz, yeryüzü
    4. ve el cibâlu : ve dağlar
    5. ve kâneti : ve oldu, olmuştur
    6. el cibâlu : dağlar
    7. kesîben : kum yığını
    8. mehîlen : dağılmış

    ١٥

    اِنَّا اَرْسَلْنَا اِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا اَرْسَلْنَا اِلى فِرْعَوْنَ رَسُولًا

    (15) inna erselna ileykum resulen şahiden ‘aleyküm kema erselna ila fir’avne resulen
    Gerçekten biz size de gönderdik şahitlik edecek bir resul gönderdiğimiz gibi firavun’a resul

    . innâ : muhakkak ki biz
    2. erselnâ : gönderdik
    3. ileykum : size
    4. resûlen : bir resûl
    5. sâhiden : şahit olarak
    6. aleykum : sizin üzerinize
    7. kemâ : gibi
    8. erselnâ : gönderdik
    9. ilâ fir’avne : firavuna
    10. resûlen : resûl

    ١٦

    فَعَصى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذًا وَبيلًا

    (16) fe’asa fir’avnurresule feehaznahu ahzen vebilen
    Fakat isyan etti firavun resule biz de onu yakalayıverdik şiddetli bir azapla

    1. fe : o zaman, bunun üzerine, fakat
    2. asâ : asi oldu
    3. fir’avnu : firavun
    4. er resûle : resûl
    5. fe : o zaman, bunun üzerine, fakat
    6. ehaznâ-hu : onu ahzettik, tutup aldık (helâk ettik)
    7. ahzen : yakalayışla
    8. vebîlen : çok ağır

    ١٧

    فَكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شيبًا

    (17) fekeyfe tettekune in kefertum yevmen yec’alulvildane şiyben
    Nasıl koruyacaksınız eğer siz küfrederseniz çocukları ihtiyar edecek bir günün (azabından)

    1. fe : o zaman, o taktirde
    2. keyfe : nasıl
    3. tettekûne : koruyacaksınız
    4. in : eğer
    5. kefertum : inkâr ederseniz
    6. yevmen : o gün
    7. yec’alu : kılar, yapar
    8. el vildâne : çocuklar
    9. şîben : ak saçlı, ihtiyar, saçları ağarmış

    ١٨

    اَلسَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِه كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

    (18) essemau munfetirun bihi kane va’duhu mef’ulen
    O gün sema çalkalanacak (Allah’ın) o’nun vaadi yerine getirilecektir

    1. es semâu : gök
    2. munfatirun : yarılıp çatlamıştır
    3. bi-hî : onunla, onun sebebiyle
    4. kâne : olmuştur
    5. va’du-hu : onun vaadi
    6. mef’ûlen : tahakkuk etmiştir, yerine gelmiştir, yapılmıştır

    ١٩

    اِنَّ هذِه تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلى رَبِّه سَبيلًا

    (19) inne hazihi tezkiretun femen şaet tehaze ila rabbihi sebiylen
    İşte bu (gerçekten) bir nasihattir artık isteyen Rabbine giden bir yol tutar

    1. inne : muhakkak
    2. hâzihî : bu
    3. tezkiretun : bir hatırlatma, öğüt
    4. fe : o zaman, artık
    5. men : kim, kimse
    6. sâe : diledi
    7. ittehaze : ittihaz eder, edinir
    8. ilâ rabbi-hî : Rabbine
    9. sebîlen : bir yol

    Sayfa:574

    ٢٠

    اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنى مِنْ ثُلُثَىِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَاءِفَةٌ مِنَ الَّذينَ مَعَكَ وَاللّهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْانِ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضى وَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّهِ وَاخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّهِ فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُ وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُواالزَّكوةَ وَاَقْرِضُوا اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌرَحيمٌ

    (20) inne rabbeke ya’lemu enneke tekumu edna min suluseyilleyli ve nisfehu ve sulusehu ve taifetun minelleziyne me’ake vallahu yukaddirul leyle vennehare alime en len tuhsuhu fetabe ‘aleyküm fakreu ma teyessere minelkur’ani’ alime en seyekunu minkum merda ve aharune yadribune fil’ardi yebteğune min fadlillahi ve aharune yukatilune fi sebilillahi fakreu ma teyessere minhu ve ekiymussalate ve atuzzekate ve akridullahe kardan hasenen ve ma tukaddimu lienfusikum min hayrin teciduhu ‘indallahi hüve hayren ve a’zame ecren vestagfirullahe innallahe ğafurun rahimun
    Şüphesiz Rabbin biliyor ki gerçekten sen kalkıyorsun gecenin üçte ikisine yakın gecenin yarısında da gecenin üçte birinde (de) beraberindeki kimselerden bir taife (de kalkıyor) Allah takdir eder geceyi ve gündüzü o bildi ki siz onu kesinlikle başaramazsınız onun için sizden tövbeleri kabul etti artık okuyun kur’an’dan kolayınıza geleni (Allah) bilmiştir, içinizde hastalar olacağını diğer bir kısımlarının yeryüzünde gezenler olarak rızık arayacaklarını Allah’ın fazlından diğer bir kısımlarınında Allah yolunda savaşacaklarını o halde okuyun (kur’an) on’dan kolayınıza geleni namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin Allah’a karz-ı hasen ile borç verin ne takdir edersiniz kendi nefsiniz namına hayırdan onu Allah’ın katında bulursunuz daha hayırlı ve ecri daha büyük Allah’tan mağfiret dileyin çünkü Allah bağışlayan, merhametlidir

    1. inne : muhakkak
    2. rabbe-ke : senin Rabbin
    3. ya’lemu : bilir
    4. enne-ke : senin olduğunu
    5. tekûmu : kalkıyorsun, ayakta duruyorsun
    6. ednâ : daha az
    7. min suluseyi : üçte ikisinden
    8. el leyli : gece
    9. ve nısfe-hu : ve onun yarısı
    10. ve suluse-hu : ve onun üçte biri
    11. ve tâifetun : ve bir topluluk
    12. min ellezîne : onlardan, olanlardan
    13. mea-ke : seninle beraber
    14. ve allâhu : ve Allah
    15. yukaddiru : takdir eder
    16. el leyle : gece
    17. ve en nehâre : ve gündüz
    18. alime : bildi
    19. en len tuhsû-hu : onu asla hesaplayamayacağınızı
    20. fe : böylece, bunun için, bu sebeple
    21. tâbe aleykum : sizin tövbenizi kabul etti
    22. fe ikraû : artık, o halde okuyun
    23. : şey
    24. teyessere : kolay gelmek
    25. min el kur’ânî : Kur’ân’dan
    26. alime : bildi
    27. en se-yekûnu : yakında olacak
    28. min-kum : sizden (bir kısmınız)
    29. mardâ : hasta
    30. ve âharûne : ve diğerleri
    31. yadribûne : dolaşırlar
    32. fî el ardı : yeryüzünde
    33. yebtegûne : isterler, ararlar
    34. min fadli allâhi : Allah’ın fazlından
    35. ve âharûne : ve diğerleri, diğer bir kısmı
    36. yukâtilûne : savaşırlar, savaşacaklar
    37. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
    38. fe ikraû : artık, o halde okuyun
    39. : şey
    40. teyessere : kolay gelmek
    41. min-hu : ondan
    42. ve ekîmû es salâte : ve namazı ikame edin, devamlı kılın
    43. ve âtû ez zekâte : ve zekâtı verin
    44. ve akridu : ve borç verin
    45. allâhe : Allah
    46. kardan : kredi, borç
    47. hasenen : güzel
    48. ve mâ : ve şey
    49. tukaddimû : takdim edersiniz
    50. li enfusi-kum : nefsleriniz için, kendiniz için
    51. min hayrin : hayırdan, hayır olarak
    52. tecidû-hu : onu bulursunuz
    53. inde allâhi : Allah’ın indinde, katında, yanında
    54. huve : o
    55. hayren : daha hayırlı
    56. ve a’zame : ve daha büyük, en büyük
    57. ecren : ecir, ücret, mükâfat
    58. ve istagfirû allâhe : ve Allah’a istiğfar edin, tövbe edip Allah’tan mağfiret dileyin
    59. inne allâhe : muhakkak ki Allah
    60. gafûrun : gafur olan, tövbeleri kabul edip bağışlayan, mağfiret eden
    61. rahîmun : rahîm olan, Rahîm esması ile tecelli eden

    74-MÜDDESİR

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    يَا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ

    (1) ya eyyuhelmuddessiru
    ey örtünen!

    1. yâ eyyuhâ : ey
    2. el muddessiru : disarını giymiş olan, esvabını giymiş olan, esvabına bürünmüş olan

    ٢

    قُمْ فَاَنْذِرْ

    (2) kum feenzir
    Kalk da uyar

    1. kum : kalk
    2. fe : bundan sonra, artık
    3. enzir : uyar

    ٣

    وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

    (3) ve rabbeke fekebbir
    Rabbini tekbir getirerek büyükle

    1. ve rabbe-ke : ve senin Rabbin
    2. fe : artık, öyleyse
    3. kebbir : tekbir et, yücelt

    ٤

    وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

    (4) ve siyabeke fetahhir
    elbiseni de temiz tut

    1. ve siyâbe-ke : ve elbisen
    2. fe : artık
    3. tahhir : temiz tut, temizle

    ٥

    وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

    (5) verrucze fehcur
    (manevi) pislikleri terk et

    1. ve er rucze : ve azap
    2. fe uhcur : artık uzaklaş, uzak dur

    ٦

    وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ

    (6) ve la temnun testeksiru
    Mihnet etme çok görerek

    1. ve lâ temnun : ve iyilik yapma, lütufta bulunma
    2. testeksiru : daha çoğunu istersin

    ٧

    وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

    (7) ve lirabbike fasbir
    Rabbin için sabret

    1. ve li : ve için
    2. rabbi-ke : senin Rabbin
    3. fe asbir : artık sabret

    ٨

    فَاِذَا نُقِرَ فِى النَّاقُورِ

    (8) feiza nukire finnakuri
    Sur’a üfürüldüğü zaman

    1. fe : artık
    2. izâ nukıre : üflendiği zaman
    3. : içine
    4. en nâkûri : Nâkûr, Sur Borusu

    ٩

    فَذلِكَ يَوْمَءِذٍ يَوْمٌ عَسيرٌ

    (9) fezalike yevmeizin yevmun ‘asiyrun
    İşte o gün pek zorlu bir gündür

    1. fe : artık, işte
    2. zâlike : işte bu, işte o
    3. yevme izin : izin günü
    4. yevmun asîrun : zor gün

    ١٠

    عَلَى الْكَافِرينَ غَيْرُ يَسيرٍ

    (10) ‘alelkafiriyne ğayru yesiyrin
    Kâfirler için kolay değildir

    1. alâ el kâfirîne : kâfirlere
    2. gayru : değil
    3. yesîrin : kolay

    ١١

    ذَرْنى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحيدًا

    (11) zerni ve men halaktu vahiden
    Bana bırak tek başına yarattığım kimseyi

    1. zer-nî : bana bırak
    2. ve men : ve kimse, kişi
    3. halaktu : yarattım
    4. vahîden : tek olarak

    ١٢

    وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًا

    (12) ve ce’altu lehu malen memduden
    Ona mal verdim uzun uzadıya

    1. ve ce’altu : ve kıldım, yaptım
    2. lehu : ona, onun için
    3. mâlen : mal, servet
    4. memdûden : uzatılmış, çoğaltılmış

    ١٣

    وَبَنينَ شُهُودًا

    (13) ve beniyne şuhuden
    gözünün önünde oğullar

    1. ve benîne : ve oğullar, erkek çocuklar
    2. şuhûden : göz önünde, her zaman yanında

    ١٤

    وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْهيدًا

    (14) ve mehhedtu lehu temhiyden
    Ona nimetimi döşedikçe döşedim

    1. ve mehhedtu : ve bolluk, genişlik verdim, geniş imkânlar sağladım
    2. lehu : ona
    3. temhîden : bol bol vererek

    ١٥

    ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَزيدَ

    (15) sümme yatme’u en eziyde
    Ssonra umar daha artırmamı

    1. summe : sonra
    2. yatmau : tamah eder, ister
    3. en ezîde : artırmamı

    ١٦

    كَلَّا اِنَّهُ كَانَ لِايَاتِنَا عَنيدًا

    (16) kella innehu kane liayatina ‘aniyden
    Hayır! hayr! gerçekten o, ayetlerimize karşı inatçıydı

    1. kellâ : hayır asla
    2. inne-hu : muhakkak ki o
    3. kâne : oldu
    4. li : için, … e
    5. âyâti-nâ : âyetlerimiz
    6. anîden : inatçı

    ١٧

    سَاُرْهِقُهُ صَعُودًا

    (17) seurhikuhu sa’uden
    Onu sarp bir yola saptıracağım

    1. se-urhiku-hu : yakında onu süreceğim
    2. saûden : ateşten dağ, sarp yokuş

    Sayfa:575

    ١٨

    اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

    (18) innehu fekkere ve kaddere
    Çünkü o düşündü ve karar verdi

    1. Inne-hu : muhakkak ki o
    2. fekkere : tefekkür etti, düşündü
    3. ve kaddere : ve takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

    ١٩

    فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

    (19) fekutile keyfe kaddere
    kahrolsun nasıl da karar verdi

    1. fe : o zaman, artık
    2. kutile : katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu (kendisini mahvetti)
    3. keyfe : nasıl
    4. kaddere : takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

    ٢٠

    ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

    (20) sümme kutile keyfe kaddere
    Sonra (yine) kahrolası nasıl da karar verdi

    1. summe : sonra
    2. kutile : katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu (kendisini mahvetti)
    3. keyfe : nasıl
    4. kaddere : takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

    ٢١

    ثُمَّ نَظَرَ

    (21) sümme nezare
    Sonra baktı

    1. summe : sonra
    2. nazara : nazar etti, baktı

    ٢٢

    ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

    (22) sümme ‘abese ve besere
    Sonra yüzünü astı, buruşturdu

    1. summe : sonra
    2. abese : kaşlarını çattı
    3. ve besere : ve yüzünü ekşitti

    ٢٣

    ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ

    (23) sümme edbere vestekbere
    Sonra arkasına dönüp büyüklendi

    1. summe : sonra
    2. edbera : arkasını döndü
    3. ve istekbera : ve büyüklük tasladı, kibirlendi.

    ٢٤

    فَقَالَ اِنْ هذَا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ

    (24) fekale in haza illa sihrun yu’seru
    Dedi bu ancak devam eden sihirden (başka bir şey) değildir

    1. fe : o zaman, sonunda
    2. kâle : dedi
    3. in : eğer, olsa
    4. hâzâ : bu
    5. illâ : sadece, ancak
    6. sihrun : bir büyü
    7. yu’seru : aktarılan, nakledilen

    ٢٥

    اِنْ هذَا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ

    (25) in haza illa kavlulbeşeri
    Bu ancak bir beşer sözüdür

    1. in : eğer, olsa
    2. hâzâ : bu
    3. illâ : sadece, ancak
    4. kavlu : söz
    5. el beşeri : insan

    ٢٦

    سَاُصْليهِ سَقَرَ

    (26) seusliyhi sekare
    Ben onu sekara sokacağım

    1. se- uslî-hi : yakında onu sürükleyip yaslayacağım, atacağım
    2. sekara : sekar, alevli ateş (cehennem)

    ٢٧

    وَمَا اَدْريكَ مَا سَقَرُ

    (27) ve ma edrake ma sekaru
    Sen biliyor musun, sekar nedir?

    1. ve mâ edrâ-ke : ve ne olduğunu sana bildiren
    2. : nedir
    3. sekaru : sekar, alevli ateş (cehennem)

    ٢٨

    لَا تُبْقى وَلَا تَذَرُ

    (28) la tubkiy ve la tezeru
    Ne kor, ne bırakır

    1. lâ tubkî : yakıp tüketir, bakiye bırakmaz
    2. ve lâ tezeru : ve terketmez, bırakmaz

    ٢٩

    لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ

    (29) levvahatun lilbeşeri
    Derileri yakar kavurur

    1. levvâhatun : etrafını (derilerini) yakıp kavurucu
    2. li el beşeri : insan için, insanın

    ٣٠

    عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ

    (30) ‘aleyha tis’ate ‘aşere
    Üzerinde on dokuz (görevli vardır)

    1. aleyhâ : onun üzerinde vardır
    2. tis’ate aşare : on dokuz (19)

    ٣١

    وَمَا جَعَلْنَا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلءِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذينَ اُوتُواالْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذينَ امَنُوا ايمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا اَرَادَ اللّهُ بِهذَا مَثَلًا كَذلِكَ يُضِلُّ اللّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ اِلَّا ذِكْرى لِلْبَشَرِ

    (31) ve ma ce’alna ashabennari illa melaiketen ve ma ce’alna ‘iddetehum illa fitneten lilleziyne keferu liyesteykinel leziyne utulkitabe ve yezdadelleziyne amenu imanen ve la yertabel leziyne utulkitabe velmu’minune ve liyekulel leziyne fi kulubihim meredun velkafirune maza eradallahu bihaza meselen kezalike yudillullahu men yeşa’u ve yehdi men yeşau ve ma ya’lemu cunude rabbike illa huve ve ma hiye illa zikra lilbeşeri
    O ateşin görevlilerini yaptık ancak meleklerden sayılarını da ancak, kıldık ki küfredenler için bir fitne yakinen inansın (kendilerine) kitap verilenler iman edenlerin de imanı artsın şüpheye düşmesin kitap verilenler ve mü’minler bir de desin: kalplerinde maraz olanlarla kâfirler Allah bu misal ile neyi murat etmiş? böylece Allah şaşırtır dilediğini dilediğini hidayete erdirir Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir o ancak insanlar için bir öğüttür

    1. ve mâ cealnâ : ve biz kılmadık
    2. ashâben en nâri : ateş ehli
    3. illâ : den başka
    4. melâiketen : melekler
    5. ve mâ cealnâ : ve biz kılmadık
    6. ıddete-hum : onların sayısı
    7. illâ : den başka
    8. fitneten : fitne
    9. li ellezîne : onlar için, olanlar için
    10. keferû : kâfirler
    11. li : diye, için
    12. yesteykıne : yakîn sahibi olsunlar
    13. ellezîne : onlar için, olanlar için
    14. ûtû : verildi
    15. el kitâbe : kitap
    16. ve yezdâde : ve artırır
    17. ellezîne : onlar için, olanlar için
    18. âmenû : îmân eden, Allah’a ulaşmayı dileyen
    19. îmânen : îmân
    20. ve lâ yertâbe : ve şüphe etmesin
    21. ellezîne : onlar için, olanlar için
    22. ûtû : verildi
    23. el kitâbe : kitap
    24. ve el mu’minûne : ve mü’minler
    25. ve li : ve için
    26. yekûle : der, söyler
    27. ellezîne : onlar için, olanlar için
    28. fî kulûbi-him : kalplerinde
    29. maradun : hastalık (olan)
    30. ve el kâfirûne : ve kâfirler
    31. mâzâ : ne, neyi
    32. erâde : murad etti, diledi
    33. allâhu : Allah
    34. bi hâzâ : bununla
    35. meselen : mesele, konu
    36. kezâlike : böylece, işte böyle
    37. yudıllu : saptırır, dalâlette bırakır
    38. allâhu : Allah
    39. men : kimse, kişi
    40. yeşâu : diler
    41. ve yehdî : ve hidayete erdirir
    42. men : kimse, kişi
    43. yeşâu : diler
    44. ve mâ ya’lemu : ve bilmez
    45. cunûde : ordu
    46. rabbi-ke : senin Rabbin
    47. illâ : den başka
    48. huve : o
    49. ve mâ hiye : ve o değildir
    50. illâ : den başka
    51. zikrâ : bir zikir, öğüt
    52. li el beşeri : beşer için, insan için

    ٣٢

    كَلَّا وَالْقَمَرِ

    (32) kella velkameri
    Hayır! Ay’a yemin olsun

    1. kellâ : hayır asla (öyle değil)
    2. ve : andolsun, yemin olsun
    3. el kameri : kamere, ay’a

    ٣٣

    وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَ

    (33) velleyli iz edbere
    Dönüp geldiği zaman geceye

    1. ve el leyli : ve geceye andolsun
    2. iz edbera : arkasına döndüğü, dönüp gittiği an

    ٣٤

    وَالصُّبْحِ اِذَا اَسْفَرَ

    (34) vessubhi iza esfere
    Sabaha yemin olsun ağardığı zaman

    1. ve es subhi : ve sabaha andolsun
    2. izâ esfere : ağarmaya başladığı zaman

    ٣٥

    اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِ

    (35) inneha leihdelkuberi
    Kuşkusuz o cehennem, büyük (belalardan) biridir

    1. inne-hâ : muhakkak ki o
    2. le : gerçekten, elbette
    3. ihdâ : bir, tek, bir tanesi
    4. el kuberi : büyükler

    ٣٦

    نَذيرًا لِلْبَشَرِ

    (36) neziyren lilbeşeri
    İnsanları uyarmak için

    1. nezîren : uyarı olarak
    2. li : için
    3. el beşeri : beşer, insanlar

    ٣٧

    لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَ

    (37) limen şae minkum en yetekaddeme ev yeteahhare
    Sizden isteyenleri (korkutmak) için ileri geçmek yahut geri kalmak

    1. li : için
    2. men : kimse
    3. şâe : diledi
    4. min-kum : sizden, içinizden
    5. en yetekaddeme : öne geçmek
    6. ev : veya
    7. yeteahhare : tehir eder, erteler, geride kalır

    ٣٨

    كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهينَةٌ

    (38) kullu nefsin bima kesebet rehiynetun
    Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir

    1. kullu : bütün, hepsi
    2. nefsin : nefs
    3. bimâ : şey ile, şey sebebiyle
    4. kesebet : kesbettikleri, iktisap ettikleri, kazandıkları dereceler
    5. rehînetun : rehine, bir şey karşılığı olarak bir yerde bağlı kalma

    ٣٩

    اِلَّا اَصْحَابَ الْيَمينِ

    (39) illa ashabelyemiyni
    Yalnız sağcılar hariç

    1. illâ : hariç
    2. ashâbe : sahibi, halkı
    3. el yemîni : yemin

    ٤٠

    فى جَنَّاتٍ يَتَسَاءَلُونَ

    (40) fiy cennatin yetesaelune
    Cennette onlar soruştururlar

    1. : içinde
    2. cennâtin : cennetler
    3. yetesâelûne : karşılıklı sorarlar, birbirlerine sorarlar

    ٤١

    عَنِ الْمُجْرِمينَ

    (41) ‘anilmucrimiyne
    Mücrimlerin durumundan

    1. an(i) : den
    2. el mucrimîne : suçlular, cürüm (suç) işleyenler

    ٤٢

    مَاسَلَكَكُمْ فى سَقَرَ

    (42) ma selekekum fiy sekare
    “Sizi sekare sokan nedir?” (derler)

    1. : ne
    2. seleke-kum : sizi sevkeden, sürükleyen
    3. fî sekara : sekarın içine, alevli ateşe

    ٤٣

    قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّينَ

    (43) kalu lem neku minelmusalliyne
    Derler biz namaz kılanlardan değildik

    1. kâlû : dediler
    2. lem neku : biz olmadık
    3. min el musallîne : namaz kılanlardan

    ٤٤

    وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكينَ

    (44) ve lem neku nut’i mulmiskiyne
    Miskinleri doyuranlardan değildik

    1. ve lem neku : ve biz olmadık
    2. nut’imu : yemek yediririz, doyururuz
    3. el miskîne : miskinler, yoksullar

    ٤٥

    وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَاءِضينَ

    (45) ve kunna nehudu me’alhaidiyne
    Dalanlardandık ve dalanlarla beraber

    1. ve kunnâ : ve biz olduk
    2. nahûdu : bâtıla (boş şeylere) dalıyoruz
    3. mea : beraber
    4. el hâidîne : bâtıla dalanlar

    ٤٦

    وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّينِ

    (46) ve kunna nukezzibu biyevmiddiyni
    Yalan sayardık hesap gününü de

    1. ve kunnâ : ve biz olduk
    2. nukezzibu : tekzip ediyoruz
    3. bi yevmi : gününü
    4. ed dîni : dîn

    ٤٧

    حَتّى اَتينَا الْيَقينُ

    (47) hatta etanel yakinu
    Nihayet bize ölüm geldi

    1. hattâ : oluncaya kadar, kadar
    2. etâ-nâ : bize geldi
    3. el yakînu : yakîn hasıl olması, bizzat şahit olma

    Sayfa:576

    ٤٨

    فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعينَ

    (48) fema tenfe’uhum şefa’atuşşafi’iyne
    Fakat onlara fayda vermedi şefaatçilerin şefaati

    1. fe : o zaman, artık
    2. mâ tenfeu-hum : onlara fayda sağlamaz
    3. şefâatu : şefaat
    4. eş şâfiîne : şefaat edenler

    ٤٩

    فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضينَ

    (49) fema lehum’ anittezkireti mu’ridiyne
    Şimdi onlara ne oluyor ki, zikirden yüz çeviriyorlar?

    1. fe : böylece, buna rağmen
    2. : ne (oluyor)
    3. lehum : onlara
    4. an(i) et tezkireti : zikirden, öğütten
    5. mu’rıdîne : yüz çevirenler, yüz çeviren kimseler

    ٥٠

    كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌ

    (50) keennehum humurun mustenfiretun
    Gerçekten onlar ürkmüş yaban eşekleri gibidir

    1. keenne-hum : sanki onlar ….. gibi
    2. humurun : yabanî merkepler (yaban eşekleri)
    3. mustenfiretun : ürkmüş olan

    ٥١

    فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍ

    (51) ferret min kasveretin
    Aslandan kaçan

    1. ferret : kaçtı
    2. min kasveretin : arslandan

    ٥٢

    بَلْ يُريدُ كُلُّ امْرِءٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتى صُحُفًا مُنَشَّرَةً

    (52) bel yuriydu kullumriin minhum en yu’ta suhufen muneşşereten
    Hayır! onların her biri istiyor (kendine) açılmış sayfaların gelmesini

    1. bel : hayır
    2. yurîdu : ister
    3. kullu : hepsi
    4. imriin : adam, erkek (insan)
    5. min-hum : onlardan (onların)
    6. en yu’tâ : gelmesi
    7. suhufen : sahifeler
    8. muneşşereten : neşredilmiş, yayınlanmış, yazılmış

    ٥٣

    كَلَّا بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاخِرَةَ

    (53) kella bella yehafunel’ahirete
    Hayır! gerçek şu, (onlar) âhiretten korkmuyorlar

    1. kellâ : hayır
    2. bel : bilâkis
    3. lâ yuhâfûne : korkmuyorlar
    4. el âhireten : ahiret

    ٥٤

    كَلَّا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌ

    (54) kella innehu tezkiretun
    Hayır! şüphesiz o (kur’an) bir öğüttür

    1. kellâ : hayır
    2. inne-hu : gerçekten o
    3. tezkiretun : bir zikir, öğüt

    ٥٥

    فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ

    (55) femen şae zekerehu
    Artık kim dilerse ondan öğüt alır

    1. fe : artık
    2. men : kim
    3. şâe : diledi
    4. zekere-hu : onu zikretti

    ٥٦

    وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ هُوَ اَهْلُ التَّقْوى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ

    (56) ve ma yezkurune illa en yeşaallahu hüve ehluttakva ve ehlulmağfireti
    Öğüt alamazlar Allah dilemeyince korumaya ehli olan o’dur bağışlayacak olan da

    1. ve mâ yezkurûne : ve zikredemez
    2. illâ : den başkası
    3. en yeşâe allâhu : Allah’ın dilemesi
    4. huve : o
    5. ehlu : ehil, sahip
    6. et takvâ : takva
    7. ve ehlu : ve ehil, sahip
    8. el magfireti : mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi)

    75-KIYAMET

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    لَا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيمَةِ

    (1) la uksimu biyevmilkiyameti
    Yemin ederim kıyamet gününe

    1. : hayır
    2. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
    3. bi yevmi : güne
    4. el kıyâmeti : kıyâmet

    ٢

    وَلَا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

    (2) ve la uksimu binnefsillevvameti
    Yemin ederim kendini kınayan nefse de

    1. ve lâ : ve hayır
    2. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
    3. bi : … e
    4. en nefsi : nefs
    5. el levvâmeti : levmeden, kınayan

    ٣

    اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ

    (3) eyahsebul’insanu ellen necme’a ‘izamehu
    İnsan sanıyor asla kemiklerinin toplanmayacağını mı

    1. e : mi
    2. yahsebu : zannediyor, sanıyor
    3. el insânu : insan
    4. ellen : asla olmaz
    5. (en) necmea : bizim toplamamız, biraraya getirmemiz
    6. ızâme-hu : onun kemikleri

    ٤

    بَلى قَادِرينَ عَلى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ

    (4) bela kadirine ala en nusevviye benanehu
    Hayır! kadiriz onun parmak uçlarını bir araya getirmeye

    1. belâ : hayır
    2. kâdirîne : kaadir olanlar
    3. alâ : … e
    4. en nusevviye : yeniden düzenlememiz
    5. benâne-hu : onun parmakları, parmak uçları

    ٥

    بَلْ يُريدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُ

    (5) bel yuriydul’insanu liyefcure emamehu
    Bilakis insan ister önündeki gerçeği yalanlamak

    1. bel : hayır
    2. yurîdu : ister
    3. el insânu : insan
    4. li : için, … i
    5. yefcure : fıska düşer, fücur işler, günahlara dalar
    6. emâme-hu : onun önünde

    ٦

    يَسَْلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيمَةِ

    (6) yes’elu eyyane yevmulkiyameti
    Ne zaman?” diye sorar “kıyamet günü”

    1. yes’elu : sorar, soruyor
    2. eyyâne : ne zaman
    3. yevmu : gün
    4. el kıyâmeti : kıyâmet

    ٧

    فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ

    (7) feiza berikalbesaru
    O zaman göz dehşet içinde kalır

    1. fe : artık
    2. izâ : olduğu zaman
    3. berika : (göz) kamaşması
    4. el basaru : bakış

    ٨

    وَخَسَفَ الْقَمَرُ

    (8) ve hasefelkameru
    Ay tutulur

    1. ve hasefe : ve karardı
    2. el kameru : ay

    ٩

    وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ

    (9) ve cumi’aşşemsu velkameru
    Güneş ve Ay bir araya toplanırsa

    1. ve cumia : ve birleştirildi
    2. eş şemsu : güneş
    3. ve el kameru : ve ay

    ١٠

    يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَءِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّ

    (10) yekulul’insanu yevmeizin eynelmeferru
    O gün insan der “kaçacak yer neresi?”

    1. yekûlu : der, diyecek
    2. el insânu : insan
    3. yevme izin : izin günü
    4. eyne : nerede
    5. el meferru : firar edilecek yer, kaçış yeri

    ١١

    كَلَّا لَا وَزَرَ

    (11) kella la vezere
    Hayır! sığınacak yer yok

    1. kellâ : hayır
    2. : yok
    3. vezere : sığınacak bir yer, sığınak

    ١٢

    اِلى رَبِّكَ يَوْمَءِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

    (12) ila rabbike yevmeizinilmustekarru
    (Ancak) Rabbinedir o gün karar kılınacak yer

    1. ilâ rabbi-ke : senin Rabbin’e (Rabbinin Huzuru)
    2. yevme izin : izin günü
    3. el mustekarru : karar kılınan yer, varılacak yer, makam

    ١٣

    يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَءِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَ

    (13) yunebbeul’insanu yevmeizin bima kaddeme ve ahhare
    O gün insan haberdar edilir gelmiş geçmiş bütün yaptıklarından

    1. yunebbeu : haber verilir
    2. el insânu : insan
    3. yevme izin : izin günü
    4. bimâ : şeyleri
    5. kaddeme : takdim etti, yaptı
    6. ve ahhara : ve tehir etti, yapması gerekirken erteleyip yapmadı

    ١٤

    بَلِ الْاِنْسَانُ عَلى نَفْسِه بَصيرَةٌ

    (14) belil’insanu ala nefsihi besiyretun
    Doğrusu insan nefsine karşı şahittir

    1. bel(i) : hayır
    2. el insânu : insan
    3. alâ : … e
    4. nefsi-hî : onun nefsi, kendi nefsi
    5. basîratun : basirdir, görendir, şahittir

    ١٥

    وَلَوْ اَلْقى مَعَاذيرَهُ

    (15) ve lev elka me’aziyrehu
    Bütün mazeretini (meydana) çıkarsa da

    1. ve lev : ve olsa bile
    2. elkâ : ilka etti, ortaya attı, belirtti, beyan etti
    3. meâzîre-hu : onun mazeretleri, özürleri, sebepleri

    ١٦

    لَا تُحَرِّكْ بِه لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه

    (16) la tuharrik bihi lisaneke lita’cele bihi
    Hareket ettirme onu (okumak için) dilini onu acele (okuyacağım) diye

    1. lâ tuharrik : hareket ettirme
    2. bi-hî : ona, onunla
    3. lisâne-ke : dilini
    4. li : için, … diye
    5. ta’cele : acele ediyorsun
    6. bi-hî : ona, onunla

    ١٧

    اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْانَهُ

    (17) inne’aleyna cem’ahu ve kur’anehu
    Çünkü bize aittir onu toplamak ve kuran’ı

    1. inne : muhakkak ki
    2. aleynâ : bize ait
    3. cem’a-hu : onun toplanması
    4. ve kur’âne-hu : ve onun okunması

    ١٨

    فَاِذَا قَرَاْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْانَهُ

    (18) feiza kare’nahu fettebi’kur’anehu
    Biz okuduğumuz zaman sende kuran’ı takip et

    1. fe : artık, öyleyse
    2. izâ : olduğu zaman
    3. kare’nâ-hu : onu okuduk
    4. fe : artık, öyleyse
    5. ittebi’ : tâbî ol
    6. kur’âne-hu : onun okunuşu

    ١٩

    ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

    (19) sümme inne ‘aleyna beyanehu
    Sonra, mutlaka bize aittir onu açıklamakta

    1. summe : sonra
    2. inne : muhakkak
    3. aleynâ : bizim üzerimize, bize ait
    4. beyâne-hu : onun beyanı, açıklanması

    Sayfa:577

    ٢٠

    كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ

    (20) kella bel tuhibbunel’acilete
    Hayır! hayır! acele gelen(i) seviyorsunuz

    1. kellâ : hayır
    2. bel : bilâkis, aksine
    3. tuhıbbûne : seviyorsunuz
    4. el âcilete : çabuk geçmekte olan

    ٢١

    وَتَذَرُونَ الْاخِرَةَ

    (21) ve tezerunel’ahirete
    Ve âhiret (işlerini) bırakıyorsunuz

    1. ve tezerûne : ve terkediyorsunuz
    2. el âhirete : ahiret

    ٢٢

    وُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ نَاضِرَةٌ

    (22) vucuhun yevmeizin nadiretun
    O gün yüzler parlayacak

    1. vucûhun : yüzler vardır
    2. yevme izin : izin günü
    3. nâdıretun : ışıl ışıl, pırıl pırıl

    ٢٣

    اِلى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

    (23) ila rabbiha naziretun
    Rablerine bakacak(lar)

    1. ilâ rabbi-hâ : Rab’lerine
    2. nâziretun : nazar eden, bakan

    ٢٤

    وَوُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ بَاسِرَةٌ

    (24) ve vucuhun yevmeizin basire’un
    O gün (nice) yüzler de sararıp kalacak

    1. ve vucûhun : ve yüzler vardır
    2. yevme izin : izin günü
    3. bâsiratun : çatılmış, kararmış

    ٢٥

    تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

    (25) tezunnu en yuf’ale biha fakiretun
    Anlayacak ki kendisine bel kıran bir bela yapılacak

    1. tezunnu : anlar
    2. en yuf’ale : yapılacak
    3. bi-hâ : ona, kendisine
    4. fâkıretun : felâket, büyük musîbet, çok kötü muamele

    ٢٦

    كَلَّا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِىَ

    (26) kella iza beleğatitterakiye
    Hayır! o zaman can köprücük kemiğine davranır

    1. kellâ : hayır
    2. izâ : olduğu, zaman
    3. belegat (i) : ulaştı, erişti, geldi
    4. et terâkiye : köprücük kemiği

    ٢٧

    وَقيلَ مَنْ رَاقٍ

    (27) ve kile men rakin
    “Okuyacak kim?” denilir

    1. ve kîle : ve denir
    2. men : kim
    3. râkın : kurtaracak olan

    ٢٨

    وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُ

    (28) ve zanne ennehulfiraku
    Artık gerçeği anlar, bu ayrılıktır

    1. ve zanne : ve anladı
    2. enne-hu : onun (kendisinin) ….. olacağını
    3. el firâku : ayrılık

    ٢٩

    وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ

    (29) velteffetissaku bissaki
    Bacak bacağa dolaşır

    1. ve ilteffeti : ve birbirine dolaştı
    2. es sâku : ayak
    3. bi es sâkı : ayağa

    ٣٠

    اِلى رَبِّكَ يَوْمَءِذٍ الْمَسَاقُ

    (30) ila rabbike yevmeizinilmesaku
    O gün sevk (ancak) Rabbinedir

    1. ilâ rabbi-ke : senin Rabbine
    2. yevme izin : izin günü
    3. el mesâku : sevk

    ٣١

    فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّى

    (31) fela saddeka ve la salla
    Fakat ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı

    1. fe : o zaman, fakat
    2. lâ saddaka : tasdik etmedi
    3. ve lâ sallâ : ve namaz kılmadı

    ٣٢

    وَلكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّى

    (32) ve lakin kezzebe ve tevella
    Lâkin yalanladı ve yüz çevirdi

    1. ve lâkin : ve lâkin
    2. kezzebe : yalanladı
    3. ve tevellâ : ve yüz çevirdi

    ٣٣

    ثُمَّ ذَهَبَ اِلى اَهْلِه يَتَمَطّى

    (33) sümme zehebe ila ehlihi yetemetta
    Sonra gitti böbürlenerek ehline

    1. summe : sonra
    2. zehebe : gitti
    3. ilâ ehli-hî : kendi ehline, ailesinin yanına
    4. yetemettâ : gururlanarak, böbürlenerek

    ٣٤

    اَوْلى لَكَ فَاَوْلى

    (34) evla leke fe evla
    Sana yapılan yerinde, hem de tam yerinde

    1. evlâ : daha uygun, müstahak olma, haketme
    2. leke : sana
    3. fe : artık, bundan sonra
    4. evlâ : daha uygun, müstahak olma, haketme

    ٣٥

    ثُمَّ اَوْلى لَكَ فَاَوْلى

    (35) sümme evlaleke fe evla
    Sonra sana yapılan hem de tam yerinde

    1. summe : sonra
    2. evlâ : daha uygun, münasip, müstahak, haketme
    3. leke : sana
    4. fe : artık, bundan sonra
    5. evlâ : uygun, münasip, müstahak, haketme

    ٣٦

    اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

    (36) eyahsebul’insanu en yutreke suden
    İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyordu?

    1. e : mi
    2. yahsebu : zannediyor
    3. el insânu : insan
    4. en yutreke : terkedileceğini, bırakılacağını
    5. suden : başıboş, sorumsuz

    ٣٧

    اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِىٍّ يُمْنى

    (37) elem yeku nutfeten min meniyyin yumna
    Bir nutfe değil miydi? kendisi dökülen meniden

    1. e lem yeku : olmadı mı, değil mi
    2. nutfeten : nutfe, bir damla
    3. min meniyyin : meniden
    4. yumnâ : akıtılan, dökülen

    ٣٨

    ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّى

    (38) summe kane ‘alekaten fehaleka fesevva
    Sonra bir kan pıhtısı oldu ve (onu) yarattı ve şekil verdi

    1. summe : sonra
    2. kâne : oldu
    3. alakaten : bir alak, rahim duvarına bir noktadan asılı olan embriyo, cenin
    4. fe : bundan sonra, daha sonra
    5. halaka : halketti, yarattı
    6. fe : bundan sonra, daha sonra
    7. sevvâ : sevva etti, dizayn etti, programladı, düzenledi, biçim verdi

    ٣٩

    فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثى

    (39) fece’ale minhuz zevceynizzekere vel’unsa
    Ve ondan yarattı erkek ve dişi iki eş

    1. fe : sonra
    2. ceale : kıldı, yaptı
    3. min-hu : ondan
    4. ez zevceyni : iki eş, çift
    5. ez zekere : erkek
    6. ve el unsâ : ve dişi

    ٤٠

    اَلَيْسَ ذلِكَ بِقَادِرٍ عَلى اَنْ يُحْيِىَ الْمَوْتى

    (40) eleyse zalike bikadirin ‘ala en yuhyiyelmevta
    Bunları (yaratan) kadir değil mi? ölüleri diriltmeye

    1. e leyse : değil mi
    2. zâlike : bunlar
    3. bi kâdirin : kaadir olan, gücü yeten
    4. alâ : üzerine
    5. en yuhyiye : diriltmek, hayat vermek
    6. el mevtâ : ölüler

    76-İNSAN

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    هَلْ اَتى عَلَى الْاِنْسَانِ حينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيًْا مَذْكُورًا

    (1) hel eta alel’insani hiynüm mined dehri lem yekun şey’en mezkura
    Gerçekten insan üzerine geldi ki dehrden öyle bir zaman (o zaman insan) anılmayan bir şeydi

    1. hel : mi
    2. etâ : geldi, geçti
    3. alâ : üzerinden
    4. el insâni : insan
    5. hînun : sınırsız vakit
    6. min : den, dan
    7. ed dehri : uzun bir süre, uzun bir zaman
    8. lem yekun : henüz olmadı, değil
    9. şey’en : bir şey
    10. mezkûren : zikredilen, anılan

    ٢

    اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَليهِ فَجَعَلْنَاهُ سَميعًا بَصيرًا

    (2) inna halaknel’insane min nutfetin emşacin nebteliyhi fece’alnahu semiy’an basiyra
    Çünkü biz insanı yarattık karışık bir nutfeden onu deneyeceğiz böylece onu yaptık işiten, gören

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. halaknâ : yarattık
    3. el insâne : insanı
    4. min nutfetin : nutfe, bir damla
    5. emşâcin : karışık, (iki hücrenin) karışımı, birleşimi
    6. nebtelî-hi : onu imtihan edeceğiz
    7. fe cealnâ-hu : bu sebeple onu kıldık
    8. semîan : işiten
    9. basîran : gören

    ٣

    اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

    (3) inna hedeynahussebiyle imma şakirav ve imma kefura
    Gerçekten biz ona hidayet yolunu gösterdik ister şükür eden olsun ister nankörlük eden olsun

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. hedeynâ-hu : onu hidayet ettik, ulaştırdık
    3. es sebîle : sebîl, yol
    4. immâ : ama, fakat, ya – ya da, veya
    5. şâkiren : şükreden
    6. ve immâ : ve ama, fakat, ya – ya da, veya
    7. kefûren : küfreden, inkâr eden

    ٤

    اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرينَ سَلَاسِلَا وَاَغْلَالًا وَسَعيرًا

    (4) inna a’tedna lilkafiriyne selasile ve ağlalen ve se’iyren
    Çünkü biz hazırladık kâfirler için zincirler bukağılar (kelepçeler) ve kızgın bir ateş

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. a’tednâ : hazırladık
    3. li el kâfirîne : kâfirler için
    4. selâsile : zincirler
    5. ve aglâlen : ve demir halkalar
    6. ve saîran : ve çılgınca yanan ateş, alevli ateş

    ٥

    اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَاْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

    (5) innel’ebrare yeşrebune min ke’sin kane mizacuha kafura
    Muhakkak iyiler bir kadehten içerler içene kafur katılmış olan (kadehten)

    1. inne : muhakkak ki
    2. el ebrâra : ebrar olanlar
    3. yeşrebûne : içecekler
    4. min ke’sin : kadehten
    5. kâne : oldu
    6. mizâcu-hâ : onun mizacı, karışımı, terkibi, onun içindeki
    7. kâfûran : kâfur olan

    Sayfa:578

    ٦

    عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجيرًا

    (6) aynen yeşrebu biha ‘ibadullahi yufecciruneha tefciyra
    O kaynaktır ki ondan içerler Allah’ın kulları onu akıtırlar istedikleri yere

    1. aynen : pınar
    2. yeşrebu : içer
    3. bi-hâ : onu
    4. ibâdu allâhi : Allah’ın kulları
    5. yufeccirûne-hâ : onu akıtırlar
    6. tefcîren : fışkırarak, fışkıra fışkıra, gürül gürül

    ٧

    يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطيرًا

    (7) yufune binnezri ve yehafune yevmen kane şerruhu mustetiyren
    Adaklarını yerine getirirler günden korkarlar şerri her yere yayılmış olan

    1. yûfûne bi : ifa ederler, yerine getirirler
    2. en nezri : nezir, adak
    3. ve yehâfûne : ve korkarlar
    4. yevmen : gün
    5. kâne : oldu
    6. şerru-hu : onun şerri
    7. mustetîran : yayılan

    ٨

    وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلى حُبِّه مِسْكينًا وَيَتيمًا وَاَسيرًا

    (8) ve yut’imunet ta’ame ‘ala hubbihi miskiynen ve yetiymen ve esiyren
    Yedirirler sevdikleri taamlardan miskine yetime esire

    1. ve yut’ımûne : ve yedirirler
    2. et taâme : taam, yemek
    3. alâ hubbi-hî : ona sevgisi olan, sevdiği
    4. miskînen : fakir ve yoksullar
    5. ve yetîmen : ve yetimler
    6. ve esîran : ve esir olanlar

    ٩

    اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّهِ لَانُريدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا

    (9) innema nut’imukum livechillahi la nuriydu minküm cezaen ve la şukuren
    Biz ancak size yediriyoruz Allah rızası için (derler) sizden istemiyoruz bir karşılıkta bir şükür de

    1. innemâ : ancak, sadece
    2. nut’ımu-kum : sizi doyuruyoruz
    3. li : için
    4. vechi allâhi : Allah’ın Yüzü, Allah’ın Rızası
    5. lâ nurîdu : biz istemiyoruz
    6. min-kum : sizden
    7. cezâen : bir karşılık
    8. ve : ve
    9. lâ şukûren : bir teşekkür değil

    ١٠

    اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَريرًا

    (10) inna nehafu min rabbina yevmen ‘abusen kamtariyren
    Çünkü biz korkarız Rabbimizden sıkıntılı bir günün (azabından) kötü çehreli

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. nahâfu : korkuyoruz
    3. min rabbi-nâ : Rabbimizden
    4. yevmen : gün
    5. abûsen : asık yüz
    6. kamtarîran : belâlı, zor

    ١١

    فَوَقيهُمُ اللّهُ شَرَّ ذلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

    (11) fevekahumullahu şerre zalikelyevmi ve lakkahüm nadreten ve sururen
    Allah onları korur o günün şerinden onlara konur (yüzlerine) parlaklık ve sevinç

    1. fe : artık, oysa
    2. vakâ-hum(u) allâhu : Allah onları korudu
    3. şerra : şerr, kötülük
    4. zâlike : işte böyle
    5. el yevmi : gün
    6. ve lakkâ-hum : ve onları kavuşturdu
    7. nadreten : pırıl pırıl
    8. ve surûran : ve sürur, sevinç

    ١٢

    وَجَزيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَريرًا

    (12) ve cezahum bima saberu cenneten ve hariyren
    Sabırlarına karşılık ihsan eder cennet ve ipek libaslar

    1. ve cezâ-hum : ve onlara karşılığını verdi, onları mükâfatlandırdı
    2. bi-mâ : sebebiyle, dolayısıyla
    3. saberû : sabrettiler
    4. cenneten : cennet
    5. ve harîran : ve ipek (elbise)

    ١٣

    مُتَّكِينَ فيهَا عَلَى الْاَرَاءِكِ لَايَرَوْنَ فيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَريرًا

    (13) muttekiine fiha ‘alel’eraiki la yerevne fiha şemsen ve la zemheriyren
    Orada yaslanırlar koltukları üzerinde orada görmezler ne güneşin (sıcağını), ne de kışın soğuğunu

    1. muttekiîne : yaslanmış olanlar
    2. fî-hâ : orada
    3. alâ : üzerinde
    4. el erâiki : tahtlar
    5. lâ yeravne : görmezler
    6. fî-hâ : orada
    7. şemsen : güneş
    8. ve lâ : ve değil, yoktur, olmaz
    9. zemherîren : şiddetli dondurucu soğuk

    ١٤

    وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْليلًا

    (14) ve daniyeten ‘aleyhim zilaluha ve zullilet kutufuha tezliylen
    Üzerlerine gölgeleri sarkmış yaklaşmıştır meyveleri olgunlaşmış yenilmesi için

    1. ve dâniyeten : ve yakın
    2. aleyhim : onların üzerine, onlara
    3. zılâlu-hâ : onun gölgeleri
    4. ve zullilet : ve zelil yapıldı, (kolay koparılması için) yaklaştırıldı
    5. kutûfu-hâ : onun olgunlaşmış meyveleri
    6. tezlîlen : zelil olarak, emre hazır olarak

    ١٥

    وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِانِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَاريرَا

    (15) ve yutafu ‘aleyhim bianiyetin min fiddatin ve ekvabin kanet kavariyle
    Üzerinde dolaşırlar gümüşten kaplarla billurdan yapılmış sürahilerle

    1. ve yutâfu : ve tavaf edilir, etrafında dolaşılır
    2. aleyhim : onların
    3. bi : ile
    4. âniyetin : kap, kâse
    5. min fıddatin : gümüşten
    6. ve ekvâbin : ve kadehler
    7. kânet : oldu
    8. kavârîrâ : billur, sırça, kristal kadehler

    ١٦

    قَوَاريرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْديرًا

    (16) kavarire min fiddatin kadderuha takdiyren
    Kristal ve gümüşten billurlar ki, takdir ederek onu takdir etmişlerdir

    1. kavârîra : billur, sırça, kristal kadehler
    2. min fıddatin : gümüşten
    3. kadderû-hâ : onu takdir ettiler, belirlediler
    4. takdîren : miktarını takdir ederek, belirleyerek

    ١٧

    وَيُسْقَوْنَ فيهَا كَاْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَبيلًا

    (17) ve yuskavne fiha ke’sen kane mizacuha zencebiylen
    Orada içirilirler katkısı zencefil olan bir kadehten

    1. ve yuskavne : ve içirilir, sulanır, içecek sunulur
    2. fî-hâ : orada
    3. ke’sen : kadeh
    4. kâne : oldu
    5. mizâcu-hâ : onun karışımı, muhtevası, terkibi, içindeki
    6. zencebîlen : zencefil

    ١٨

    عَيْنًا فيهَا تُسَمّى سَلْسَبيلًا

    (18) ‘aynen fiha tusemma selsebiylen
    Bir kaynak ki orada, ismi sebsebil’dir

    1. aynen : pınar
    2. fî-hâ : orada
    3. tusemmâ : isimlendirilen
    4. selsebîlen : selsebîl, cennette bir pınarın adı

    ١٩

    وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَنْثُورًا

    (19) ve yetufu ‘aleyhim vildanun muhalledune iza reeytehum hasibtehum lu’luen mensuren
    Etraflarında dolaşır ebedileşmiş olan çocuklar onları gördüğün zaman saçılmış inci sanırsın

    1. ve yetûfu : ve tavaf eder, etrafında dolaşır
    2. aleyhim : onların
    3. vildânun : genç delikanlılar
    4. muhalledûne : halidin kılınmış olanlar, ölümsüz olanlar
    5. izâ raeyte-hum : onları gördüğün zaman
    6. hasibte-hum : onları sanırsın
    7. lu’luen : inci
    8. mensûren : saçılmış

    ٢٠

    وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَعيمًا وَمُلْكًا كَبيرًا

    (20) ve iza reeyte semme reeyte ne’iymen ve mulken kebiyren
    (Nereye) baksan sonra (yine) baksan bol nimet ve büyük bir mülk (görürsün)

    1. ve izâ raeyte : ve gördüğün zaman, baktığın zaman
    2. semme : orada
    3. raeyte : sen gördün
    4. naîmen : ni’metler
    5. ve mulken : mülk ve saltanat
    6. kebîren : büyük

    ٢١

    عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍ وَسَقيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

    (21) ‘aliyehum siyabu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullu esavire min fiddatin ve sekahum rabbuhüm şeraben tahuren
    Üzerinde elbiseler ince zarif ipekten, yeşil sırmalı ipekten süslenmişlerdir gümüşten bileziklerle Rableri onlara sunmaktadır tertemiz bir içecek

    1. âliye-hum : onların üstleri
    2. siyâbu : elbise
    3. sundusin : ince ipek
    4. hudrun : yeşil
    5. ve istebrakun : ve kalın ipek, atlas
    6. ve hullû : ve bezendiler, süslendiler
    7. esâvira : bilezikler
    8. min fıddatin : gümüşten
    9. ve sekâ-hum : ve onlara içecek sundu
    10. rabbu-hum : onların Rabbi, Rab’leri
    11. şarâben : içecekler, şaraplar
    12. tahûran : çok temiz (lezzetli)

    ٢٢

    اِنَّ هذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا

    (22) inne haza kane leküm cezaen ve kane sa’yukum meşkuren
    İşte bunlar sizin mükafatınız idi sizin ameliniz makbul oldu

    1. inne : muhakkak ki
    2. hâzâ : bu
    3. kâne : oldu
    4. lekum : sizin için, sizin
    5. cezâen : karşılık, mükâfat
    6. ve kâne : ve oldu
    7. sa’yu-kum : sizin çabalarınız
    8. meşkûran : şükre değer, teşekküre lâyık

    ٢٣

    اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْانَ تَنْزيلًا

    (23) inna nahnu nezzelna ‘aleykelkur’ane tenziylen
    Gerçekten biz indirdik kur’an’ı sana ayet ayet belirli aralıklarla

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. nahnu : biz
    3. nezzelnâ : indirdik
    4. aleyke : sana
    5. el kur’âne : Kur’ân
    6. tenzîlen : bölüm bölüm (âyet âyet) indirerek

    ٢٤

    فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اثِمًا اَوْ كَفُورًا

    (24) fasbir lihukmi rabbike ve la tuti’ minhüm asimen ev kefuren
    O halde sabret Rabbinin hükmüne tâbi olma onlardan hiçbir günahkara veya hiçbir kâfire

    1. fe ısbir : artık sabret
    2. li hukmi : hükmüne
    3. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
    4. ve lâ tutı’ : ve itaat etme
    5. min-hum : onlardan
    6. âsimen : günahkâr olanlar
    7. ev : veya
    8. kefûran : kâfir olanlar

    ٢٥

    وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَصيلًا

    (25) veskurisme rabbike bukreten ve asiylen
    Rabinin ismini zikret sabah ve akşam

    1. ve uzkur : ve zikret
    2. isme : isim
    3. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
    4. bukreten : sabah
    5. ve asîlen : ve akşam

    Sayfa:579

    ٢٦

    وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَويلًا

    (26) ve minelleyli fescud lehu ve sebbihhu leylen taviylen
    Gecenin bir kısmında o’na secde et o’nu tesbih et gecenin uzun (bir kısmında)

    1. ve min el leyli : ve geceden, gecenin bir kısmında
    2. fe uscud : artık secde et
    3. lehu : ona
    4. ve sebbih-hu : ve onu tespih et
    5. leylen : gece
    6. tavîlen : uzun

    ٢٧

    اِنَّ هؤُلَاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَ هُمْ يَوْمًا ثَقيلًا

    (27) inne haulai yuhibbunel’acilete ve yezerune veraehüm yevmen sekiylen
    Şüphesiz onlar acele(ciliği) seviyorlar bırakıyorlar önlerindeki pek ağır güne (âhirete yönelik amelleri de)

    1. inne : muhakkak ki
    2. hâulâi : işte onlar
    3. yuhıbbûne : seviyorlar
    4. el âcilete : dünyayı
    5. ve yezerûne : ve bırakıyorlar, terkediyorlar (atıyorlar)
    6. verâe-hum : arkalarına
    7. yevmen : gün
    8. sekîlen : ağır, zor, çetin

    ٢٨

    نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَا اَسْرَهُمْ وَاِذَا شِءْنَا بَدَّلْنَا اَمْثَالَهُمْ تَبْديلًا

    (28) nahnu halaknahüm ve şededna esrehum ve iza şi’na beddelna emsalehum tebdiylen
    Onları biz yarattık masraflarını biz bağladık dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz

    1. nahnu : biz
    2. halaknâ-hum : onları yarattık
    3. ve şedednâ : ve kuvvetlendirdik
    4. esre-hum : onların bağları
    5. ve izâ : ve olduğu zaman
    6. şi’nâ : biz diledik
    7. beddelnâ : bedel kılarız, değiştiririz
    8. emsâle-hum : onların emsalleri, benzerleri
    9. tebdîlen : bedel olarak, onların yerine

    ٢٩

    اِنَّ هذِه تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلى رَبِّه سَبيلًا

    (29) inne hazihi tezkiretun femen şaettehaze ila rabbihi sebiylen
    Muhakkak bu bir öğüttür artık dileyen tutar Rabbine doğru bir yol

    1. inne : muhakkak ki
    2. hâzihî : bu
    3. tezkiretun : nasihat
    4. fe : artık
    5. men : kim
    6. şâe : diledi
    7. ittehaze : edindi
    8. ilâ rabbi-hî : Rabbine
    9. sebîlen : bir yol

    ٣٠

    وَمَا تَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَليمًا حَكيمًا

    (30) ve ma teşaune illa en yeşaallahu innallahe kane ‘aliymen hakiymen
    Ama siz dileyemezsiniz Allah dilemeyince şüphesiz Allah bilen, hakimdir

    1. ve mâ teşâûne : ve siz dileyemezsiniz
    2. illâ : dışında, olmadıkça
    3. en yeşâe allâhu : Allah’ın dilemesi
    4. inne allâhe : muhakkak ki Allah
    5. kâne : oldu, idi
    6. alîmen : en iyi bilen
    7. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

    ٣١

    يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فى رَحْمَتِه وَالظَّالِمينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا اَليمًا

    (31) yudhilu men yeşau fi rahmetihi vezzalimiyne e’adde lehüm azaben elimen
    (O), koyar dilediğini rahmetine zalimler için de hazırlamıştır acıklı bir azap

    1. yudhılu : dahil eder
    2. men : kimse, kişi
    3. yeşâu : diledi
    4. fî rahmeti-hî : rahmetinin içine
    5. ve ez zâlimîne : ve zalimler
    6. eadde : hazırladı
    7. lehum : onlar için
    8. azâben : azap
    9. elîmen : elîm, acı

    77-MÜRSELAT

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

    ١

    وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا

    (1) velmurselati ‘urfen
    Birbiri ardınca gönderilenlere

    1. ve : andolsun, yemin olsun
    2. el murselâti : gönderilenler
    3. urfen : ardarda, marufla (irfanla)

    ٢

    فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا

    (2) fel’asifati ‘asfen
    Sonra estikçe esenlere

    1. fe : sonra, ayrıca, ve de
    2. el âsıfâti : şiddetle esenler
    3. asfen : şiddetli eserek

    ٣

    وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا

    (3) vennaşirati neşren
    Yaydıkça yayanlara

    1. ve : andolsun, yemin olsun
    2. en nâşirâti : yayanlar, neşredenler
    3. neşren : yayarak, dağıtarak

    ٤

    فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا

    (4) felfarikati ferkan
    Sonra ayrıldıkça ayıranlara

    1. fe : sonra, ve de
    2. el fârikâti : ayıranlara
    3. ferkan : ayırarak

    ٥

    فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا

    (5) felmulkiyati zikren
    Öğüt (için) bırakılanlara, yemin olsun

    1. fe : sonra, ve de
    2. el mulkıyâti : ilka edenler, bırakanlara
    3. zikren : zikir

    ٦

    عُذْرًا اَوْ نُذْرًا

    (6) ‘uzren ev nuzren
    (Gerek) özür, gerek uyarmak (için)

    1. uzren : mazerete özür olarak
    2. ev : veya
    3. nuzren : nezir olarak, uyarı olarak

    ٧

    اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ

    (7) innema tu’adune levaki’un
    Size vaat edilen muhakkak vuku bulacaktır

    1. İnne : muhakkak ki
    2. : şey
    3. tûadûne : size vaadedilen, vaadolunduğunuz
    4. le : mutlaka
    5. vâkıun : vuku bulacaktır, gerçekleşecektir

    ٨

    فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ

    (8) feizennucumu tumiset
    Yıldızlar söndüğü zaman

    1. fe : öyle ki
    2. izâ : o zaman ….. olmuştur
    3. en nucûmu : yıldızlar
    4. tumiset : ışıkları giderildi, silindi

    ٩

    وَاِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ

    (9) ve izessemau furicet
    Sema yarıldığı zaman

    1. ve izâ : ve o zaman ….. olmuştu
    2. es semâu : gök
    3. furicet : yarıldı

    ١٠

    وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ

    (10) ve izelcibalu nusifet
    Dağlar savrulduğu zaman

    1. ve izâ : ve o zaman ….. olmuştur
    2. el cibâlu : dağlar
    3. nusifet
    (nesf)
    : dağıldı
    : (yıkmak, dağıtmak)

    ١١

    وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ

    (11) ve izerrusulu ukkitet
    resuller tayin edilen vakitte toplandıkları zaman

    1. ve izâ : ve o zaman ….. olmuştur
    2. er rusulu : resûller
    3. ukkıtet
    (tekıt)
    : vakit bildirildi
    : (bir şey için bir vakit tayin etmek)

    ١٢

    لِاَىِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْ

    (12) lieyyi yevmin uccilet
    Hangi güne ertelenmişler

    1. li : için
    2. eyyi : hangi
    3. yevmin : gün
    4. uccilet : tecil edildi, ertelendi

    ١٣

    لِيَوْمِ الْفَصْلِ

    (13) liyevmilfasli
    Fasıl gününe

    1. li : için
    2. yevmi : gün
    3. el fasli : fasıl, ayırma

    ١٤

    وَمَا اَدْريكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ

    (14) ve ma edrake ma yevmulfasli
    Sana ne bildirdi? fasıl günü nedir?

    1. ve mâ edrâ-ke : ve sana bildiren nedir
    2. : ne (olduğu)
    3. yevmu : gün
    4. el fasli : fasıl, ayırma

    ١٥

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (15) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ١٦

    اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلينَ

    (16) elem nuhlikil’evveliyne
    Evvelkileri helak etmedik mi?

    1. e : mi
    2. lem nuhliki : biz helâk etmedik
    3. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

    ١٧

    ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاخِرينَ

    (17) sümme nutbi’uhumul’ahiriyne
    Sonra arkadan gelenleri de ekleyeceğiz

    1. summe : sonra
    2. nutbiu-hum(u) : onlara tâbî kılarız
    3. el âhırîne : diğerleri, arkadan gelenler

    ١٨

    كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمينَ

    (18) kezalike nef’alu bilmucrimiyne
    Böyle yaparız biz mücrimlere

    1. kezâlike : işte böyle
    2. nef’alu : biz yaparız
    3. bi el mucrimîne : mücrimlere, günahkârlara, suçlulara

    ١٩

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (19) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    Sayfa:580

    ٢٠

    اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهينٍ

    (20) elem nahlukküm min main mehiynin
    Biz sizi yaratmadık mı? hakir bir sudan

    1. e lem nahluk-kum : sizi biz yaratmadık mı
    2. min mâin : sudan
    3. mehînin : bayağı, adi, değersiz

    ٢١

    فَجَعَلْنَاهُ فى قَرَارٍ مَكينٍ

    (21) fece’alnahu fiy kararin mekiynin
    Sonra o suyu tutmadık mı? sağlam mekan da

    1. fe : sonra
    2. cealnâ-hu : onu kıldık
    3. : içinde, de
    4. karârin : yerleşme mekânı, bir karar yeri
    5. mekînin : sağlam, kuvvetli

    ٢٢

    اِلى قَدَرٍ مَعْلُومٍ

    (22) ila kaderin ma’lumin
    Belli bir zamana kadar

    1. ilâ : … e kadar
    2. kaderin : tayin edilen süre
    3. ma’lûmin : malûm, bilinen

    ٢٣

    فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ

    (23) fekaderna feni’melkadirune
    İşte biz takdir ettik ne güzel takdir ediciyiz!

    1. fe : işte böyle
    2. kadernâ : biz takdir ettik
    3. fe : bunu
    4. ni’me : ne güzel
    5. el kâdirûne : takdir edenler

    ٢٤

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (24) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٢٥

    اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًا

    (25) elem nec’alil’arda kifaten
    Biz yeri yapmadık mı? canlıların meskeni

    1. e lem nec’al(i) : kılmadık mı
    2. el arda : arz, yeryüzü, yer
    3. kifâten : toplanma yeri

    ٢٦

    اَحْيَاءً وَاَمْوَاتًا

    (26) ahyaen ve emvaten
    Diriler, hem de ölüler (için)

    1. ahyâen : hayy olanlara, dirilere, canlılara
    2. ve emvâten : ve ölülere

    ٢٧

    وَجَعَلْنَا فيهَا رَوَاسِىَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا

    (27) ve ce’alna fiha revasiye şamihatin ve eskaynaküm maen furaten
    Oraya koyduk size sabit ulu (dağlar) size içirdik tatlı bir su

    1. ve cealnâ : ve kıldık, yaptık
    2. fî-hâ : orada
    3. revâsiye : sabit dağlar
    4. şâmihâtin : yüksek
    5. ve eskaynâ-kum : ve sizi biz suladık (içecek su verdik)
    6. mâen : su
    7. furâten : tatlı

    ٢٨

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (28) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٢٩

    اِنْطَلِقُوا اِلى مَاكُنْتُمْ بِه تُكَذِّبُونَ

    (29) intaliku ila ma küntüm bihi tukezzebune
    Azaba gidin kendisini yalanladığımız

    1. intalikû : (ayrılıp) gidin
    2. ilâ : … a
    3. : şey
    4. kuntum : olduğunuz
    5. bi-hî : onu, kendisini
    6. tukezzibûne : yalanlıyorsunuz

    ٣٠

    اِنْطَلِقُوا اِلى ظِلٍّ ذى ثَلثِ شُعَبٍ

    (30) intaliku ila zillin ziy selasi şu’abin
    Gölgesine buyurun (haydi cehennemin) üç direkli

    1. intalikû : gidin
    2. ilâ : … e
    3. zıllin : gölge
    4. : sahip
    5. selâsi : üç (3)
    6. şuabin : şuab, bir tekten ayrılan kısımlar, şube, bölüm, çatallanmış kısımlar

    ٣١

    لَا ظَليلٍ وَلَا يُغْنى مِنَ اللَّهَبِ

    (31) la zaliylin ve la yuğniy minellehebi
    Ne gölgelendirir, ne de alevden korur

    1. lâ zalîlin : gölgeli yapmaz, gölgelendirmez
    2. ve lâ yugnî : ve fayda vermez, faydası olmaz
    3. min el lehebi : yakıcı alevden

    ٣٢

    اِنَّهَا تَرْمى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ

    (32) inneha termiy bişererin kelkasri
    O, atacaktır saray gibi kıvılcımlar

    1. innehâ : muhakkak ki o
    2. termî : atar
    3. bi şerarin : kıvılcımlar
    4. ke el kasri : köşk gibi, saray gibi

    ٣٣

    كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ

    (33) keennehu cimaletun sufrun
    sanki sarı deve sürüleridir

    1. keenne-hu : sanki o … gibi
    2. cimâletun : erkek develer
    3. sufrun : sarı

    ٣٤

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (34) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٣٥

    هذَا يَوْمُ لَايَنْطِقُونَ

    (35) haza yevmu la yentikune
    Bugün onlar konuşamayacaklardır

    1. hâzâ : bu
    2. yevmu : gün
    3. lâ yentıkûne : konuşamayacaklar, konuşamazlar

    ٣٦

    وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

    (36) ve la yu’zenu lehum feya’tezirune
    Kendilerine izin verilmez ki özür dilesinler

    1. ve lâ yu’zenu : ve izin verilmez
    2. lehum : onlara
    3. fe : artık, öyle ki, ki
    4. ya’tezirûne : özür dilerler, özür beyan ederler

    ٣٧

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (37) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٣٨

    هذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلينَ

    (38) haza yevmulfasli cema’nakum vel’evveliyne
    Bu fasıl günüdür sizden evvelki ümmetleri topladık

    1. hâzâ : bu
    2. yevmu : gün
    3. el fasli : ayırt etme, ayrılma
    4. cema’nâ-kum : sizi birarada topladık
    5. ve el evvelîne : ve evvelkileri, öncekileri

    ٣٩

    فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكيدُونِ

    (39) fein kane lekum keydun fekiyduni
    Eğer sizin bir hileniz varsa hemen bana hile yapın

    1. fe : artık, haydi
    2. in : eğer
    3. kâne : oldu, var
    4. lekum : sizin
    5. keydun : hile, tuzak
    6. fe : artık, hemen
    7. kîdû-ni : hile yapın, tuzak kurun

    ٤٠

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (40) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٤١

    اِنَّ الْمُتَّقينَ فى ظِلَالٍ وَعُيُونٍ

    (41) innelmuttekiyne fi zilalin ve ‘uyunin
    Şüphesiz takva sahipleri gölgelerde kaynak başlarındadır

    1. inne : muhakkak ki
    2. el muttekîne : muttaki olanlar, takva sahipleri
    3. fî zılâlin : gölgelerde
    4. ve uyûnin : ve pınarlar, pınarbaşları

    ٤٢

    وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

    (42) ve fevakihe mimma yeştehune
    Meyvelerin (içindedirler) ve canlarının istediği şeylerin

    1. ve fevâkihe : ve meyveler
    2. mimmâ : şeylerden
    3. yeştehûne : iştah duyarlar, canları ister

    ٤٣

    كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنيًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

    (43) kulu veşrebu heniy’en bima küntüm ta’melune
    Yeyin, için yaptıklarınıza karşılık, afiyet (olsun)

    1. kulû : yeyin
    2. ve işrebû : ve için
    3. henîen : afiyetle
    4. bi-mâ : sebebiyle, dolayısıyla
    5. kuntum : siz oldunuz
    6. ta’melûne : yapıyorsunuz

    ٤٤

    اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

    (44) inna kezalike neczil muhsinine
    İşte biz böyle mükafatlandırırız (güzel) amel sahiplerini

    1. innâ : muhakkak ki biz
    2. kezâlike : işte böyle
    3. neczî : biz karşılğını veririz, mükâfatlandırırız
    4. el muhsinîne : muhsinler

    ٤٥

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (45) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٤٦

    كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَليلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ

    (46) kulu ve temette’u kaliylen innekum mucrimune
    Yeyin ve biraz da zevk yapın çünkü siz mücrimlersiniz

    1. kulû : yeyin
    2. ve temetteû : ve metalanın, faydalanın, yararlanmak
    3. kalîlen : az, biraz
    4. inne-kum : muhakkak ki siz
    5. mucrimûne : cürüm, günah, suç işleyenler

    ٤٧

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (47) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٤٨

    وَاِذَا قيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَايَرْكَعُونَ

    (48) ve iza kiyle lehumurke’u la yerke’une
    Onlara “rüku edin” denildiği zaman rüku etmezler

    1. ve izâ kîle : ve ….. denildiği zaman
    2. lehum(u) : onlara
    3. irkeû : rükû edin
    4. lâ yerkeûne : rükû etmezler

    ٤٩

    وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

    (49) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
    Vay o gün haline! yalanlayanların

    1. veylun : vay haline (veyl olsun)
    2. yevmeizin : izin günü
    3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

    ٥٠

    فَبِاَىِّ حَديثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

    (50) febieyyi hadiysin ba’dehu yu’minune
    Artık hangi hadiseye bundan sonra inanacaklar?

    1. fe : artık
    2. bi eyyi : hangisine, hangisi
    3. hadîsin : söz
    4. ba’de-hu : ondan sonra, bundan başka
    5. yu’minûne : inanırlar, inanacaklar

Mahsenli Ali Efendi

Muhammed Sıddık Haşimi

EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin…

Nuru Şems
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: